kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

2015 İstanbul Onur Yürüyüşü (2)

Saatler süren polis şiddetinden, onlarca kovulmadan, fışkırtılan tonlarca su ve sokaklarda geçirilen uzun bir zamandan sonra The Mekan'a giriyoruz. Bizden önce giden arkadaşlarımızın yanına çıkıyoruz. Burası After Party'nin gerçekleşmekte olduğu yer. Talihsiz Mekan. Henüz hiçbir şeyden haberimiz yok ve biz, günü en azından yanlarında olmaktan gurur ve mutluluk duyduğumuz bir grup insanla kapatabilmek için, müziğin sesine doğru merdivenleri çıkmaya başlıyoruz.

Müzik. İlk defa parasını ödemekten sızlanmadığımız birkaç şişe içki. Barmen birama limon suyu dökerken dans etmekten tükenmişliğimi barı tıka basa dolduran pırıl pırıl insanları izleyerek taçlandırıyorum. Kimse morallerinden söz etmiyor bir süre. Sadece dansın keyfini çıkarmak, spot ışıkları ve sislerin arasında, ellerimizde yükselen bayrağımızın tadına varmak istiyoruz. Yorgunuz, ama bugünü gülerek kapatmaya her şeyden daha kararlıyız.

Ara sıra sigara içmek için minik balkona çıkıyoruz. Sıkışmış bir kalabalığın içinde apartmanları, sessizliği izliyorum. Hafif esen soğuk rüzgarı dinliyorum. Buna her şeyden daha çok ihtiyacım var. Rüzgar bizi serinletmek için esiyor. Kendi içimizde sıkıştık, sıkıştırıldık, biliyor.

Bir süre daha dans ediyorum, insanlarla tanışıyorum. Arkadaşlarımla eğleniyorum. Sonra terasa çıkıyorum. Sonuna kadar açılmış kocaman pencerelerin önünde oturup soluklanmak istiyorum. Ben pencerelerden birine kurulup sıkıştırdığım masa sahiplerinden özür dilerken ve bir sigara yakarken, Asya orijinli bir kadınla tanışıyorum. Sanırım benden ateş istiyor. Konuşuyoruz. Adı Christina. Doğma büyüme Amerikalı. Bana Türkiye'den bahsediyor. Polisten dem vuruyor. Bizim için üzüldüğünü söylüyor. İstanbul'u ne kadar sevdiğini anlatıyor. İngiltere'ye çalışmak için gideceğini, bir önceki ziyaretinde orada bir erkekle tanıştığını, adının Tom olduğunu, Tom'a aşık olduğunu, Tom'la çıkmaya devam etmek için Londra'ya gidebilmeyi her şeyden çok istediğini anlatıyor. NYU mezunu, zor olmasa gerek. Canlı, parıldayan bir kadın karşımdaki. Gülmeyi becerebiliyor. Seviyorum böyle insanları.

Osırada bir patlama sesi geliyor. İçim korkuyla doluyor. Biraz da ben, içimde taşıdığım korkuya doluyorum. Teslim oluyorum. Biliyorum, bir şeyler olmak üzere ama inkar etmeyi tercih ediyorum. Bütün gün boyunca aklıma getirdiğim her şey başıma da geldi, bu kez olsun inkar etmek, ve inkarın başına gelmek istiyorum.

Havai fişektir belki... diyor birisi. Aslında o kişi benim. Söylediğim yalan da yüzümden, gözümden okunuyor.

Gaz bombası attılar, çekil, diye inliyorum yanımda oturan arkadaşımı çekerek. Christina ne dediğimi anlamadığı için terastan sarkıp ikinci kez gelen patlama sesinin ardından çıkan dumana bakıyor. O sırada üçüncü patlama oluyor. Havayı dumanlar sarıyor.

"Aaa havai fişek!" diye bağırıyor birisi. Christina canlı, güleç bir insan. Ama Christina aynı zamanda aptal bir insan. Belli ki hiç eylemde bulunmamış, hiç polis saldırısına uğramamış. Gazın kokusunu bilmiyor. O ve turistlerin bir kısmı terastan sarkıyor ve gülerek çığlıklar atıyorlar. Havai fişek sandıkları 5 patlamayı kutluyorlar.

5 patlama. 5 gaz bombası. 5 saldırı.

Gözlerim yanıyor. İnkar etmeye devam ediyorum. Boğazım yanıyor. İnkar edemiyorum. Gaz bombası attılar. The Mekan'ın arka sokağında atılan gaz bombaları önce terasa, sonra aşağı kattaki dans pistine doğru merdivenlerden yol alırken, polis ön sokağa geliyor. Göz altları başlıyor.



O duman, aşağı kata da geldi.


Gözaltılara başladılar.


Gaz bombalarına devam ettiler.


Dans pistindeki büyük vantilatörün önünde oturmak için aşağı iniyorum. Dumanın oraya da dolduğundan henüz habersizim. Çünkü bir an için, dans pistinin olduğu katın dışarıya açılan küçük bir balkonu olduğunu unuttum. Orada sigara içmiştim, ve rüzgarı dinlemiştim. Bana göz yaşları getirecek serin rüzgarı. Tüm süre boyunca peşimden sürüklediğim arkadaşımın elini tutuyorum. Biraz sonra çıkacak küçük izdihamda onu kaybetmemeye kararlıyım.

Dışarı çıkamıyoruz. Polis barın önünü kapattı.

Biz yarım saat boyunca içeri dolan gazı soluyoruz.

Polis bardan çıkmamıza izin vermiyor, ve biz, yarım saat boyunca içeri dolan gazı soluyoruz.

Öksürüyoruz. Boğazımız ağrıyor. Tecrübeli olanlar "Geçecek, sakin olun" diye bağırıyor. Gözümüz yanıyor. Birisi mikrofonu alıp yeniden terasa çıkmamızı, havanın temizlenmek üzere olduğunu söylüyor. Yeniden terasa yöneliyoruz. O kalabalıkta, terasa doğru kaçışan insanların arasında terasa çıkabilmemiz beş dakikamızı alıyor. Kimileri ellerinde kamera, ilerlemek yerine bu katliam denemesini, kıvranan insanları belgelemeye çalışıyor. Kalabalık ilerlesin istiyoruz sadece. Nefes alabilmek istiyoruz.

Öksürüyoruz. Nefes alamıyoruz. Yanıyoruz.

İçimizden bazıları geçirdikleri cinnete teslim oluyor.

"Yakın kurtulalım. Yeter artık. Öldürün ve kurtulalım!"

Biz cinneti de, kimliğimiz gibi sahipleniyoruz. Bizim bir parçamız oldu artık.

Burası benim ülkem. Burası Türkiye. Polis, yaptırmadığı yürüyüşü kutlamak için geldiğimiz barın terasına 5 gaz bombası attıktan sonra, barın kapılarını kapattı. Zehir soluduk, zehirlendik. Bu benim gerçeğim. Burası benim ülkem.

Ta ki saatler sonra çıkabiliyoruz The Mekan'dan. 
Nefes alıyorum. 
Arkadaşlarımın yanındayım.
İyi değilim.

Nefes alıyorum.
İyi değiliz.

Bu, bizim gerçeğimiz.
Cinnetimiz kadar kabul ettiğimiz gerçek.
İyi değiller.

İyi olacağız.