kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Eğlence mi Kabus mu? - Yayınevi ve Metro Turizm Faciası

Birleşir ellerimiz, çarpıyor kalbimiz! Naaa na na na, Selenaa, Selena... Seleeenaa... falans diye nostaljik girişler yaptıktan sonra çok önemli yazımızın konusuna dönüyoruz. Bu arada kıymet bilin, orospu Anatomi hocaları günlük 150 sayfa not veriyolar onların arasında yazıyorum yani. -Yazma mk, senin blogun olmasa öldük sanki diyen bacının sesini duyar gibiyim. Yırtarım.- Sonuç olarak bugünkü konumuz Metro Turizm. Beni İntikam Alma Yolları diye yazı serisi başlatacak noktaya getiren Metro, gerçekten bir facia mı, görmesini bilene bir eğlence mi, yoksa Kamil Koç lüksünden sonra binildiğinde yaşanan bir travma mı? Bu önemli sorular yazı ilerledikçe cevap bulurken, siz de hayatınızın iplerini elinize alabilir, ve yeterince uslu bir çocuk olursanız, Şirine'nin amını bile görebilirsiniz. Gidelim Selena:

Önce İstanbul Maceram'dan başlayalım:

Kırıkkale'de halamı ziyaret edip eniştemin onu mahallenin yarısıyla aldattığını öğrendikten sonra (bu arada eniştem herhangi-bir-deliği-sikebilecek-kapasite-olabiler-giller familyasından bir yaratık), kitabımın son taslağını teslim etmek üzere Kamil Koç'tan biletimi kuzu kuzu aldım ve İstanbul yollarına düştüm. Kamil Koç o kadar iyiydi ki nası olduğunu anlamadım ama sekiz buçuk saatlik yolu altı buçuk saatte geldiğimiz için sabahın 5'inde Harem'de mal gibi kaldım. Oturup çorba içtim kustum, çay içtim kustum, müşterileri birbirlerinden çalmaya çalışan iki tane ayak altı elemandan yaşlıca olanın "Kardaşş gel çay var" demesine anlam veremedim. Yani gardaş, söyleniş açısından daha kolay. Neden bi insan K gibi zorlu bir harfle o kelimenin amına koymaya bu kadar istekli olsun anlamadım. Her şeyi böyle zorlaştıran bi yapısı varsa yaptığı iş müstahak diye düşündüm.

İstanbul'un karanlığını götüm yemediği için Harem'deki garip yaratıkların arasında 2 saat Super Hexagon oynadım ve (oyuna aşina olanlar bilirler) sürenin sonunda midem ağzımda bir şekilde güne başladım. Kitabımı yayınevlerine teslim edişim gerçekten destansıydı. O nemde o sıcakta 15 kere falan Kadıköy-Karaköy yaptım. Sikik martıların susmayan çenelerinden gelen gınayı alıp, Sana Kek Yaptım...


Eğer günün sonunda Shake Shack'te ara vermeseydim boku yerdim sanırım. Patateslerimi alüminyum folyoya sarıp Kırsal'a, evime götürüp günde birer tane yiyerek geçinme planlarım varken fazla güler yüzlü çalışanlardan utandım, yapamadım. Barbaros'un kitabından da ayrıca nefret ettim.

Yayınevindeki kadının Labrador olan köpeğine Golden dedim. Hayır düşünün yani, Golden'ın gerizekalılığı nerde Labrador'un asaleti nerde? Ayrıca kadın köpeğine laf anlatırken "O kedileri korkutursan yolarım" diye bağırıyodu. Ben bana diyo sandım ve "Niye korkutam ki applaaa ben severim kedileri :)))" modunda yılıştım. "Sana demiyom ki" dedi ve beni fıkra modunda bıraktı gitti. Bunlar yayınevinin önünde oluyo ben daha girmeden. Everest'in dairesinin de olduğu Moda Mektebii Sk.'taki destansı apartmanları bilirsiniz. Ordaki sosyetik karılardan biri sandım. Ne biliyim? Kadın köpeği 30 saniye falan dolaştırdı toplamda ve sonra birlikte aynı daireye girdik. O andaki rezilliğim tartışılamaz. Mümkünatı yok anlatamam. O utanç, o Everest'e girdiğim anda bütün çalışanların şıklığı sofistikeliği... Hayır ya. Ben orda çalışmalıyım falan oldum bi anda. O kibarlık, o her yerden fırlayan kediler, o ambiyans, o ışıklar... Masalarda MacBook Pro'lar... Yayınevi dediğin böyle olur dedim. Okuyanus'un dağıtım merkezinden farksız uyduruk yerini hatırladım bi de, güldüm, geçtim.


Peki sonra?
Gün bitti, arkadaşımın iş yerine gittim.

Beyoğlu'ndan yer alan işyerinin terasına çıktığımda Beyoğlu'nun keranalarla dolu tarafında olduğumu anladım. İnsanlar yüksek binaların camlarına birbirlerini dayamışlar ve bildiğiniz sevişiyolardı. Giren çıkan belli değil. Kate Winslet'in aşağı sınıf filmlerini hayal edin. Aynen öyleydi. Camların buğulanması, camlara bir anda çarpan eller ve sallanan ayaklar. Evet, ayaklar vardı bi de. Bizim teras tam ortada olduğu için çevre binalarda sikişen herkes bana çıplak bacaklarını salladı merhaba demek için. Önce korktum, sonra sustum, ve oturdum. Ha bi de, denize karşı sikişiyolar diye hepsini de çok kıskandım ve sanırım ağladım.

Ertesi günse Metro Turizm'den dönüş biletimi aldım. Normalde Metro'nun rezilliğini biliyorum. O tipler falan... Say say bitmez. Ama vaktim kısıtlıydı ve Harem'e dolmuşla gitmeyi de hiç canım istemiyodu. Birazdan servis kalkcak gel diyen adamın gazabına uğrayarak Metro'dan biletimi aldım. İstanbul maceram bu kadardı, başka bi yazı da yazmamam gerek kalmadı sanırım. Şimdi Metro Turizm: (Lafı hiç uzatmadan anlatıyorum artık):

1Servis: Metro Turizm'in servis şoförlerine dayanmak yürek ister. Eğer otobüse geç kalmayı sorun etmiyorsanız binin. Çünkü o şoförlerin istisnasız hepsi de yolları bilmiyor olacak ve sizi İstanbul'un tüm çıkmaz sokaklarına sokacak. Biyanki'nin bisikletlerinde bile daha fazla amartüsör vardır diyeceğiniz rahatsız servis aracında o yanlış girilen yollardan çıkmaya çalışmanın ne demek olduğunu ancak bunu tecrübe edince anlayacaksınız. "He he, yanlış yola girmişik yav, he he, zaa işe baq" diyen yarım ağızlı şoförün ağzını sikmek ya da sikmemek, o noktadan sonra bütün mesele işte bu olacak.

The nightmare begins...



2Şoför: Otobüsün kendi şoförüne geldi sıra. Metro Turizm'in çoğu şoförü toplum kezo standardizasyonuna göre karizmatiktir ve çeşitli mature avcılarının ağızlarının suyunu akıtabilirler. Bu maddeyi öncelikle gayler için yazıyorum. Sakın o şoförlere yazmayın: Hepsi de hetero, ve zorda kalmadıkları sürece bir gaye bakmayacaklardır. Aksine, evli olsa bile yolcu kadınlara sarkıntılık ederek geçirecekleri bir moladan sonra göt olan siz olacaksınız: Denendi. Şoförlerin sürüşüne gelince, 8 saatlik yol 11 saate çıkar. Boku yiyeceksiniz. O yolculuk bitmeyecek. Sıçtınız yani. Bu kadar.

Mel Gibson ayarında şoförler bulmanız mümkün, evet.
Çoğunluk bu ayarda hatta.
3Muavinler: Metro Turizm'in istisnasız bütün Türkiye'de geçerli bir namı varsa, o da muavinleri sayesindedir. Bütün muavinler abartısız embesildir, ciddiyim. Yolun yarısını uyuyarak geçirirken, şimdi hangimiz uyucaz diye birbirleriyle sesli sesli tartışan, yaktığınız ışığı inatlarına görmeyen, hiçbir isteğinize cevap vermeyen; ve dahası... Ayaklarını çıkarıp uyuyan muavinlerden bahsediyorum. O çorabı göreceksiniz yani.


BONUS:Muavinlerin ilginç yanı şudur: Yolculuğa "Ne içersiniz?" diye başlarlar, ve yaklaşık dördüncü saatte ellerinde çay tepsisiyle yanınıza gelip "Ne içen gülüm?" diye sorarlar. Abartmıyorum, defalarca kez test edildi. Altıncı saatte ise durum şudur: Bir muavin elinde su şişesiyle yürümeye başlar ve yanınıza geldiğinde: "İçengi?" diye sorar. Sonra da gider. Arkadaşlar ben fake değilim bak: "İçengi?"

4Yolcular: Metro Turizm'de olay şudur: Ön taraflara evliler ve yaşlılar, ortalara bekarlar, arkalara ise bütün sünepeler ve embesiller oturur. Aralarında küçümsenemeyecek miktarda her-deliği-sqerim-lo tarzında cinsel yaşamlara sahip adamlar vardır. Eğer yol sırasında okşanmak falan hoşunuza gidiyosa düşünmeyin, biletinizi arkadan alın. Metro Turizm'in bazı durumlarda iyi, bazı durumlarda felaketle sonuçlanabilecek yanı ise şudur: Arka koltuklarda mutlaka boşlar vardır, ve mutlaka akıllı davranan birkaç kişi kalkıp o iki kişilik koltuklara giderler ve ışıklar söndüğü anda da ayaklarını çıkarıp yatarlar. Horlama sesleri, inanılmazlığın ötesinde aromalarla dolu ayak kokuları, osuranlar, elleri ayakları sarkanlar, yolu tıkayanlar... Bir de bunların üstüne muavinler. Evet, onlar da arkada sizinle birlikte. Eğer arkaya oturan bir kadınsanız, sıçtınız.

ÖRNEK:Benim yolculuğum sırasında yanımdaki ve onun önündeki adam ayaklarını koridora sallandırıp uyurken, ben de önümdeki kadını umursamadan kendi ikilime yayıldım. Yolculuğun 15. dk'sında ayak kokusundan bir kara bulut talihimizi yoğun bir şekilde kapatırken, ben de müzik dinliyordum. Ne olduysa o sırada oldu ve hafiften salıyım biraz derken önümdeki kadının kafasına cart diye osurdum. Bi de üstüne gülmeye başladım. Tutamadım kendimi. Çıkan sese bile uyanmadı yanımdaki adam, o derece ayıydı, ve inanılmaz seksiydi; ayrı mesele ama önümdeki kadın... Zavallı, arkasındaki ayının kim olduğu onun için öylesine bir Harry Potter bilmecesiydi ki, dönüp bakamadı bile. Ben de bir daha bacaklarımı ayırmadan yolculuk etmek zorunda kaldım. Sonuç: Metro Turizm'de işte bu kadar rahat yolculuk edebilirsiniz. Önünüzdeki kadının kafasına bile sıçabilirsiniz, düşünün yani.

5İkramlar: Metro Turizm'deki tek ikram su ve bayat bisküvidir. Üzerinde konuşmaya pek gerek yok. Ayrıca "Ne alırsınız?" diye başlayan yolculuğun "Alıngı?"yla biteceğini de unutmayın. Kamil Koç'ta diyet yapanlar için Eti Form bile vardı yani.

Kamil Koç'ta eti form varmış lan.

6Mola Yerleri: Metro Turizm eğer varsa kendi mola yerinde konaklar, ve işte o zaman yolculuğa daha fazla dayanamayacağınızı fark edip kalbinizi tutarak bir köşeye çökersiniz. Eğer o mola yerinde çay içerseniz, içmeyin. Yani içmeyin. İçerseniz de içmeyin. O kadar söylüyorum. Yemek yediyseniz rokete atlayıp hastaneye gidin zaten. Hem normalde de bir mola yerinde yapılacak en güzel şey tuvalete girip pisuvarda yanınızdakini gözetlemektir. İş atmaya gerek yok, macera aramayın. Zaten o molanın dakikalarcası harcandı, kalan sürede asla otobüse yetişemezsiniz. Ayrıca o kabinlere girmeyin. Girmeyin.

7Terminal: Otobüsten inmeyi başarabilirseniz taksiye binin. Servise binmeyin. Ben de binmedim henüz. O kadarını kaldırabileceğimi sanmıyorum. Temiz havayı koklayın, hayatta olduğunuza şükredin ve taksiciye "en yakın psikiyatriste" deyin. Bu travmayı yalnız atlatmak zorunda değilsiniz. Sizi seven yakınlarınızın desteğiyle her şey daha güzel olacak.

Piyes:
İsteyen bütün bunlarla eğlenebilir, tutan mı var?
Perspective is reality.
Unutmayın.

Rezilliğin en sevgili patikası:
Burası KTOG.