kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Beni Kadın Yapan Adam: Ümit Yaşar Oğuzcan

Size bu haberi daha farklı şartlar altında vermek isterdim. Ve anlatacağım neler olduğunu. Ama öncesinde şunu konuşmalıyız: Gayler çok çeşitli guruplara ayrılıyor içlerinde. Bu böyle. Misal femineni var, masküleni var, heterodan daha masküleni var, ortası var, namuslusu var, kaşarı var, onun da ortası var, KTOG var, gibi örnekler çoğaltılabilir. Tabii ki favori gay türümüz KTOG ama neyse işte diğerlerini de Allah yaratmış snuçta :S gibi... Bu bir yana... Bir de bence en önemli olan şu: Gaylerin içlerinde bir erkek bir de kadın ruhu taşıdığına inananlar ve bunu kesinlikle reddedenler var. Peki ben hangisiyim? Ya siz?

Söylediğim gibi, benim nasıl kadın olduğuma geçmeden önce konuşmamız gereken bir konu var.

Sorunun ya siz? kısmı değil elbette önemli olan, bugün her zaman olduğu gibi yine benden konuşacağız. Bunu zaten anladığınızı varsayıyorum. Zaman ilerledikçe sevgili insanların çoğu gaylerin bu çeşitliliğinin farkına varmış durumda. Mesela artık lisedeki kızlar "ya ozan benle niye ilgilenmiyo abi :S" yaptıkları zaman, ozan ne kadar heterovari bir erkek olursa olsun, Sinem adındaki firkete tokalı yaratık diyor ki: "Belki de gaydir Gamze, hiç düşündün mü?" Gamze de diyor ki: "Abi saçmalama çocuk---" Gamze 'futbol, basketbol, şu, bu' gibi örnekler verecekken Sinem migrostan migros kartıyla 12.99 yerine 11.40'a aldığı norveç özlü kendi gibi basic nivea el kremiyle ellerini yağlarken diyor ki: "Canım benim, biz ne gayler gördük? Her gayi sabah şekeri mi sandın sen?"



Sinem doğru söylüyor. Vallahi biz de Sinemcim inanır mısın, Planet'lerde Gabile'lerde gezerken ne gayler gördük, ne gayler varmış dedik. Gaylik bize tv'den öğretildiği gibi her zaman kadın kavramına biraz daha yakın durmakla değil de, aynı zamanda Küçük İskender'in dediği gibi 'erkek olmanın görkemiyle kendi ırkına dönmek'le de oluyormuş, bunu da gördük.

Bu çeşitlilik içinde benim konuşmak istediğim tür ise şu: Gaylerin bu duyarlı yanları (çoğunda olan), erkek ruhlarının yanı sıra bir de kadın ruhundan mı geliyor? Buna karşı çıkan aynı zaman da onaylayan çok insan gördüm. Buna karşı çıkan erkeklerin çoğunun da 'kadına benzetilmek' korkusundan bu karşı çıkışa alet olduklarını ya da bir şekilde olmaya zorlandıklarını gördüm. Bence saçma bir mesele. Yani ağlayabilmek, duyarlı olmak, merhametli olmak gibi şeyler kadınsı şeylerse o zaman ben zaten kadın olayım bırakın. Bu toplumun her şeyi iki zıt kutba itmeye merakından gelen arsız bir durum sadece. Doğal olarak 'sende kadın ruhu da var' denildiğinde kastedilen, 'sen diğer erkekler gibi benim ağzıma sıçmıyorsun, bacaklarımı sana ayırdıktan sonraki sabah beni diğerleri gibi terk etmiyorsun' demeye geliyor. Kadınlar bunu kendilerine yapıyor. Böyle böyle duyarlı erkeklere 'sen farklısın' damgası vurduktan sonra, sizde olan özellikleri bir erkekte gördüğünüz zaman 'ay bu nasıl erkek' yapıp sonra da 'cnm ben feministim' diye ortaya çıkmanız, efendim malumunuz, beni biraz altıma sıçırtıyor.


Her duyarlı erkek gay midir gibi sorulara tabii ki de girmeyeceğim. Bir gay bile kendisine 'sende kadın ruhu da var' denildiğinde, bu iltifat olsun ya da olmasın, eğer alınıyorsa; demek ki biz gayler bile aslında cinsiyetçiyiz. Demek ki bizim içimizde de kadınları küçük gören bir taraf var, beynimiz yıkanmış, başarılı olmuşlar. 

Ben sadece erkek ve kadın ruhunu aynı anda içinde yaşatma metaforuna ılımlı da olsa aynı zamanda zehirlenmiş bir bakış açısı sergilediğimi söylemek istedim aslında. Bir yabancı bana 'KTOG sende kadın ruhu da var be ablam' dediğinde bazen alınıyorum, ve görüyorum ki kendimi ne kadar dünyanın en mantıklı insanı ilan etsem de, olmak istediğim insandan aslında çok uzağım. Ve bana iltifat olarak bile 'bir kadın kadar zevklisin' denildiğinde, beni doğuranın da bir kadın olduğunu unutup alınıyorsam, vay halime. Ama kendimden önce suçlamam gereken sikik bir toplumumuz var. O toplumu taşlamayı bitirebildiğim gün, kendimi düzeltmiyor olmama toplumu taşlayarak bahane bulamayacağımı anladığım gün sanırım bir insan olacağım.

Sonuçta ben böyle karmaşık düşünceler içerisinde kıvranırken, ki ben gerçekten de çift ruhluyum bence (çünkü kadınların sahip olabileceği inceliklere ve bir erkeğin ayılığına -bir oturuşta on sekiz dilim pizza yemek ve genirmekten bir hayvan gibi zevk almak gibi- aynı anda sahibim), karşıma bir şiir çıktı.

Şiir Ümit Yaşar Oğuzcan'ın, ve bu şiiri dedemin herkesten gizlediği şiir defterinde buldum. O defteri bulabilmek içinse bizim bağda yirmi senedir kilitli olan bir çekmeceyi kırarak açmam gerekecekti. Yirmi senedir yapamadığımı yaptım ve dedemden kibarca anahtar istemekten de o çekmecenin karşısında oturup filmlerdeki gibi deliğe toka moka sokmaktan da vazgeçtim ve sonunda çekmeceyi kırdım.

İçinden anannemle dedemin yıllar öncesine ait evlilik cüzdanları (o kadar fosil ki sobaya atsam tüm Kırsal ısnır), binlerce çakmak, tıraş bıçağı (ki sanarsın titaniğin batığından çıkmış), gazete parçaları vs arasında birkaç defter çıktı. Defterlerin tarihi 1950'lere uzanıyordu, düşün yani. Satsam zengin olurum. Hele bir de 1940'lara falan uzanan bir foto albümü çıktı ki değme keyfime yavru ceylan, gezme dağlarda, seni avlarlar. Dedemin askerlik fotoğraflarını görmekteki en heyecanlı taraf o zaman yaşayan erkeklerin ne kadar da yakışıklı olduğunu görmemle birlikte şoklara girmem ve, şimdiki ozanlar ve berkelerden oluşan bebek yüzlü erkek ırkının nasıl onlardan türediğini anlamaya çalışmakla ve sonunda benim evrime inanmamla biten birkaç geceydi.

Evet, o fotolardaki erkeklerin hepsi de birer kocaydı...
Ve daha yüzlercesi var.

Beni en çok heyecanlandıransa dedemin şiir defteri oldu. Bazıları gerçekten kötüydü, (kendi şiir zevkine göre, el yazısıyla beğendiği şiirleri yazmış) ama bazıları beni benden aldı. Bunlardan birisi Ümit Yaşar Oğuzcan'ın şiiriydi, ki öyle bir şiir ancak bu isimdeki bir adamdan ve ancak bir erkekten çıkabilirdi dedirtti bana. Ve ben bu şiirle birlikte bir kadın olduğumu anladım.

Değişik Zamanlar

18.45

En geç yediye çeyrek kala evdeyim
Ben gelene kadar bütün üzüntülerinden kurtulmalısın
Borcumuz varmış, derdimiz varmış düşünme
Ümitsizlik fakirlerin harcı değil

Saksının yerini değiştir
Göreceksin daha güzel olacak
Aç pencereyi odamız havalansın
Sonra mutlu geceleri düşün sabahları değil

Gelir gelmez sarıl boynuma, öp beni
Geçsin bütün yorgunluğum dudaklarında
Doldursun yatakları aşkımız
Biz de insanız elbet Tanrı Değil.

22.30

Seni bir güzel öpmeliyim önce
Dudaklarımın nelere kaadir olduğunu anlamalısın
Sonra sen istemelisin yatağı
O baygın başdönmesini
O tatlı yorgunluğu
O ölüp ölüp yeniden var olmayı

Yatağımız büyük olmalı büyük
Bir odayı doldurmalı kucaklaşmamız
Kırmızı ışığı sevmem
yeşil bir ampul yanmalı abajurda
Dışarısı alabildiğine karanlık olmalı
Senin mutlu aydınlığına inat
Ve ben sabahın ilk ışıkları altında
Seni bir kere daha sevmeliyim.

7.15

Beni 7.15 de uyandır
Akşamdan kur saati uyuyup kalmayalım
Zamanlar içinde en güzel sabah çayı
Sonra giyinip traş olmalıyım

Artık ayrılmalıyız, üzülme
Göreceksin akşam çabuk olacak
Haydi gülümseyerek uğurla beni
Son otobüse yetişmeliyim.

                                 Ümit Yaşar Oğuzcan


Bu şiiri okuduğumda aklıma gelen ilk görüntü eve dönen kocamı karşılarkenki heyecanımı hissetmemle bölünüyordu. Sızladım adeta. WTF? dedim. Ben XY olamam, ben olsa olsa XXXX olurum dedim. Arkadaşlar pardon kusura bakmayın o satırlar nedir ya? Abi bu nasıl bir erkek gözüyle yazılmış şiir ve nasıl böyle basit ve aynı zamanda etkili ve ben neden titiriyorum ve neden bazı kızların amı var?

Gelir gelmez sarıl boynuma, öp beni
Geçsin bütün yorgunluğum dudaklarında

ve asıl erkeksi olan line şu: Biz de insanız elbet Tanrı değil.

Altıma yat sürtük diyor bana, biz de insanız, ihtiyaçlarımız var, çayı koy sonra yatağa uzan baldırlarını aç, ceketimi çıkarıp geliyorum diyor. Ay... Eridim.

Seni bir güzel öpmeliyim önce
Dudaklarımın nelere kaadir olduğunu anlamalısın

Dudaklar... Ve ben erkek dudakları istiyorum, işte beni bundan emin yapan şey bu satırdı. Aynen abi, erkek dudağı öpmeyen bilemez.

Sonra sen istemelisin yatağı
O baygın başdönmesini
O tatlı yorgunluğu
O ölüp ölüp yeniden var olmayı

Peki... Aylarca istedikten sonra bir erkeği, onun yeni tıraşlı yüzüne sürtünürken, baygın baş dönmesinin ne olduğunu halen anlamamak mümkün olabilir mi? Bu his bu cümleden başka neyle ifade edilebilirdi?

Ve ben sabahın ilk ışıkları altında
Seni bir kere daha sevmeliyim.

Çünkü erkek dediğinde sabah ereksiyonu olur. Anlatabiliyor muyum? Koca dediğinin siki sabah olunca kalkık olur. Ve nasıl kalktıysa öyle inecek o sik! Bu adamın karısı olarak senin görevin KTOG! dediğimde kendime, işte o andı: Sanırım ben artık bir kadın oldum.

Yani bugüne kadar, içimde hem erkek hem kadın ruhu varsa bile, pardon cnm, ben bu şiirden sonra kadın oldum. Bir şeyin ne denli gerçekçi olduğunu anlamak için tek yapmanız gereken kendinizi o durumda hayal edebilmek. Gülmeden hayal edebiliyorsanız olma potansiyeli var demektir. Ve ben kendimi kocamın işten dönmesini beklerken hayal edebiliyorum. Üstelik o hayalde hizmetçiler falan yok ve ben Chanel torbalarıyla eve dönmüyorum; bildiğin evde bekliyorum ve çay demliyorum. Bildiğin fakiriz. Ve sürekli baldırlarımı açıyorum... Önemli olan nokta bu.

Bu gösteriyor ki, yazdıklarımın şaka olmadığından bir dereceye kadar eminim ki önemli olan bu, hepimizin içinde bilmediğimiz potansiyeller var. Benimki buymuş. Kocasını İşten Dönerken Bekleme Potansiyeli + bonus olarak Kocası İşten Dönünce Baldırlarını Açma Potansiyeli.

İşin ilginci, utanmıyorum abi, bildiğin mutluyum. Ve benim bu hayaldeki adım Rosaline. (Rozalin değil rozılayyn diye okunur) Çünkü bu şiiri şimdi yeniden okuyup sızlarken aklımdaki şarkı da şuydu:


O sahnede rüzgar var, kapı önünce astığım çamaşırların arasından geçiyor kocam ve eve giriyor. Eprimiş ceketini alıyorum ve baldırlarımı açıyorum. Bu benim hayalim. Ve utanmıyorum!

Yazıdan çıkarılan ders: Ben şiir yorumlamamalıyım bence. Mümkünse sadece yazmalıyım.

Anlamanız gereken tek nokta şu: Ben bir erkeğin bir kadına olan arzusunu böyle anlatan bir başka şiir daha göremedim. Ve bu şiir beni yapsa yapsa kadın yapar. Ben de olurum. Çünkü beni doğuran da bir kadın, ve ben ne kadınlardan ne de kadınsı olarak addedilen; merhamet, düşünceli olma, duyarlılık gibi erdemlerin hiçbirinden utanmıyorum. Varsın kadın olalım... Sikerler bu dünyayı.

Burası KTOG,
sikin bu dünyayı,
bir de çay demleyin.