kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Sevilmeye Yabancı

Selam mor menekşeler. Eskisi kadar seks yapmıyorum artık. Hem arkadaş çevremde, hem de blogda bunu sık sık dile getiriyorum. Bunun nedeni seksten soğumuş olmam ya da masif bir duygusallık arayışı içinde olmam değil. Aksine yıllar geçtikçe seks benim için daha önemli hale geliyor. Ama aynı zamanda seksle çok erken tanıştığım için ve özellikle lise hayatımı erkek bedenini keşfetmeye adadığım için, artık pratik anlamda "azdım, hadi seks" mantığı bende işe yaramıyor. Bu yüzden rakamsal bir azalma var sadece, ama aklımda kapladığı yer aslında gittikçe artıyor. Teoriklerle daha takıntılı hale geliyorum gitgide. İşte bu aralar eskilerimden biriyle görüştüm...

Onunla ilişkimiz tam olarak internet aleminin bugün sürekli şartlarını dile getirdiği ilişki oldu hep: "Gizlilik içinde, güven içinde, uyum içinde..." Bugüne kadar birbirimizi özledikçe aradık, ve duygusal anlamda bir hayranlık ya da aşk beslemek yerine, birbirimize hissettiğimiz şey hem duygusal hem de fiziksel anlamda ciddi bir saygı oldu. Bu bahsettiğim bulunması çok zor bir şey. İşte bu yüzden olsa gerek, onunla ilişkimiz sanırım sekizinci senesine girdi, ya da bitirdik bile. Artık saymıyorum.

İçime girmek istediğinde sürekli merhametle karışık "acıdı mı? canın yanıyor mu?" diye sorması benim için vazgeçilmez bir hale gelmiş aslında. Bunu basitçe, kendisi zevk alırken benim acı çekmemi istemediğinden yaptığını yüz ifadesinden, ses tonundan anlayabiliyorum. Bunu o an sadece sormuş olması gerçeği bana büyük bir keyif veriyor, bunu sorduğunda ilişkiye girmekten daha çok keyif alıyorum. Çünkü bunca sene sonra bile karşınızdakine ilk gündeki gibi "canın acıyor mu?" diye soruyorsanız, siz beden'e ve partner'e saygılı bir insansınız demektir. Bunu bulmak çok zor.

Bana keyif vermek için bulunduğu konum nedeniyle asla yapmayacağı şeyler yapması, ona keyif vermem için benden yapmayı sevmediğim şeyleri talep bile etmemesi... Bunları düşününce hayatımdaki en uzun ilişkinin 1 ay olmasına rağmen, onunla nasıl sekiz seneye yayılan bir partnerliğimiz olduğunu anlar gibiyim.

Kendisi geçen haftalarda bana bir ziyaret daha yaptı. Bu ziyaret, bana bu yazının konusunu, sevilmeye yabancılaşmayı verdi.

Her zamanki gibi uzun bir sarılma, uzun öpüşme, uzun sürtünmeler... Biraz birbirimizin kollarında yattık, soluklandık. Sonra ceketini çıkardı, gömleğini, pantolonunu... Üzerime uzandı, öpüşmeye devam ettik. Aslında her zaman yaptığımız şey. Ne var ki o an, uzun süredir kimseyle birlikte olmadığımdan olsa gerek, içimde ona karşı mı yoksa genel olarak dışarı çıkmaya bekleyen mi olduğunu anlayamadığım bir sevgi birikimi olduğunu fark ettim. O an, bu sevgiden onu nasiplendirmek istedim.

Çünkü sevgi de cinsel enerji gibi. Bir süre kimseye sevgi göstermediğinizde içinizde birikiyor ve ne yazık ki mastürbasyon yaparak içinizde biriken sevgiyi atma imkanınız yok. O enerjiden kurtulmak istiyorsanız birisini bir miktar sevmek zorundasınız.

Öpüşürken bir an geri çekildim "gel seni biraz seveyim" dedim. "Tamam, olur, ben de seni..." dedi.

Oan beklemediğim bir şey oldu. Üstümden yanıma kaymaya çalışan adamın aslında ne yapacağını bilmez bir hal aldığını fark ettim. Bu; telaşe, endişe içinde bir an değildi. Saf bir şekilde, o üç dört saniye boyunca tam olarak ne yapması gerektiğini bilememe hali. Benim yanıma mı yatmalıydı? Yoksa kalkmalı ve oturmalı mıydık? Elimi mi tutmalıydı? Başını başıma mı yaslamalıydı? "Gel seni seveyim biraz"dan kasıt neydi? Bir insan nasıl sevilirdi? Bunu anlayamadığı, tam olarak ne yapmasını istediğimi fark edemediği bir üç dört saniye geçirdi.

Aslında onu yönlendirmeye çalıştım. Başını tutup göğsüme yatırmaya uğraştım bir süre. Ama o an yatakta yerini bulmaya, kendisini sevmem için uygun olacağını düşündüğü bir pozisyona erişmeye çalışıyordu. Bu kısa süreç, içimde bir şeyleri harekete geçirdi.

Bilmiyoruz biz gayler. "Gel seni sikeyim, gel beni sik" demeye çok alıştık. Çünkü bu toplum bize başka bir şey bırakmadı. Bu birinci neden. Bir ikincisi ise, toplum nasıl olursa olsun, sevilmekten ve sevmekten uzak kalmış insanlar var. Bu o insanın kötü olacağı anlamına gelmiyor. Ne katiller gördük ki aşkları bedenlerinden büyüktü. Kast ettiğim bu değil.

Varmaya çalıştığım nokta, sevmek eylemi diye bir şey var. Kalpten, yürekten, ruhtan falan bahsetmiyorum sevgili pıtırcık. Saf, fiziksel haliyle, maddesel dünyada yer alan bir sevmek eylemi var. Bu eyleme yabancılık da söz konusu.

Gel seni seveyim biraz dediğinizde, gülümseyerek dizinize yatan birini bulmanız gerekli. Gel seni seveyim biraz dediğinde, loto kazanmışsınız gibi bir heyecanla dizine koştuğunuz biri gerekli. Beni sevsene dediğinizde, dizinin üstünde ne varsa fırlatan, ve kedi yavrusunu davet eder gibi dizine iki kez vurup sizi kucağına davet ederken, kollarını açıp başınızı göğsüne çekerken size gülümseyerek bakan biriyle sevgili olun.

Yabancılık bitmez çünkü, tene kazınır. Sevmeye, sevilmeye yabancı insanlarla yapamazsınız. Onlara bunları öğretebilirsiniz. Ama o yabancılığın kokusu bir yerden çıkacaktır. Zaten çıkan o yabancı kokular bizi hayal kırıklığına uğratan.

Yabancıları sevin, yabancılara size sevmeleri için de fırsat verin. Ama bir gün hayatınızı biriyle birleştirecek olursanız, yabancılığın en az olmasının ilk kriteriniz olması gerektiğini unutmayın.