kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Köy Maceram + Ensest

İçinizde yaşayanlar vardır. Ya da deli gibi bunun fantezisini kuranlar. Ya da nasıl bir şey olduğunu merak edenler... Ben ikinci gruptanım. Deli gibi fantezisini kuranlardan. Genellikle amca - dayı - kuzen olur zaten bu fanteziler. Ya da biraz daha uzak akrabalar. Ama ben artık beklemek istemiyordum.

Genellikle amca - dayı - kuzen olur zaten bu fanteziler. Ya da biraz daha uzak akrabalar olur dedik...
Çok daha yakınların fantezisini kuran milyonlarca insan da var.
Ama o kadar ileri gitmek istemediğimi biliyorum.
Ensest konusundaki şahsi fikrimi sorarsanız da,
bence bireyler belirli bir olgunluğa eriştikten sonra, sonuçlarını kabul ederek iki tarafın da rızası ile istedikleri her şeyi yaşayabileceklerini düşünüyorum. Bireyler psikolojik olarak zarar görmediği ya da aile dinamikleri bozulmadığı sürece, bence yapılabilir. Ancak bir sınır olmalı: İsteyerek yapılsa bile söz konusu ilişki çekirdek aile bireyleri arasında O-LA-MAZ. Buna net bir şekilde karşıyım. Ebeveynler ve kardeşler kesin bir şekilde denklem dışı kalmak zorunda, ve tespit edildiğinde de en ağır bir şekilde cezalandırılmalı.

Başlıyorum.

Bundan yıllar önce, lise üç yeni bitmişti.
Babam yazları akrabalarını ziyaret ederdi. Fakat annem babamın akrabalarından tiksindiği için kesinlikle ailecek gitmezdik. Babam bu sefer yanına beni almaya karar verdi.
Yazın beni alarak amcasının evine götürecekti. Birkaç hafta kalıp geri dönecektim, çünkü malum, ÖSS fırtınası başlayacaktı.
Gittiğimiz yer bir köydü elbette, ki bu sayede birden fazla fantezimi gerçekleştirmiş olacaktım.
Yoldayken, "köyün çobanıyla otlaklarda, ahırda biriyle, kümeste bi akranımla, ırmağın kenarında oynayan gençlerle, köyün muhtarıyla, kahvedeki adamlardan bir ikisiyle, bi de mümkünse henüz tanışmadığım uzak akrabalarımdan biriyle yatarım ve benim için çok karlı, dolu dolu bir tatil olur oley o em ci çok mutluyum" şeklinde düşünüyordum.
Daha önce hiç köy görmemiştim. Haliyle heyecanlıydım.

Köye vardığımızda büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaştım doğrusunu söylemek gerekirse. Bize televizyonda ya da kitaplarda anlattıkları gibi muhtar, köy kahvesi gibi libidoyu doruğa çıkaracak kavramların hiçbirisiyle karşılaşmadım. Aralarında yaklaşık ellişer metre olacak şekilde evler, sümüklü çocuklar... Kümes hemen evin dibindeydi, orada kimseyle bir şey yaşayamazdım. Yani fantezilerimin yarısı daha köye adım atar atmaz elendi. Ama asıl şoku birkaç dakika sonra yaşayacaktım. Ahır yoktu...

Evet gerçek bir travmaydı o an benim için.
Saatler boyu babamın uyduruk arabasında, o siktiğim temmuz sıcağında, gün ortasında terleye terleye, babamın amına koduğum ter kokusunu çekerek yaptığım yolculuğa boyunca ahırları, köy muhtarlarını düşünerek katlanmıştım.

Şimdi lanet olası köyde, güneşin altında, tamamıyla çorak bir coğrafyada, şalvarlı teyzeler ve götveren tavuklarıyla başbaşa kalmıştım oysa.

İlk önce insanlarla tanıştım ve hemen tuvalete gittim. Bir sigara yaktım. Sakinleşmeliydim ve iyice bir hesap/plan yapmalıydım.
Köydeydim.
Gün boyu 40 derece sıcaklık vardı.
Ahır yoktu.
Kümes hemen evin dibindeydi ve tavuklardan bir tanesi sürekli içinde oturuyordu. Eğer o tavuğu öldürebilirsem evde kimse yokken kümeste seks fantezimi gerçekleştirebilirdim. Bunu aklımın bir köşesine yazdım.
Evler birbiriyle dip dibe değildi, yani birileriyle tanışıp yaz gecesi evin damında kendime tecavüz ettirme fantezimi askıya almak zorunda kalabilirdim.
Evde iki sümüklü çocuk, bi yaşlı teyze, bi de amca vardı. Yani ortam yoktu.
Eve misafirler gelir miydi acaba?
Ve ben iki hafta buraya tıkılıp kalmıştım.

Moralimi bozmamaya karar verdim ve akşama kadar oyalandım. Gece olunca etrafa göz gezdirdim. Yarın tüm enerjimi toplayıp elimdeki fırsatları en iyi şekilde değerlendirmeye uyanmalıydım.


Fakat birkaç dakika sonra ikinci şokumu yaşayacaktım. Evin damı yoktu. Ve damı olan evlerde de insanlar damda uyumuyordu.


Sonraki birkaç gün duruma adapte olmaya çalıştım ve yanımda getirdiğim kitabı okumaya başladım. İki hafta boyunca dayanacaktım ve sonra yeniden medeniyete dönecektim. Ne yapalım, kaderimde çoban yokmuş... Ama okuduğum kitap her şeyi berbat ediyordu. Dünyadaki bütün mutsuz gaylerin yapacağı gibi V.C. Andrews okuyordum. Ancak çok yanlış bir kitabını seçmiştim. "Çatı" serisinden "Çatıdaki Rüzgar"... Bu kitabı belki bilenleriniz vardır, gerçi sizin entelektüel seviyeniz Serdar Ortaç'tan ibaret eminim ama... Bu kitaptaki yetim kız üvey abisiyle ensest bir aşk yaşarken, bir yandan da kendisini evlat edinen olgun-yakışıklı-kaslı doktorla seks yapıyor.

v.c. andrews, çatıdaki rüzgar, gay seks hikayeleri, ensest seks hikayeleri, gay blog, gay seks, Anılarım - Tecrübelerim, köyde seks, ahırda seks,

Arabada gelirken kurduğum tüm fanteziler yeniden canlanıyordu. V.C. Andrews'a okkalı bir küfür salladıktan sonra kitabı bıraktım ve eve gelen misafirlerin yanına gittim. Misafirler genelde babamın kuzenleri oluyordu. Bu akşamki misafir büyük kuzen Hakan'dı. Hakan abi iki çocuk babası, hafif göbekli, otuz beşlerinde, cildi olgunluğunu henüz tamamlamış, saçları hafif seyrelmeye başlamış bir adamdı.

Bu ne demek?

Hakan benim için tam bir avdı demek.
Ben Hakan'la birlikte köyden kaçma planları yaparken, mola verdiğimiz yerlerde onun göbeğinde yıldızlara bakarak sigara içtiğimi hayal ederken, yemek sofrası kuruldu.

Yemekten sonra Hakan benimle muhabbet etmeye başladı. Bundan cesaret aldım ve sessizce sigara içmek istediğimi, bunun için yürüyüşe çıkacağımı söyledim. Tabi ki bana eşlik etmeye karar verdi.

Evden biraz uzaklaştık ve muhabbet ederek yürümeye başladık.
Ama adamda tık yok.
Ve ben deli gibi paslanmışım.
Adama mesaj vermek için yapmadığım bok kalmadı.
Tam yeni yeni planlar üretmeye başlamıştım ki, "Geri dönelim mi?" dedi.
Ben? Şok.
Hakan? Ardına bakmadan eve yürüyor.
Saftirik Hakan diye geçirdim içimden, ve o gece otsbir çekerek uyumak zorunda kaldım.
Bari bi kere dokunsaydım...

Ertesi gün köyü keşfe çıktım.
Ahır, çoban, ırmak olmadığı bilgisinin üstüne, bi de köy kahvesinin köyün içinde olmadığını öğrendim.
Ayrıca ortalıkta muhtar diye biri de yoktu.
Buranın köy olduğundan şüphelenmeye başlamıştım.
Belki de annem haklıydı.
Belki de babamın akrabaları canlarının istediği yere ev yapan ve çağımızın köy normlarını reddederek mal gibi yaşayan insanlardı.
Böyle köy olmazdı.
Olamazdı yani...
Şehre geri döndüğümde yaşadığım şokları tek başıma atlatamayacağıma ve okul açılmadan önce bir kliniğe yatıp profesyonel yardım almaya karar verdikten sonra gazete almaya karar verdim.
Posta gazetesinde Haydar Dümen okumak bile bu köyden daha çok azdırırdı beni.

Derken o akşam babamın bir başka kuzeninin geleceğini öğrendim ve yeniden umutlarım coşmaya başladı.
Ve geldiler...
Bu sefer Kazım abi geldi.
Kazım adını duyunca heyecanlanmayın hemen.
Ben de karısını boşayıp beni kaçıracak ve bir göl kıyısında çıplak elleriyle bana pembe panjurlu bir ev inşa edecek yapılı bir adam beklerken, Kazım bir hobit çıktı.
Hem de zayıf bir hobit.
Kazım bütün gün insanlara tuttuğu balıkları ve o balıklarla yaşadığı ilginç şeyleri "hahaa" "zaaa balık tuttum bak lo :p" modunda anlatırken, libidom telafi edilemeyecek bir zarar almıştı. Ve ben tam uyumaya hazırlanırken Kazım'ın kendi gibi hobit ve kara karısı beni mutfağa çekti, bir sigara ikram etti ve dedikodu yapmaya başladı.
En azından köyde teyzelerle dedikodu yapma fantezimi gerçekleştirdim diyecektim ama söz konusu çok sevdiğim halalarımdı. Bu nedenle zaten büzülmüş olan libidom beni tamamıyla terk etti, ve uyumaya çekildim.

Ertesi sabah benim onları ilk ziyafet edişimin şerefine babamın amcası bir horoz kesti. Ve benim bir anda moralim düzeldi. Daha önce hiç horoz eti yememiştim. En azından değişik bir şeyler yiyecektim.
Adam horozu yolarken ağzımın suyu aka aka izledim.
Babamın suratsız ve sürekli beli ağrıyan yengesi horozu pişirdi.
Ve yeni bir şok yaşadım.
Horoz eti kahverengiydi.
Ve kemik doluydu.
Ve tadı da bok gibiydi.
Bütün gün bunun için mi beklemiştim?
Aç kalmak için?
Tüm yemek boyunca insanlara çaktırmadan ekmek arası hardal yedim ve yeniden uykuya çekildim.

Depresyona giriyordum.
Yataktan çıkmıyordum.
Ve en kötüsü de yanımda hiç Prozac getirmemiştim.
Neden?
Çünkü fantezilerimi gerçekleştirmekten vakit bulamayacaktım depresyona girmeye... Güya...

Yaşam enerjim vücudumdan çekilirken, tavuklar susmadan gıdaklar iken, ve SMS paketim bitmiş iken...
Ben kendimi ölümün soğuk kollarına bırakmaya hazırlanırken...
O geldi...
1.90 boyuyla, 45 numara ayaklarıyla, kumral saçlarıyla, upuzun parmakları ve insanı delirten bir pantolon kabarıklığıyla...
Babamın ortanca kuzeni çocuklarını ziyaret etmek için gelmişti.

Çocuklarını?
Serkan abi tam bir orospu çocuğuydu ve ailede kimse onu sevmiyordu.
Karısı öldükten sonra iki küçük kızını annesi ve babasının evine bırakmış, bir kadınla evlenmiş ve onları terk etmişti.
Ana yolda bir restoranda döner ustasıydı.
Benden en az 15 cm daha uzundu.
Tam bir embesildi.

Bu ne demek?
Bu benim son şansım demek.
Ve hayatımın en karlı gecelerinden olacak demek.
Neden mi?
Orospu çocuğu, kumral, upuzun, dul, aynı zamanda evli, döner ustası, ve embesil.
Tam 7 özellik.
Kendi kendime tekrar ettim.
Oç, kumral, uzun, dul, evli, döner ustası, embesil...
Tam 7 fantezimi aynı anda gerçekleştirebilirdim.
Daha önce sadece iki üç tanesini aynı anda gerçekleştirebilmiştim.
Şoför, evli, embesil...
Zengin, boşanmış...
Ya da hademe, yaşlı, ve çirkin gibi...
İlk defa 7 gibi bir rakam...
7 fantezi bir arada...
Ben şoklara girip girip çıkarken, heyecandan titrememi bastırmaya çalışırken yemek yendi.
Serkan oldukça hoş sohbet biriydi, ve çok rahattı.
İnsanların ondan nefret ettiğini bilmesine rağmen, bundan hiç rahatsızlık duymadan oturabiliyordu.
Ya da gerçekten embesil ötesiydi ve bu nefretten ve arkasından konuşulanlardan haberi yoktu, ya da anlamıyordu.
İki durumda da libidomu tavana çıkarıyordu.
Boş gezenin boş kalfasıydı...
Ve bacaklarını ayırarak, tam bir köylü gibi oturuyordu, ki işte o an ona aşık olduğumu biliyordum.

Köye geldiğimden beri kezbanlaşmıştım... Farkındaydım...
Bacaklarını ayırarak oturan erkeklerden dayak yediğimi ve bana tecavüz ettiklerini hayal edecek noktaya geldiysem,
artık kesinlikle bir kezbandım.

Hakan abi üzerinde oynadığım oyunu Serkan üzerinde de oynamaya karar verdim.
Ve bana birkaç dakika sonra sigara içmek bana eşlik ediyordu.
Neyse ki kendi de sigara içiyordu da Hakan orospusunun yaptığı gibi sıkılıp geri dönme riski yoktu.
Muhabbeti güzeldi, her şeyden konuşabiliyorduk. Rahattım.
Ama muhabbeti istediğim yere getirmem gerekiyordu, böyle giderse zamanım tükenecekti.
Konuyu ne yapıp edip bir şekilde yakışıklı olmaya tipe vs. getirdim.
"Bence sen çok yakışıklısın yani Serkan abi :)" demeyi başardım sonunda.
"Hmm öyle mi yaw" gibi bir şey söyledi. Çok da sikine taktığını sanmıyordum.
Sigaralarımız bittikten sonra eve döndük. Yarım saat kadar çay içtikten sonra Serkan "Sıkıldım yaa, bi köy kahvesine mi gitsek?" dedi.

Nihayet...
Tabi ki evet dedim. Kalktık ve yürümeye başladık. Köy kahvesi de hakkaten uzakmış...
Tarlalardan çalılardan geçtik... Yol boyunca muhabbet ettik.
Kahveye geldiğimizde çay söyledik.
Ne yapacağımı biliyordum.
Yolda yürürken her şeyi planlamıştım.
İlk önce konuyu şehir hayatına getirdim.
İkinci adım: Şehir hayatının bozulan yönlerinden bahset.
Üçüncü adım: Şehir hayatının bozulan yönlerini sekse getir.
Dördüncü  ve vurucu adım: "Valla Serkan abi bildiğin gibi değil, parklarda bile insanlar seks avına çıkıyor artık, koca koca adamlar oğlan arıyorlar yani... Şehir hayatı çok hareketli tabi..."
Serkan dinlerken "Hmm... Hmmm..." falan gibi sesler çıkarıyordu. Bir an acaba çok mu abarttım diye şüphelendim. Ama o sırada masamıza bir adam geldi ve okey oynayalım dedi. Serkan da hemen atladı. Heralde benden sıkıldı diye düşündüm hemen kabul edince. Ben de sinirimi oyundan çıkardım ve hepsinin eline verdim gayet de...
Sonra eve yürüdük.
Yol boyunca havadan sudan konuştuk.
Bundan sonra konuşulanların önemi yoktu, ve konuyu tekrar aynı yere getiremezdim.
Ölüm vuruşu hakkımı parklardaki oğlancılar konusunu konuşarak kullanmıştım zaten.
Eve döndüğümüzde babam ve amcası odalarına çekilmiş uyumuşlardı.
Babamın yengesi oturuyordu.
Serkan abi oturma odasında uyuyacaktı. Onun yatağı hazırdı. Ben de bir koltuğa kuruldum.
Serkan abi televizyonu açtı ve yatağına uzanıp izlemeye başladı.
Serkan abinin annesi (babamın yengesi) bir türlü içeri gitmiyordu. Kadının çenesi açılmıştı. Bütün gün oturmaktan sıkıldı heralde diye düşündüm, kadına cevaplar yetiştiriyorduk ikimiz de. Yok tavuklar çok kilo almış, yok sivrisinekler bi şey yapmıyoz diye iyice şımarmış, yok yan evdeki Necla içesine orospulanmaya başlamış... Sonunda Serkan abiye gına geldi ve "Anne hadi yatsana artık..." dedi. Kadının ağzı götüne dönerken sevinçten kendimden geçiyordum.

Ama bir yandan da tutuşmuştum. Çünkü belki annesini gönderdikten sonra uyumak isteyecekti. Adam pehlivan gibi döner ustası sonuçta... Ertesi gün işe gitmesi gerek, mola veren sürücülere o pandik pandik parmaklarıyla çıtır çıtır dürümler, kebablar yapması gerek...

Meymenetsiz yenge söylene söylene de olsa odasına çekilmeye gitti. Serkan abi bir süre zap yaparak vakit geçirdi, pek benden için oralı olmuyordu. Ben de sessiz sessiz oturuyordum. Derken şu kanal iyi mi bura iyi mi falan diye fikrimi sormaya başladı. Yani köy yerinde uydu olsa kaç yazar? Babamın götlek amcası paralı kanallara abone olcak da Serkan abi onlara denk gelcek de ölme eşşeğim ölme...

Bir süre sonra Serkan abiye iyice gözlerimi diktim. Bunun farkındaydı bence. Yani hayvan olsa anlar baktığımı, o derece baktım... Ve nihayet zafer benimdi...

Serkan abi yorganı beline kadar çekmişti. Elini pantolonundaki kabarıklığa götürdü ve kumandayı tam bu kabarıklığın üzerine bıraktı. Ve tahminlerim de yanılmıyordum. Ayakları ve parmakları büyük olup aynı anda da boyu uzun olan birinin penisi mutlaka devasadır teorisi bir kez daha kendini kanıtlıyordu ve bir kanun olma yolunda ilerliyordu.

Gözlerimi kabarıklıktan alamazken, ne yapmam gerektiğine karar vermek zorunda olduğumu fark ettim. Ve cesareti toplayarak rulet oynadım. Evet, rulet...

"Ben de yanına geliyim mi Serkan abi?"

Nasıl da masumdum, nasıl da çocuk gibi yalvarmıştım adeta...
Nasıl da açtım...
Aç KTOG!

Serkan abi bu soruya açık açık cevap vermedi.
"Hmm... Ihh..." gibi ne anlama geldiğini çözemediğim sesler çıkardı, fakat bunları yaparken yorganı çekerek yatakta biraz yana kaydı. Yani bana yer açtı. Sessiz bir davet...

Rüyalarım gerçek oluyordu. Ama halen emin değildim. Yani sonuçta herkes birbirinin yanında uzanıp televizyon izleyebilirdi, ya da herkes birbiriyle yanyana uyuyabilirdi. Hemen fesatlaşmaya gerek yoktu, zira sonunda göt olabilirdim, ya da hevesim kursağımda kalmış bi şekilde kendi odama dönmek zorunda kalabilirdim.

Oturduğum yerden kalktım ve yanına uzandım. Koca kıçımla yatağa yerleşmek biraz vaktimi aldı ama sonunda dibine sokulmayı başardım. Ve yorganı üzerimize çektim. Bu hamle çok önemlidir, yani böyle bir şey yaşarsanız aklınızda olsun diye söylüyorum. Yorgan açıkken hamle yapmanız risklidir. Oysa yorgan sizi korur, yaptığınız hamlelerin kesinliğini ortadan kaldırır, yanlış anlaşılmalara ve telafilere yer bırakır. Yorgan önemlidir.

Bir süre sessizce televizyona baktıktan sonra kumandanın halen aynı yerde odluğunu fark ettim. Yerini değiştirmemişti, kumanda halen penisinin üzerindeydi. Elimi yorganın altından hafifçe önündeki kabarıklığa götürdüm. Kumandayı buldum, ve kumandayı almaya çalışırken özellikle kavrayamamaya dikkat ettim ki yeniden kavramayı denediğim her seferinde penisine dokunabiliyordum. Nasıl da sertleşmişti!

Birkaç kavrama deneyişinden sonra kumandayı kavramaya çalışmaya çalışmaktan vazgeçtim ve elimi olduğu yerde bıraktım, tam penisinin üzerinde... Tepki vermiyordu. Kıpırdamıyordu bile. Aynı embesil pozuyla televizyona bakmaya devam ediyordu. Parmaklarımı hafifçe kımıldatmaya başladım. Tepkisizliği bana korkuyla karışık cesaret veriyordu, ki zaten belirsizliğin olduğu sevişme ya da seks en güzelidir, bu böyle biline.

Bir süre önündeki kabarıklıkla oynadım. Başını hafif bana doğru çevirdiğini hissetmiştim ve bana baktığına emindim. Ben de cesaretimi toplayarak başımı sağa çevirdim ve göz göze geldik.

Yaptığım analizlerde haklıydım. Serkan bir embesildi. Sırıtarak bana bakıyordu ve "Napıyon?" dedi.

"ii sn?" dedim. Evet verdiğim cevap buydu, ben artık yerleşik bir kezbandım.

Ama benim için asıl breakpoint yeni başlıyordu. Onu öpecektim.
Eğer karşılık verirse, ya da öpmeme ses çıkarmazsa, bu gece sandığımdan daha güzel geçecekti.
Eğer karşılık vermezse ya da ben onu öpmeye çalıştığımda bunu bir şekilde engellerse, ya ben çok bozulduğum için ağlayacaktım, herkes başımıza toplanacaktı, ya da basit bir oral ve belki üstüne bir anal ile en nefret ettiğim seks tipini yaşayacaktım. Sonunda onu elde ettiğim için belki bir miktar tatmin olabilirdim, ama o gece kesinlikle mutlu olmazdım. Biliyordum.

Artık son aşamaya gelmiştim. Öpücük en önemli test aracıydı. Denemeliydim. Ne olacaksa olsun artık diyerek dudaklarına yapıştım. Dudaklarını aralamadı. Ama benim onu öpmem için dudaklarını aralamasına gerek yoktu, çünkü dudakları ideal boyutlardaydı ve o aralamadan da gayet öpülebiliyorlardı. Zaten bir süre sonra aralama işini onun yerine ben yapıyordum kendi dudaklarımla.

Bana karşılık vermedi, ama beni durdurmaya da çalışmadı. Yatağa girdiğim ilk andaki gibi hareketsiz duruyordu. Hiçbir yeri kıpırdamıyordu ve adeta taş kesilmişti. Ya büyük bir şok yaşıyordu, ya en fazla ne kadar ileri gideceğimi görmek istiyordu, ya da hoşlanmıştı ama daha önce hiç böyle bir şey yaşamadığı için ne yapacağını bilmiyordu. Her üç durumda da bir süre daha onu öpmeye devam edebilirdim.

Benim için ilginç tecrübeydi. Çünkü daha önce birini öperken bu kadar zevk aldığımı hiç hatırlamıyorum. Dudakları sıcacıktı, aslında bu kelime yeterli değil. Belki çok klasik, ama kitaplarda kullanılan "dudakları alev gibi yanıyordu" ifadesinin gerçekten de var olabileceğini ilk defa tespit ediyordum. Zaten genetik olarak ciltleri kusursuzdu, sadece Serkan değil, kardeşleri de öyleydi. Dudakları mükemmeldi, ve üstüne üstlük yanıyordu. Bir yandan öperken bir yandan da elimle penisini kavramaya devam ediyordum. Oldukça büyük bir penisi olduğu için sevinçten kudurmuştum zaten, ama istediğimden fazlasını bulmuştum. Sıkı bir beden, geniş omuzlar, harika dudaklar...

Bir beş dakika ben onu öpmeye devam ettim. O halen karşılık vermiyordu, beni de durdurmaya çalışmıyordu. Arada "napıyosun", "niye böyle yapıyosun" gibi şeyler soruyordu, ama bu soruların hiçbirini sikime takmadım ve cevap verme zahmetine de girmedim.

Neden mi?

Çünkü böyle bir heteroseksüeli ayartmaya çalışıyorsanız, suçu tamamen siz üstlenmelisiniz. Tabi ki yaptığımız şey suç ya da ayıp değil, ama heteroseksüellerin bize ve bizim ilişkiye girme tarzlarımıza bakış açıları malum. Bundan hoşlanmıyorlar. Ha olur da bir heteroseksüeli sizinle ilişkiye girecek noktaya getirirseniz, sakın ona "sen de seviyorsun, sen de beni istiyorsun" gibi şeyler söylemeyin. Heteroların gururu vardır, ve bir erkekle ilişkiye girmeyi kendilerine yediremezler. Unutmayın, o sizinle ilişkiye girmiyor, siz onunla ilişkiye giriyorsunuz. Hetero kendisine sürekli bu yalanı söyler, ve siz de buna destek vermelisiniz. Eğer sonuna kadar gitmek istiyorsanız çenenizi kapalı tutun, ve işiniz bittikten sonra size dönüp "ne adamsın yaa bize yaptırdığına bak" falan derse sakın karşılık vermeyin. Onu pohpohlayın, suyuna gidin, ona hak verin. "Evet ya haklısın, valla bende bi sorun var yani napıyım böyle oluyorum bazen kendimi kontrol edemiyorum" gibi bir cümle kurum ve suçu üstlenin. Bu şekilde ikiniz daha sonra da görüşmeye devam edebilirsiniz. Eğer bir kez daha onunla görüşmek istemiyorsanız, o zaman seks bittikten sonra ağzına sıçabilirsiniz, "sen nasıl heterosun lan bildiğin gaysin amk" diyip kaçabilirsiniz. Bir sorun olmaz.

Ben de onunla sadece bir kez ilişkiye girecektim. Zira Serkan gibi mükemmel bir erkek için bile bu köye yeniden gelmezdim. Asla... Bu nedenle ona itaat etmiyordum, sorularını görmezden geliyordum ve sadece mükemmel bedeninin tadını çıkarmaya çalışıyordum. Eğer öpüşürken kazık gibi durmasaydı ve o da bana karşılık verseydi sanırım Nirvana'ya ulaşırdım, ama yine de beklediğimden fazlasını alıyordum, bu yüzden yetinmeye karar verdim.

Bir süre sonra ellerimi bedeninde gezdirmeye başladım. O da bir miktar karşılık vermeye başladı. Artık dayanamayacağımı biliyordum, o yüzden onu ellerimle itekleyerek kendi üstüme çıkmasını sağladım. Ve bum...

Nefes alamıyordum.

Hem korkuyordum, hem mutluydum.
Korkuyordum, çünkü "kalk nefessiz kaldım" diyemezdim. Utanırdım. Ve sırf Serkan malı kendisini kötü hissetmesin ya da ben Serkan'ın zaten yeni yeni oluşmaya başlamış şehvetini bozmayayım diye ölecektim.
Mutluydum, çünkü seks yaparken ölen o seçkin azınlıktan birisi olacaktım. Hem de hayatımın en iyi seksi...

O kadar zayıflığına rağmen bir insan nasıl bu kadar ağır olabilirdi?
Kemik, kas ağırlığı?
Hiçbir fikrim yoktu.
Umurumda da değildi.
Ağırlığı sevdiğimi hatırladım. Bu biraz fazla ağır olmuştu, ama söz konusu seksse, ne kadar fazla o kadar iyiydi. Birkaç saniye sonra nefes alabilmeyi başarmıştım, ve kendimden geçiyordum. Ağırlığını etkisi ile devasa penisi benim penisimi zorluyordu, delip geçecek sanıyordum.
Bir süre boyunca üzerimde gidip gelmesini sapladım. Kıyafetler henüz çıkarılmamışken yapılan sürtünmeler... İşte benim cennetim buydu, birçok gayinki gibi...
"Baban hemen karşımızdaki odada uyuyor farkındasın de mi?"
"Evet" dedim bir yandan öpmeye devam ederek.
"Böyle görürse bizi acımaz vurur, bunu da biliyorsun değil mi?"
"Evet" dedim kahkaha atarak. Kahkaha attım çünkü babam beni vurmazdı, onu vururdu. Kendi derdine yan Serkan.
Hayatımın en güzel birkaç dakikasından sonra bana bakarak "Sen hastasın" dedi.
Ben hastayım.
Öyle mi?
Diyene bak, diyenin bunu bana dediği pozisyona bak.
Beni yatağına davet etmek için annesini odasına gönderdi, yarım saat kumandayla penisi ile oynadı...
Kendisini 15 dakikadır öpüyorum, okşuyorum sesini çıkarmıyo.
5 dakikadır da üzerimde benimle sevişiyo.
Ama yukarıda söylemiştim zaten. Bunlar olacak, istisnası yok. Eğer bunlar olmazsa karşınızdaki hetero değildir, gizli bir gayi ayartmışsınızdır demektir. Ki gayleri ayartmanın başarı sayılabilecek bir yanı yok.
Başarı, bu tür mantıksız muhabbetlerle tescillenir, bunu unutmayın.
Çünkü heteroların en belirgin özellikleri embesil ve iki yüzlü olmalarıdır. (Genelde yüzsüz).

Biz benim hasta olmamla ilgili muhabbeti, tam olarak benim dudaklarım onunkinden 1 nanometre uzaklıkta, ellerim penisinde, ve onun elleri benim memelerimde yapıyorduk.
Evet ben hastaydım.
Hasta olmak böylesine zevkli bir şeyse, yatırın beni hastaneye, ne diyim.

"Ama sen de zevk alıyorsun, yoksa penisin erekte olmazdı?" dedim.
"Ben erkeğim ama..." dedi.
Ne alaka?
Ay hayatımda bu kadar gerizekalı bir cevap duymamıştım.
Şoklara girdim desem yeridir.
Erkek olunca penisine dokunan her şeyden zevk alıyorsun öyle mi?
Erkek değil hayvansın o zaman.
Ki benim daha çok işime gelir.
Senin gibi hayvanlar beni daha çok azdırıyor Serkan.

Bir anda dizlerimin üzerine kalktım. Elimi pantolonuna götürdüm ve sıyırdım. Gözleri açılmıştı. Çünkü gay değil... Elimi pantolonuna götürene kadar ne yapacağımdan en ufak bir haberi yoktu.

İç çamaşırını araladım, ve o an karşımdaki sanat eserini hayranlıkla izlemeye başladım.

Penisi büyüktü evet. Tek sorun, iç çamaşırı penisini sıkıştırdığı için, ben elimle kavrarken tam olarak büyüklüğünü anlayamamıştım.
Kavrarken bile bana devasa gelen sıkışmış penis, iç çamaşırını sıyırmamla birlikte deliğine çomak sokulmuş yılan gibi fırladı, ve adeta esneyerek 10 cm daha uzadı. Bir süredir sevişmeye devam ettiğimiz için seminal sıvısı salgılanmaya başlamıştı ve penisinin deliğinden akan şeffaf sıvılar havada süzülüyordu.

Yumuldum.
Sadece yumuldum.
10 saniye kadar sonra "Yeter" diye inledi.
"Noldu?" dedim.
"Gelecek birazdan dur" dedi.
"Eee?" dedim.
Hani amaç bu zaten de mi?
"Yarın işe gideceğim, abdest alamam" dedi.

Ve libidom beni yeniden terk etti.
Ama ben kendime kızıyordum.
Çünkü bu konuda zaten deneyimliydim.
Orta yaşlı aile babası heterolar gusül andesti olmadan asla işe gitmezler.
Bu bir kanundur.
Ve aptal gibi unutmuştum.

Bir süre sonra daha fazla devam etmeme izin vermeyeceğini anladım ve vazgeçtim. Biraz birlikte uzandık ve sohbet ettik. Sonra uyumak istediğini söyledi. Ben de üstelemedim ve dışarı çıkıp bir sigara içtim. Sigara içerken düşünüyordum.

Sadece iki adım ötemizdeki kapının ardında babam uyuyordu. Babam gece uykusundan sürekli su içmek için ya da lavoboya gitmek için kalkardı.
Risk altında bir sevişme macerasıydı yaşadığım.
Evin içinde bizden ve babamdan başka 4 kişi daha vardı.
Her birinin uyanıp bizi görme riski vardı.
Çünkü oturma odasındaydık.
Ve oturma odası evin merkezindeydi. Neredeyse tüm odaların kapıları oturma odasını görüyordu.
Bu muydu bana bu kadar zevk veren?
Ya da yokluk muydu?
Yoksa köyde olduğum için çok sıkılmış olmam mı?
Yoksa...
Serkan gerçekten de mükemmel miydi?
Oysa yukarıda saydığım şartlatı yok edip bu deneyi tekrarlamadan, Serkan'ın gerçekten de mükemmel olup olmadığını asla anlayamayacaktım.
Ve Serkan buraya bir daha geri dönmeyecekti. En azından ben gidene kadar.
Bunu biliyordum.
Sigaramı bitirdim.
Ve uyumak için kendi odama geçtim.

Bu bir ensest en nihayetinde.
Peki nasıl hissetiriyor?
Söz konusu kişi benim için gerçekten uzak bir akraba.
Kan olarak babama yakın, bana değil.
Mesafe olarak da uzak.
Onu o geceden sonra hayatım boyunca bir daha görmeyeceğime emindim.
Tüm bunları hesaba katarsak, suçluluk duyduğum bir şey yok aslında.
Yine de önemli kısım ertesi sabah kendisini gösterecekti.
Ben sabah sigaramı içerken, ve Serkan işe gitmek için dışarı çıkarken karşılaştığımızda.
Bana bakmadan yürüyordu.
Bu sinirlerimi bozdu, ve seslendim: "İşe mi?"
Başıyla onayladı. Eyvallah anlamında elini başına kadar kaldırarak bir veda işareti yaptı.
Bu sahne beni rahatsız etmişti.
Değer miydi?
Evet. Zira Serkan herkesin dediği gibi bir orospu çocuğu olduğunu bana da kanıtlamıştı. Bedeninden faydalanmıştım, ve bana söylediklerini kabul etmemiştim. Bu kadar basitti.
Bu yüzden sabah yaşanan bu gerginlik ona müstahaktı.
Hiç de takmadım.
Yine de böyle bir şeyler yaşamadan önce bir başka zaman karşılaşabileceğiniz ihtimalini göz ardı etmeyin, ertesi sabah gibi... Zira aynı evdesiniz.
Ensest bazı durumlarda ilişkileriniz için riskli olabilir.
Bunu kaldırabilecek, sonuçlarıyla mücadele edebilecek, ya da bir terslik çıkmasını engelleyebilecek kadar zeki, deneyimli ya da geniş karınlı biriyseniz... O zaman devam edin.
Değilseniz, otsbire devam.
Serkan gitti.
Ben de birkaç hafta sonra medeniyete geri döndüm.
Onu bir daha görmeyecektim.

Geriye sadece size yazdığım tatlı anılar kaldı.
Testesteron kokan saniyeler...

Ve şunu unutmamak lazım ki:



KTOG Seni Seviyor.