kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Nimete Saygısızlık Meselesi - Son Noktayı Koydum

Fasulya! Fasulya seviyok biz!
Bizimla dığılsın tatlım.
Uykudan önce yazılarını çok seviyorum. Hele bi de o gün laboratuarım varsa tamam. Artık onun acısını inden cinden ebenizinkinden çıkarırım. Bol küfürlü, oldukça itici ve kesinlikle etik olmayıp yeryüzünde var olan bütün inançlara saygısızlığın sınırlarını zorladığım felsefi yazılarımdan birini daha yazarken, gündelik hayatımızda büyük yer tutsa da asıl bokluğunu çocukluğumuz boyunca anne ve babalarımız üzerinden icra edip yıllarca suçluluk duygusuyla büyümemize sebep olan o meşhuur "Nimete Saygısızlık" olgusunu inceliyorum. İncelemekle de kalmayıp çok pratik bir şekilde bu soruya bir çözüm getiriyorum. Kendini seven ve saçmalıklara yer bırakmayan nesillerin yetişmesi için var gücümle çalıştığımı (yalan) hepimiz biliyoruz. Şimdi bu çalışmalara bir yenisini daha eklerken biraz özlem giderelim: Önünüzdeki yemeği itmek gerçekten nimete saygısızlık mıdır? Yoksa bu da annenizin uydurduğu bir efsane mi?

Annenizin sizi bağara yırtına çağırdığı, "5 dk daaa yeaaa!" diye bağırdığınız ama faydasını görmeden kuzu kuzu gittiğiniz sofrada önünüze pırasa, patlıcan, kabak konulduğu günler çok uzak değil. Hatta ailesiyle birlikte yaşayan herkes bu durumla her gün her an karşılaşıyor. Aranızda pırasayı kabağı çok severim diyenler olabilir, ki olayın kilit noktası da burada zaten. (Birazdan geliyoruz). Ama aslında hepimiz de bu sebzelerle yapılan yemeklerden, dolayısıyla da bu sebzelerden nefret ediyoruz. Su götürmez bir gerçek.
O pırasa yenecek.
(Ben zamanında farklı amaçlar için kullanmıştım.)
Ben de diğer herkesten farklı değildim. Önüme konan sebze yemeğine burun kıvırıp pirzola istemek çocuk aklıyla çok da fena değil ama 15 yaşını geçtikten sonra (bazı tutucu ailelerde 7-8) pek de iyi sonuçlanmayabilir. Bir noktadan sonra şu muhabbet kaçınılmazdır:

Biz senin yaşındayken her şeyi yerdik. Bok bile yerdik oğlum. Hele bir burun kıvıralım babam elinde sopayla kovalardı. Hatta yakalarsa götümüze sokardı.

Pardon da, şu mantaliteyle doğan adamın...
İyi de napak hacı? Bizim babamız seninki değil, sensin. Bu bir. İkincisi, evet zaman değişti. Üçüncüsü, senin de it gibi sevmediğin yemekler var. Sadece susup oturmayı öğrenmişsin. Tek fark bu.

Şimdi, anne babanın psikolojisini incelemeye gerek yok. Bugün ev hanımı ya da çalışan hiç fark etmez, birçok kadın aslında hiç de yaratıcı değil. İkinci bir nokta ise anneleriniz yaratıcı olmak zorunda değil. Evet, beğenmiyorsanız çalışıp para kazanın ve dışarıda yiyin. Ama burada unutulan bir perspektif var: "Anneniz gerçekten güzel yemek yapıyor mu? Yoksa annelik kozunu kullanarak sizi pişen yemeği yemeyen şımarık çocuk mu ilan ediyor?"

Olayın üzerinde biraz düşündükten sonra cevabı buldum ve bulur bulmaz da babamla bir kavga başlatıp ben kazandım. Mutluyum, şimdi farklı hayatlar yaşıyoruz asdfg. Evet ciddileşelim ve şu düşünceye yoğunlaşalım:

Nimet nedir?

Dindarmış gibi yapıp tüm insanlar açısından sorunu çözümlemeye çalışacağım. Çünkü dindarım diye geçinen bir takkeli mutlaka bu sorunun orasıyla burasıyla oynayacaktır. Ona fırsat vermeden onun yerine ben düşüneceğim.

Nimet, Tanrı'nın yarattığı şeydir.
Nimet, doğada kendiliğinden yetişen, yaşayan şeydir.

Misal;


Bu gördüğünüz bir patlıcandır, ve kendisi bir nimettir.

Yemek nedir?

Yemek, insan eli değmiş olan şeydir. İnsan eli değmiş olan şey yemektir. İnsan eli değdiği zaman nimet yemek olur. Yeterince anlaşılmıştır umarım.

Misal;

Görselin kaynağı: hangitarif

Bu gördüğünüz bir patlıcan yemeğidir. Kendisine insan eli değmiştir. Yani bir insan tarafından ölümüne taciz edilmiştir.

Şimdi dini yorumlamadan gidelim. Tanrı'nın yarattığı nimeti elinizle itmek günah, değil mi? Peki Tanrı'nın yaratmadığı, ama annenizin o nimetle oynaya boza yaptığı yemeği elinizle itmek? Bu da günah mıdır?

Bu noktada yorum çeşitli düşüncelerin ve hakkaniyetleri sikilesi etik değerlerin inisiyatifine kalmış gibi görünse de, benim için cevap; hayır, değil. Anneniz ya da bir başkası fark etmez, başka bir insanın yaptığı yemeği beğenmemek; onun pişirme, yağ, su, tuz anlayışını beğenmemek, bu yüzden de o yemeğin ana maddesi olan nimetten tiksinmek hiç de günah değil. Bu sizin damak zevkinizdir. 

Kakaoyu yaratan Tanrı.  Kakaolu sütü sevmeyen babanız. O zaman babanız da günahkar. Aynı şey mi? Evet, sike sike aynı şey. Kakao da bitkiden gelir, patlıcan da. Bu kadar basit. Siz babanızın patlıcan kebabından tiksinince de aynı durum geçerli. 

Önünüze konan yemeği sevmediğinizde, Tanrı'nın yarattığı bir nimeti değil, insan eli değmiş olan bir sonucu sevmemiş oluyorsunuz. Yemek ve nimet farklı şeylerdir, artık öğrenin bunu. Birileri sizden rica eder.

Yeniden örnek veriyorum:


Bu bir pırasadır. Kendisi bir nimettir. Bunu Tanrı yaratmıştır. (Ya da atayizler için, kendisi doğada oluşan bir bitkidir.)

*Görselin kaynağı: bodytr

Bu gördüğünüz insanın eliyle yapılmış; tamamen yapan insanın damak tadına göre suyu, tuzu, içi ayarlanmış bir yemektir. Yemek, hazırlanır/pişirilir. Doğadan yemek toplanmaz. Pırasa böreği ağacı yoktur. Tamam mı? Bu yemeği zevkleri sizinkinden tamamen farklı olan bir insan yapıyor.

Ve,
siz,
bu yemeği 
sevmek 
zorunda 
değilsiniz.


İnsanların size duygu sömürüsü yapmalarına ve üzerinizden kendi egolarını tatmin etmelerine izin vermeyin. Eğer yemeği sevmediyseniz, yemeyin. Çekinmeyin ve söyleyin. Yaptığınız saygısızlık pırasaya değil çünkü. Ben mesela ekmek arası tuzlu limonlu pırasa yemeye bayılırım. Ama annanem bir pırasa yemeği yapar, pırasadan çok yağ vardır içinde. O pırasalar yağın suyun içinde yüzerler. Kendileri 50 yıldır yiyor, alışmışlar. Ben yağın içinde yüzen o şeyleri yemek zorunda mıyım? Yemek bir yana, o yağda yüzen pırasaları sevmek zorunda mıyım arkadaş? Sen kimsin de benim ne seveceğime karar veriyorsun? Günahsa günah lan! Başlarım böyle işe. Bir un çorbası yapar, su yerine yağ koyar. Bir yoğurt çorbası yapar, yoğurt yerine yağ koyar. Lan? Ben mi suçluyum?

Tiksindim abi. Pırasaymış, kabakmış... Yemezler. İki türlü de yemezler. O günah vaazlarınızı başkasına yutturun, ve lütfen kendi zevkinizi insanlara empoze edemediğiniz zaman onları günahkar/şımarık/şişmiş olarak etiketlemeyi kesin.

Şişmiş, özellikle favorimdir. 

"Şişmiş bu oğlan anam, hiçbi şeyi beğenmiyo. Elalemin bebeleri ne bulsalar yiyolar. Geçen Şaziye gile gittik torunları nası uslu mazlum yavrular önlerine ne gonsa yediler. Güccük gız eline domatesi aldı ısdıra ısdıra bir yidi amoo görsen bi... Bizimkiler de anca cips çikolata."





 Pardon?

Olay anlaşılmıştır umarım. Kendinizi suçlu hissedip, şımarık çocuk etiketlerini kabul edip kendi psikolojinizi sikip atmadan ve beyin kimyanızı alt üst etmeden önce bir kez daha düşünün. Çünkü hangi yaşta olursanız olun, birilerinin sizi böyle basit meselelerle suçlu hissettirmesine izin verdiğiniz her an ruhunuzda derin yaralar açıyorsunuz. O kadar derinler ki, ancak uzun zaman sonra hissediyorsunuz; ve bunlara öfkeleniyorsunuz. Neye öfkelendiğinizi bilmeden, gergin günler geçiyorsunuz. Böyle şeylere maruz kalan tek insan da siz değilsiniz ayrıca. Hepimiz o yollardan geçtik, o yollar hepimizin götüne girdi; ve ben gibi bazılarımız buna bazı durumlarda halen izin vermek durumunda alıyoruz.

Daha iyi hissediyor musunuz?


Bir sorunu daha parçalarına ayırdık,
ve ilgili kişilere yedirdik sanırım.

Kızlar...
Artık alıştınız:
Burası KTOG.