kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Siyahlar ve Gayler

Bugün benim doğum günüm. Ve bugün değerli bir şey konuşacağız. KTOG 1 Mart'ta doğdu ama bugün benim doğum günüm. Doğum günlerimi melankolik geçiren bir insan değilim. Aslında doğum günlerimi herhangi bir şekilde geçiren bir insan değilim ve sıradan bir gün olmasına özen gösteriyorum. Hoş, herhangi bir şekilde özen gösterdiğiniz bir şey nasıl sıradan olabilir onu da anlamış değilim ama benim için sıradan bir gün. Ve bu sıradan ama çok özel günde, benim istediğim bir konudan benim istediğim bir şekilde konuşacağız. Ve bugün siyahlardan, ve burası KTOG olduğu için gaylerden ve değerli bir şeyden konuşacağız.

Eylül 4. Sene 1957. 



Dorothy Counts isimli 15 yaşında siyah bir kız, tamamen beyazların katıldığı bir okula doğru giden korkunç bir patikada yürümeye başladı. Harding High (lise) isimli, All-white-school'a katılan, ve bunu köleliğin daha yeni yeni sonlandırıldığı bir yılda yapan o siyahi kız, alay eden bir erkek öğrenci topluluğuyla karşılandı, üzerine tükürüldü, ve çöpler atıldı, sayısız lakap takıldı.

Charlotte Observer adlı lokal bir gazetenin muhabiri Don Sturkey, ilerleyen dakikalarda yaşanan iğrençlikleri sonsuzluğa kaydedecek olan deklanşörüne bastı, bastı, bastı...


Fotoğraflar sadece lokal kalmadı, bütün dünyadaki gazetelerde kendine yer buldu. Yaşananlara ırkçılık, cinsiyetçilik, eşitsizlik, gurur, cehalet gibi isimler koymak çok kolay. Asıl zor olan ne biliyor musunuz? Asıl zor olan, o çocukların hepsinin de, yaptığı bütün işkenceleri çevrelerindeki yüzlerce yetişkinin gözleri önünde yapması, ve o yetişkinlerin ağızlarını açıp tek bir kelime bile etmemesini biliyor olmaktı. Belki de oradaki birkaç "gerçekten insan" olan için, en zor olan buydu. Benim için öyle en azından.


Ve Dorothy başını eğmedi. Hiç eğmedi. Bir kez bile. Ama ben eğdim. Ben hayatınızda görebileceğiniz en orospu defansiv karakterli gayim, bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ama ben başımı eğdim. Yorulduğumda, büyüdüğümde, yetişkinlerin gözleri önünde benim akranlarım beni dışladığında, ben başımı eğdim. Çünkü o an, yapabileceğim hiçbir şey olmadığını anladığım andı.


Bir eşcinsel olarak, savaşmayı bırakmak ne kadar zor olursa olsun, "artık şu anda, tam bu anın içinde" o savaşı bırakmalıyım, en azından o an için o savaşı bırakmalıyım, çünkü başımı dik tutmaktan gerçekten yoruldum dediğim andı. Çünkü yetişkinler, bana akranlarım tarafından yapılan işkenceden zevk alıyora benziyorlardı. Elbette kendi adlarına utandıkları oluyordu ama, sonuçta toplum içinde birini kurban etmek, çocuk yetişkin fark etmez, herkese biraz olsun orospu amından daha çok sikilmiş egolarını tatmin etmek için bir şans verir. Ve en müslümanları, en yahudileri, en alevileri, en Türkleri, ve en Kürtleri bile bunu kullanır. Hiç fark etmez. O an siz kurbansınızdır. Ve bir nedeni yoktur.


Ama Dorothy başını eğmedi. Ellerini çenesinin altına destek olarak koydu, ve başını dik tuttu. Ellerini kullanmak zorundaydı, çünkü zorlanıyordu. Ve hemen yanı başında biten o beyaz orospu çocuğu Dorothy'nin zorlandığından emin olmak istiyordu. İlerde büyük bir şirkette güvenlik görevlisi olacak kadar zekiydi o beyaz piç en fazla, çünkü başka kullanacak zekası yoktu, elinde değildi; ama elinde olan bir şey vardı, o minik fasulye kadar beyniyle elinde olan ve yapabileceğinden emin olduğu bir şey vardı: Dorothy'i kötü hissettirmek. Bunu yapabilirdi, ve yaptı. Egosu tatmin oldu. Ve büyük ihtimalle eve gittiğinde babası ona bakıp gurur duydu: Çünkü oğlunu da sonunda kendi değerleriyle, beyaz süpremistlik algısında yetiştirmeyi başarmıştı.

Ama ben başımı eğdim. Ne zaman eğdiğimi hatırlamıyorum. Belki de lise sondaydım. Üniversiteye hazırlanıyordum. Sanırım o gün... Evet hatırlıyorum o günü. Başımı eğdim o gün. Ağlamamak için kendimi zor tuttuğumu hatırlıyorum. Kimse üstüme çöp atmadı, ve sınıfın tamamı o iki arkadaşıma katılmadı hayır, ama ben başımı eğmiştim. Çünkü yorulmuştum. O iki kişiye hocanın katıldığını gördüğüm an, öyle yorulmuştum ki, öyle ağırlaştı ki her şey... Dünya bir anda bir gezegen olmaktan çıkmıştı benim için, cehennemden inen bir silüetti. Çünkü bir yetişkinin, hele ki bunu yapma hakkı olan en son kişi, bir öğretmen olan yetişkinin bu adiliğe katıldığı an, hayatımda başımı dik tutmam gerektiği ve bunu başardığım tüm anların içime gömülmüş, üstü örtülmüş bütün yorgunluklarım bir anda ortaya çıktı, ve o bir saniyede üstüme bindi. Omuzlarıma oturdu, sert ve kabuklu elleriyle başımı okşamaya başladı, ve sonra da aşağı doğru bastırdı. Çoğunluğa sakso çekmemi emreden bir çift el oldu yorgunluklarım, ve başımı eğdim. Çünkü o ele dur demek için arkamı dönmem gerekiyordu, ve ben arkama dönemiyordum. Çünkü yorulmuştum.

Dorothy başını eğmedi. Ve şimdi 72 yaşında.


Biz gayler siyah değiliz, ama Dorothy olmak zorundayız.
Başımızı eğmeden yürümek zorundayız.
Çünkü kabul edilmeden ölmek sorun değil, ama “içimiz rahat” ölmeliyiz.
Bunu, her insan kadar biz de hak ediyoruz.
Bu yazıyı,
“başımızı eğmeyecek kuvveti bulabileceğimiz” umuduna atfediyorum.