kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

TekYön Maceram: Nasıl Tecavüze Uğra(ma)dım?

İstanbul'un benim için iki artısı var: Vapurları ve TekYön'ü. İstanbul'la ilgili başka hiçbir şey beni heyecanlandırmıyor. TekYön'e gittiğim kadar Harem'e gitmemişimdir heralde. Diğer yönlerine baktığımda benim için Kırsal'dan bir farkı yok. Ayasofya'ymış Sultan Ahmet'miş aman aman alın hepsi sizin olsun. (Daha bir kere bile gitmedim, görmedim, gezmedim). Bu hayatta en nefret ettiğim şey bir şehri kültürel olarak gezmektir. Yok türbeler, yok müzeler, yok tarihi binalar, çiçekler böcekler alın valla. Hiçbirini istemiyorum. Bi vapur dursun bi de gay barlar tamam. Zaten bir gay İstanbul'u neden sever ki? Aranızda morali bozunca Galata yerine türbeye giden var mı? Varsa yukarı sağ köşedeki kırmızı çarpı işaretine basmaları şiddetle rica edilir. Bu yazıda hem TekYön rezilliklerime kısa bir ziyaret gerçekleştirirken, hem de son rezilliğimin bana nelere patladığını hesaplamaya çalışıyorum. Çok önemli bir soruya da cevap buluyorum: Ölümüne sarhoş olup TekYön'e gitsek... Neler olurdu?

TekYön'e giderken, bir de bu yazı okunurken bu şarkı dinlenir:



Başlamadan uzun süredir aklımda olan bir şeyi buradan söyleyim de günah benden gitsin modundayım şu anda. O yüzden bazı gaylerin anlamakta zorluk çektiği 2 uyarıyı yeniden veriyorum:

1TekYön'e isteyerek gidin. Orası için fazla iyi olduğunu düşünen twinklerdenseniz lütfen Chiki'ye gidin. Hatta mümkünse tek başınıza gidin. Arkadaşlarınızı kırmamak için TekYön davetlerini kabul ederek geceyi onlara zehir etmeyin. Bu benim başıma gelmedi, çünkü gönlü olmayanı sikime takmayan ruhuma aşığım, ama "cool" arkadaşları yüzünden gecesi mahvolan birçok kişiyle karşılaştım. Üzülüyorum yaney.

Bu çok havalı olduğunu düşünen kasıntı tipler;
size sesleniyorum: 
Lütfen dans etmeyin.
Çünkü kendinizi şu şekilde görüyorsunuz:



Ama değilsiniz. 
Aksine, ışıklar olsun ya da olmasın, şu şekilde görünüyorsunuz:



2TekYön'e gideceğiniz gece lütfen kendinizi severek gelin. Haftasonunu boşa harcamamak adına özgüveniniz o gece sıfır olduğu halde kalkıp gelmeyin. Kendinize hiç bakmadan, kontrolü hiç ele almadan geliyorsunuz ve içtiğiniz 35 liralık votkaların da etkisiyle şu şekilde görünüyorsunuz:


Sonra da "ben demiştim kızlar, kimse bana bakmaz demiştim size" diye yine arkadaşlarınızın kafasını sikiyorsunuz. Benimle birlikte gelen bacılar bu bokluğu bana bi kez yaptılar ve gecemin içine sıçtılar. TekYön'deki güvenlik görevlisini ayartmaya harcayacağım vakti onların moralini düzeltmekle harcamak zorunda kaldım. Hayır ben de haftanın 5 gününü kendimden nefret ederek geçiren normal bir insanım yani. (En azından bu anlamda normalim). Kendimi sevdiğim günlerden birini TekYön'e ayırmayı beceriyorum ama. Hiç kimse 7/24 kendine aşık gezemez abi, yok böyle bi dünya. O tiplerden birkaç tane var ama onlar da TekYön'e gelmez genelde. Gelmesinler, istenmiyorlar. Yani TekYön'e gelirken rahat olmayı öğrenin artık lütfen, yanınızdakilere yazık. Hepimiz kendimizden nefret ettiğimiz zamanlardan geçiyoruz.

Günahımı gönderdiğime göre başlayabilirim:




TekYön'e gideceğim sabahlar çok heyecanlı olurum. Perma yaparken bile sıkılmam, her şey gözüme güzel görünür dermişim. Mesela aslında Kırsal'da yaşadığım gerçeğini, Kırsal'a dönünce okula dönmem gerektiğini falan her şeyi unuturum. Çiçekler açar kalbimde, kalbim bir çiçek olur. Bayram sabahı gibidir. TekYön'ün sahibesinin benden nefret ettiğini bile unutup onun elini öpme, gönlünü alma hayalleri kurarım.

Yalan.

TekYön'e gideceğim gecenin sabahında tabii ki de herkes gibi,

"Bu gece prensimi bulcam, eğer yanında kırıtan bi gay görürsem ağzına sıçıp aşkımı elinden alcam ve sonra annemin bizi bulamıcaa bi yere kaçcas, evet, bugün o gün" 

modunda uyanırım.


TekYön'e her gittiğimde mutlaka hayatımın aşkıyla tanışırım, ya da onu bir köşede görürüm ve ortam müsait olmadığı için yanına gidemem ve bir de rezillik yaşarım. O rezillik de sadece benimle sınırlı kalmaz. "TekYön'e gelen şu oğlan" diye görevlilerin bile diline düşerim. Kırsalda Tıp Okuyan Gay yerine TekYön'deki Oğlan diye nick almayı falan da düşünmüştüm bir ara hatta.

TekYön'e mutlaka önceden sarhoş olup giderim. Ordaki pahalı içkilerle sarhoş olmaya çalışmak bence gerçekten aptallık. Yani elbette bir şeyler için, sonuçta orası halka açık tanışma yeri değil. İki bira, bir de vodka enerji TekYön'de içilecek en iyi kombinasyondur. Ama orda içtiklerinizle sarhoş mu olacaksınız, yoksa tanıştığınız biriyle konuşurken arada bir yudumlayacak mısınız? Zira ikisi bir arada olmaz, işe yaramaz. O yüzden tam adresini asla aklımda tutamadığım Neva diye minik, salaş, canımın içi bir barda midemizi doldurduktan sonra TekYön'e geçmek bizim için bir adettir. Yerini bilenler de bunu kendilerine rutin belleyebilirler.

 50'lik bira 5 lira, çerez 3 lira, 8'li tekila shot 15 lira. 

Daha başka bi isteği olan Allah'tan korksun yani. 8'li tekila 15 lira diyorum. Su bazlı falan da değil üstelik. Yine de içine düşmemeye dikkat edin, yürümek için ayık kalan bir beyin parçası işe yarayabilir. Hayatınız hakkında düşünmeye başladıysanız o bardan çıkın ve eve gidin. Çünkü çok geç kalmışsınız demektir.




Ben bu gecelerden birinde 3 bira, 12 tekila içtikten sonra yalpalayarak Yeşil Gay'i takip etmeye çalışıyorum. "Sıçtım lan, kesin sıçtım bu gece, boku yijem oğlum" diye seslenmelerim ve tüm korkularım elbette beden buluyor ve ben TekYön'ün kapısına gidip yakışıklı ve güçlü güvenlik görevlisine kendimi birden fazla kez aratıp elletmenin yollarını düşünmeye başlayana kadar ciddi anlamda zum oluyorum. İşte rezillikte sınırları belirlediğim son maceram da burada başlamış oldu.
Yolda gördüğümüz translarla dertleşe dertleşe geldiğimiz kapıdan girerken bir ara güvenlik görevlisinin kollarına bırakıyorum kendimi daha fazla dayanamayıp. Tık yok. Merdivenden geri çıkıp kendimi bi daha aratıyorum. Bu sefer adamın boynunu kokladım sanırım. Artık içeri geçip rezilliklerime orda başlamanın vakti geldi diyorum kendi kendime, ve giriyorum:


Cumartesi gecesi. Saat 1'e geliyor. TekYön'ün iğne atsanız yere düşmeyecek zaman aralığına yetişiyoruz her zamanki gibi. Deli gibi sallanarak, pişmiş kelle gibi sırıtarak kapıdan girip iki yanda toplanmış ve ortada dans edenleri kesen, bir de kapıdan giren tipleri süzen, jüri-vari halleriyle hafifçe sallanıp duran sıra sıra adamların önünden geçerken birkaçınınkini avuçluyorum. Oha falan oluyo hepsi de bi anda. Sonra da "cennete düştüm galiba" sırıtışlarıyla milleti kesmeye geri dönüyorlar. Niye şaşırıyosunuz ki? Avuçlanmak candır.



TekYön'ün en güzel zaman aralıklarından biri: Kapıdan girdiğinizde iki tarafta sıralanmış kalabalığın ortasından geçmeye çalışmak, ellenmek, ve çaktırmadan ellemek. Tadını çıkarın.

Dışarı çıkıp bir sigara içiyorum kafamı toplayabilmek adına. Ama tekila molekülleri beynimde zıplayıp tepinirken bu imkansız görünüyor. Ben de daha fazla direnmemeye karar verip sigaramı atıyorum ve bir vodka-enerji alıp gerçek dünyadan kopmak deyimini gerçeğe dönüştürmek üzere vodka'yı üç yudumda bitiriyorum. O sırada benimle birlikte gelen ve "bak KTOG sakın beni yalnız bırakma sinir oluyorum sap gibi kalınca" diyen Yeşil Gay'i uyarısını unutup kendimi bahçede adam-avlama gezisine çıkarıyorum. Şanslıyım, benim beğendiğim tipler de ya genelde beni beğenmiş olur, ya da 5 dakikalık muhabbetten sonra şansları kalmaz ve yine benim kollarımda olurlar. Bu gece de değişen bir şey yok.

Yeşil Gay binbir uğraşla beni buluyor. Bir adamın kollarından çekip alıyor. Konuştuğum adamı ayartamıyorum: "Burada olmaz, bana gidelim" konusunda çok ısrarcı. "Sana gitmeye ne gerek var? Eğlenelim burada" diyorum. "Yok, gören olur." Aslında ben onun gerçek derdini biliyorum. Onaylamak için de soruyorum: "Gay değilsin sen, delik için mi geldin bu gece?" diyorum. Önce şaşırıyor, sonra sırıtıyor, ve hafifçe başını sallayarak onaylıyor. Yüzünü okşayıp onu orada bırakıyorum ve beni çekiştiren best-friend'im, biricik bacım Yeşil Gay'in yanına dönüyorum.

"Beni yalnız bırakma demedim mi sana orospu?"
"Üff sen gittin yanımdan be, ben napıyım?"
"Şurda İranlı bi çocukla tanıştım çok eğlenceli, gel yanına gidelim."

Eğlenceli olmadığına adım gibi eminim ama yine de gidiyorum. Kendimi affettirmem lazım. İranlı çocuk yanında mature bir adamla gelmiş. Kankalarmış. Fuck-body mi desek ki? Bilemedim. İranlı çocuğun en büyük aşkı Kenan Işık'mış. Telefonunu çıkarıyor ve Kenan Işık'ın bir resmini gösteriyor, sonra da telefonun ekranını yalıyor. Biz R'yle bakışıyoruz. İranlı çocuğun sevdiği tek bir tip varmış: Göbekli, döşü kıllı, yaşlı.

Ağzımın içine biraz kustuktan sonra çaktırmadan yanındaki matureyle sohbet etmeye başlıyorum. Kırıta kırıta "ben aktifim cnm" diyen tipleri bilenler, ne demek istediğimi anlarlar. Beşinci dakikanın sonunda yazıyor tabii.

"Sevgili olalım mı?"
"Ben Kırsal'dayım hacı, nası olcak o iş?"
"Aman nolcak gelirim haftada iki gün yanına, ha?"

Asıl derdim şu: "Ben sana pasif olamam ya, saçın uzun falan. Olmaz amca." Ama diyemiyorum tabi. (Uzun saçtan nefret ederim). Mesafeyi dert eden oğlan numaraları yapıyorum. İkinci bir olay ise, her zamanki gibi, iki adım yanımda hayatımın aşkını, bu benim kocam diyebileceğim adamı görmüş olmam. Ama siktiğimin uzun saçlısı öyle bir yapıştı ki gidemiyorum. "Ayıp olur heralde bırakıp gitsem." diye düşünüyorum. Çünkü beş dakikadır öpüşüyoruz. Böylece kırıtık aktif bozulmasın diye hayatımın aşkını def etmiş oluyorum. Yeşil Gay biraz bozulmuş gibi. Beni sohbete çağırdı ama İranlı çocuk göbekli birinin peşinden gittiğinde Yeşil Gay aslında sohbetin dışında kaldı. Ben de daha fazla uzatmıyorum ve tuvalete gitme bahanesiyle kaçıyorum. Yolda birkaç kişiyle daha elleşiyorum. Az önce ellerimden kayıp giden kocama son bir kez bakıyorum ve dans pistine gidip bir İtalyanla yiyişmeye başlıyorum. Adını anlamak için yaklaşık 15 kere tekrar ettiriyorum. 33'lük pasif önümde dans ederken beline bağladığı şalından su damladığını görüyorum.

"O ne? Ter mi o?"

Kaçma vakti. Önce dans pistinin ortasına gidiyorum. Çünkü yavaş yavaş sarhoşluğun balta değmemiş sınırlarına doğru gittiğimin farkındayım ve olası bir rezillikten önce doyasıya dans etmek istiyorum. Evet, güzel dans ederim; ama o gün sarhoşluğun etkisiyle bulduğum yeni hareketler sayesinde bir kez daha haksız yere tüm ilgiyi üzerine çeken kişi ben oldum:

Şekil 1-A: Dans eden KTOG
İlgi delisi olmaktan sıkılıp tuvalete doğru gidiyorum. Ben İtalyanla dans ederken arkama geçmeye çalışan yaşlı amcaya acıyorum ve "sevinsin" diyerek elimi atıyorum. 1 dakika geçiyor, ve artık hafızam yok.

Aradaki 2 saat nereye gitti bilmiyorum. Ama gözlerimi ilk açtığımda dışarıdayım. Ayakta durmaya çalışırken sigara yakıyorum ve yakışıklı güvenlik görevlisinin sesi geliyor: "Alın şu çocuğu başımdan yaa!" Anlıyorum ki yine güvenlik görevlisini ayartmaya gitmişim. Ama sarhoş olduğuma göre zaten şanslarımı en başta elemişim. Biraz daha partilemek için içeri girmek istiyorum.



Ama gözlerim bir kez daha kapanıyor. İkinci kez açıldıklarında ise tuvaletin önündeyiz. Yeşil Gay  kendi yaşlarında 2 çocukla tanışmış, ayrıca yanlarında bir de mature var. Benim tipim. Mature ve Yeşil Gay sohbet ederken bir anda matureyi kendime çekiyorum ve öpüyorum. Yeşil Gay şok geçiriyor.

"Aaa, orospu!"

dediği gibi tokadı da yapıştırıyor. Hafızam bir kez daha gidiyor. Gözümü yeniden açtığımda tuvaletin içindeyim, yanımda bir adam var, kim olduğunu bilmiyorum. Ve görevliler kapıya vuruyorlar:

"Hadi artık kapatıyoruz!"

Görevlilerin bakışları arasında kabinden çıkıyoruz. Yeşil Gay bana bakıyor, yanında o iki çocuk var. Ağzımdan bir şeyler akıyormuş sanırım, öyle dediler. Aslında tam olarak şöyle:

"Canım bi ağzını yıkayalım istersen gel, gel şöyle, buraya gel canım."

Sonra yolda yürüyoruz. Yanımdaki adam kimdi halen hatırlamıyorum. Çünkü tek bir çabam var: Düşmeden yürüyebilmek. R'nin bulduğu çocuklar fuhuş yapıyorlarmış. Ben onları 20'li yaşlarda sansam da içlerinden biri 30'unu yeni devirdiğini söylediğinde ikimiz de bir şok geçiriyoruz. Çocuklar otel paralarını kendileri ödeyeceklerini söyleyip bizi ikna etmeye çalışıyorlar. Vav, diyorum. Yeşil Gay gerçekten de muhabbeti kurmuş olmalı. Aptal R, saf R, gide gide fuhuş yapan 2 çocukla arkadaş olmuş.

Fuhuş yapan biriyle arkadaş olmanın yanlış bir tarafı yok. Ama TekYön'de olunmaz. Çünkü TekYön'deki fuhuşçu müşteri arıyordur. Madem yatmak istemiyorsun, niye yanında gezdiriyorsun onları aptal R?

Ellerinden kurtulmayı nasıl başardık bilmiyorum ama gözlerimi yeniden açtığımda ıslak hamburger yiyorduk, bir sonrakinde ise yanımdaki Taksici'yi okşuyordum. Ve hiç de rahatsız değildi, aksine olabildiğince izin vermeye çalışıyordu. Çünkü arka koltukta etkisiz eleman olarak kalan Yeşil Gay benim nasıl olup da taksiciyi okşamaya cesaret ettiğime şaşırırken, taksici yolu uzatıyor ve fazla para ödüyoruz.

Gözümü bir kez daha açtığımda yanlış yöndeki metrobüsteyiz. Bir sonrakinde iniyoruz. Bir sonrakinde ben yine bir taksideyim. Artık Yeşil Gay yok. Bu sefer ki taksici onu okşamaya başladığımda "Şşş, elin ayaaan düzgün dursun lan"ı yapıştırıyor. İşin kötü yanı bunun beni normalden daha çok tahrik etmeiş olması.

Yasak meyve her zaman iyidir.

Aynı gün Kırsal'a geri dönüyorum. Ayakta bile duramazken valizimi taşımaya çalışmam, kolunun kopması ve onu sürükleyerek servis yerine ulaşmaya çalışmam falan destansıydı tabii. Otobüste bir adamdan mesaj alıyorum.

"Canım dün gece çok tatlıydın." 

Hemen R'ye mesaj atıyorum.

"Ben dün gece ne yaptım?"

"Valla nası bi orospu olduğunu gerçek anlamda görmüş oldum. Adamla seviştiniz hatırlamıyo musun?"

Adamı başımdan savarak Kırsal'a geliyorum. Akşamına R'yi arayıp her şeyi anlattırıyorum. Dinledikçe açılan ağzımı toplamaya çalışırken zorlanıyorum, bazı yerlerde ıkınıyorum.

"O kadar sarhoş olduğumu biliyosun da niye izin veriyosun o adamla kabine girmeme? TekYön'ün tuvaletinde yapmak nedir ya? Böyle bir ucuzluk var mı lan? Niye beni engellemedin salak? Hafızamda 2 saatlik bi boşluk var! Ağzına sıçıyım senin bok!"

Evet, resmen R'nin bulduğu adamı onun elinden almıştım. Sonra da o adam, benim sarhoşluğumdan yararlanıp her şeye evet dedirtmiş, ve tuvalete götürüp bir güzel... Neler yaşadığımızı da hatırlamıyorum ki, sorun orada. İlişkiye girdik mi? Sadece seviştik mi? Ne yani? Resmen tecavüz edildim lan! Başlarda düşüncesi korkunçtu. Belki de ayık kafayla evet demeyeceğiniz biriyle sırf sarhoş olduğunuz için, o istedi diye seks yapmak.

Birkaç ay boyunca adamı başımdan savmaya çalışıyorum, bana mesaj atmayı halen bırakmadı. En sonunda telefonunu açıyorum ve konuşuyoruz. Olayı bir de onun ağzından dinlemek istiyorum.

"Sanırım sana aşık oldum. Hem de o gece... Beni kendine çekip öpüşün var ya... Unutamıyorum o anı. Daha önce kimse bu kadar cesur yaklaşmamıştı bana."

Biz ona orospuluk diyoruz, diye geçiriyorum içimden ve:

"Peki neden bana tecavüz ettin?" 

diye soruyorum bir yandan da gülmemi bastırmaya çalışırken. Çünkü tecavüz edilmek fantezilerimden biriydi, ve kısmen de olsa gerçek olmuştu.

"Ben mi sana tecavüz ettim? Beni tuvalete zorla götüren sendin KTOG! O kadar şaşırmıştım ki... Daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştım..."

Bu arada bu adam tır şoförü. Evet, aslında tecavüz edilmemişim. Aksine;

TekYön'de tır şoförüne tecavüz eden oğlan olmuştum. 
Güvenlik görevlisini çıldırma noktasına getirmiştim. 
Kendime bir sürü içki ısmarlattıktan sonra uzun saçlı matureyi sap gibi bırakıp kaçmıştım. 
Temizlikçilerin önünde ağzımdan bazı sıvılar aka aka kabinden çıkmıştım. 
R'nin konuştuğu adamı kendime çekerek R'nin elinden alan best-friend de ben olmuştum.

-NOT-
Ben hayatımda o kadar tapılası bir tır şoförü görmemiştim yalnız. Slave güdülerinden baz alan her türlü fanteziden (kamyoncu, tırcı vs.) nefret ettiğini iddia eden (güya) Yeşil Gay bile beğendiyse adamda bir şeyler olmalıydı zaten.

Kızlar, olaylar her zaman sizin sandığınız gibi olmayabilir. Buradan çıkaracağımız ders bu.


İkincisi ise, TekYön güzeldir. TekYön'e gidin. TekYön'e sarhoş olup gidin.

Ama lütfen

TekYön'e gitmeden önce 12 tekila içmeyin. İçecekseniz de öncesinde 3 tane 50'lik bira yuvarlamayın. Olur mu?


Şaka bir yana, (aslında şu ana kadar hiç şaka yapmadım ama yazıları sonunu "şaka bir yana" diye bitirmenin çok havalı olduğuna dair inancımı asla kaybetmedim), gençsiniz; sadece bir kere hem de. Prensinizi bulamasanız bile eğlendiğinizle kalın. Arkadaşlarınızla o gecenin tadını çıkarın. Ve mümkünse, TekYön'e asla yalnız gitmeyin.

Uzun bir süre TekYön'den uzak kalacağımı garantilerken,
bir kez daha... bir kez daha...
Benimle birlikte tekrar edin, alıştınız artık:
Burası KTOG.