kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Doğum Günleri

Bazı bloggerlara gerçekten çok özeniyorum. Bakıyorum şöyle, hayatlarını, kendilerini etkileyen karakterleri, ilişkilerini anlatıyorlar; kısacası, hayatlarını özetliyorlar bir blogta. Belki güzel bir şeydir insanın yaşadığı her şeyi yazması, ve belki de bu sayede yazdıklarını tekrar tekrar okuyan bir insan yaptığı hataları, olduğu kişiyi ve olmak istediği kişiyle arasındaki boşluğu (küçük ya da devasa) daha iyi görebiliyordur. Kim bilir, belki bu sayede daha iyi bir insan olabiliyordur. Ben tüm hayatımı anlatamam. Yok öyle bir şey. Bu bloggerlara her ne kadar delicesine özensem de, bir yandan da üzülüyorum onlar için. Çünkü yaşanılan her şeyi yazmak bazı açılardan faydalı olsa da, bir yandan da bir lanettir. Bazı şeyler anlatılmamalı, ya da anlatıldıysa bile yazılmamalıdır. Aradaki ayrımı kişi kendi yapabilmelidir. Yazarsam büyüsünün kaçacağından, tam anlatamayacağımdan korktuğum öyle çok şey varken, tutup da hayatımı anlatamam elbette. Kendime bile anlatamıyorum bazı şeyleri. Mesela... 
O bazı şeyler ki, sizi bugün olduğunuz şey/id/kişi yapan her türlü fonksiyonun kaynağıdır, ve işte onlar, kendinize bile itiraf edemediğiniz, ya da sessizce kabullenmiş bile olsanız işin özünde aklınıza dahi getirmekten korktuğunuz şeylerdir. 
Ben anlatamam... Ama bazı şeyleri yazmam gerekiyor tabi ki. Çünkü anlatabileceğim şeyleri anlatabileceğim insanlar yok artık hayatımda. Herkesi tek tek çıkardım hayatımdan. İyi mi oldu kötü mü oldu bilemem ama, izin dahilindeki bu konuları da yazmaktan başka seçenek kalmamış bana. E bilgisayarla dertleşmek de olmaz, en azından birilerinin gözüne takılır belki umuduyla buralara karalanır işte böyle şeyler.

Ben aslında kırılmışım ya. Çünkü bir süredir iyiydim yani. Sakinleşmiştim mesela. Mücadele etmeyi, çabalamayı bıraktığım için sakinleşebilmiştim. Böylece olur olmadık yere beni seven insanlara saldırmayı, bir de bunun için ayrıca vicdan azabı çekmeyi de bırakmıştım. "İyi gidiyorsun KTOG" diyordum kendime, "iyisin lan, sabret biraz daha..." Böylece bir süre sonra hayat beni törpüleye törpüleye, seve seve olmadı sike sike normal bir insan haline getirecekti. Hayalleri için, kimsenin aklının almadığı ve saygı duymadığı hayalleri için uğraşan bir ucube olmak yerine, hayatın normalleştirdiği ve hüznünü, üzüntüsünü, içinde kalan her şeyi kendine saklayan "normal" bir birey olabilecektim. Belki bu arada sessizce didinip, yine sessizce çıkabilirdim bu bok çukuru Kırsal'dan. Ama olmadı mı abi, eyvallah. Yine bu bok çukurunda ölürüm sorun değil. Çünkü ne de olsa sakinleştim artık. Kimseden bir şey beklememeyi, bizi üzen şeyin insanların kendileri değil, onlar bize bir şey vaat etmedikleri halde biz onlardan devamlı bir şeyler beklediğimiz için kendimiz olduğunu öğrenebilmiştim, bunu idrak edebilmiştim sonunda iyice. O yüzden sorun yoktu. Normal bireyler bunu bile yapamıyordu, demek ki ben kötünün iyisi bile olabilecektim bir süre sonra hatta. Böyle sakin bir şekilde devam etmeliydim, sabretmeliydim.

Ama yok. Bu akşam yine durduk yere kardeşime çıkışma noktasına geldim "neredeyse"... Tam gelmedim ama sonuçta o gerilimi başlattım yani. Demek ki bazı şeyler olmamış abi. Sakinlik numaraları içinde kendimi normal bir birey olmaya, normal bir yaşama adapte olmaya, sıradan insanları örnek almaya zorlamışım sadece. Gerilim bir yerlerden fitilleniyor, havadan nem kapsam yanacak gibi oluyorum çünkü. Başka açıklaması olamaz ki, olmamış demek ki bazı şeyler.

Mesela...

Mesela benim doğum günümü sadece 3 kişinin hatırlaması gibi. Birisi benim one girl'üm, ama emin değilim yani onun da kendi kendine hatırladığından. Bir gün önce telefonda konuşurken bugün günlerden ne diye sorduğumda onun beynine dank etmiş olabilir çünkü. Annem hatırladı mesela, ama yine bir gün önce dayımın doğum gününü kutlamaya giderken "benim de doğum günüm yarın" gibi bir açıklama yapmıştım bir muahbbet üzerine. Amacım ilgiyi kendime çekmek değildi, Allah var, biliyorum. Ama yeri gelmişti yani, o açıdan içim rahat. Belki annem de öyle hatırladı...

Diğeri ise teyzem. Benim için en önemli insan. Dünya üzerinde bir başka insana bu kadar saygı ve hayranlık duyduğumu hatırlamıyorum ben. Babamı, dedemi sikmişim lan, benim aslan gibi teyzem var. Bu hayatta bana "değer"in ne olduğunu öğreten, annemden bile daha çok saydığım bir insan. Aradı beni o gün gitmeden. Ama kaçırdım telefonu. Aslında tam hatırlamıyorum. Belki de özellikle açmadım. Onun sesini duymaya dayanamıyorum. Çünkü ne kadar illet, ne kadar rezil bir çocuk olsam da ben, biliyorum ki teyzem beni karşılıksız seviyor ve biliyorum ki Allah korusun ama şu dakka aileme bir şey olsa, gıkını çıkarmadan bana ömrünün sonuna kadar bakar. Hem de benim rol modelim: Doktor Teyzem... Seviyorum onu. Bunca illetliğime rağmen, ben bile henüz kendimi sevmeyi başaramamışken bile beni böyle sevmesine katlanamıyorum sanırım. Belki de o yüzden açmadım telefonu.

Benim, doğum günleri için aç kalma pahasına bir aylık paramın neredeyse tamamını harcayarak bir şeyler yaptığım insanların hiçbirisi hatırlamadı doğum günümü... Hayatımda 5 kişi var işte bunlar bunlar, onlardan başka dost yok bana dediğim insanlar hepsi de... Garipti lan. Hakkaten. İçimden bir ses, "İnşallah hatırlamazlar" diyordu kendimi cezalandırırcasına. Ve yemin ederim, tek bir yanım yoktu lan "hatırlarlar inşallah" diyen. Yoktu yani, ummuyordum, istemiyordum, biliyordum vs... Ama yoktu işte.

Öylece geçti. Evde oturup animasyon izledim doğum günümde. Çok güzeldi. Wall-E. Taviye ederim herkese.

Ama garipti hakkaten. Bu his garip yani. Bunca süredir devam ettirdiğim "artık sakinim, normal insanlar gibi yükseklerde umutlarım olmadan yaşayacağım" oyunu, doğum günümü kimse hatırlamadı diye götümde patlayacaktı az daha. Gerginlik yükseliyor bende, kimse hatırlamadı diye, biliyorum yani. Eğri otur, doğru konuş.

Ama bu gerginliği atmam lazım. Çünkü ben kendime şerefsiz dostlar seçtiysem (bir doğum günü gerçekten bu kadar önemli mi? çocuk gibi...), evdekilerin suçu ne? Onlara zarar vermeden bu gerginliği atmam lazım. Çünkü o doğum günü koymuş bana belli ki. Hem de bayaaa bayaaa koymuş yani. Yeni fark ediyorum bunu. Böylece, daha büyümemişim ben anlıyorum, daha istediğim insan olamamışım, ve bu "sakinim, normalim artık" ayakları da pek yardımcı olmuyor sanırım o uçurumu aşmaya. Ama tabii ki de bu oyunu devam ettireceğim. Normal bir insan olunca hem sizi sevenlere daha az "nedensiz" zarar veriyorsunuz, hem de benim  gibi bir alışveriş manyağı için gerçekten önemli bir şey; daha az para harcıyorsunuz.

Sonuç: Bu gerginliği atmam lazım. Çünkü patlarsam, oyunu daha fazla devam ettiremem yine eskisi gibi oldum diye.

Nasıl peki? Nasıl atılır gerginlik?

Cevap: Harca bedenini gitsin. Booty call diye bir şey icat etmiş elin gavuru. Elektriği kullanıyoruz da bunu niye kullanmıyoruz. Var mı sert, acımasız, ve beklentisiz seksten daha çok gerginlik alıcı bir şey? Yok...

Cevap ortada. Katastrofi bir kez daha benimle...
Buradan çıkarılan ders: Eğer birine gerçekten değer veriyorsan, doğum gününe hatırla ve onun için bir şeyler yap. Aksi takdirde, unutacaktır; ama seni asla affetmeyecektir.