kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Gece, Merhamet, Erkek

Yürüyüşün ardından geceyi kapatmak, ya da geceyi başlatmak için beni saklayacağını inandığım bir yere, TekYön'e gidiyorum. Yürürken biraz olsun mutluyuz. Rahatsız edilmeyeceğimizden kısmen eminiz. Güvenlikten geçip vestiyere fotoğraf makinemi bırakıyorum. Yeniden müziğe doğru adım atıyorum ama bu sefer korkmuyorum. Karanlıktan önce, ve karanlıktan sonra, korkmadığım tek anı kucaklıyorum.

Burada, arka bahçede sigara içerken, gün içinde tanısam yüz vermeyeceğim bir erkekle tanışıyorum. Biseksüel. Kadınlara sahip olmayı, erkeklere de teslim olmayı seviyor. Barmen. Yakışıklı. Çok yakışıklı. 34 yaşında. Favori içkisi cin tonik. Elinde cin tonik. İstersen tadına bakabilirsin, diyor. Bu ilk işaret. Sade ve güçlü. Dakikalar geçiyor. İçeri girelim, diyerek beni çekiyor. Ardından takip ediyorum. Henüz O'na dokunmadım. Henüz bana dokunmadı.

GoGo Boy var sahnede. Yükseliyor. Bizim için değil de geceyle dans ediyor gibi. O, sahneye doğru ilerliyor. Sahnenin tam yanına gidiyor. Ben bekliyorum. Gözleri beni arayacak mı diye bekliyorum. Buna ihtiyacım var. Bana ihtiyaç duyduğunu bilmeye ihtiyacım var. Ardına dönüp beni arıyor. Yanına gidiyorum.


Kollarımız birbirine değiyor. Kollarımız birbirine değsin diye uğraşıyor. Kollarımız birbirine değsin diye uğraşıyorum. Dansı izlerken bir anda elini belime atıyor. Bedenime, olacağına hiç ihtimal vermediğim bir sıcaklık yayılıyor. Belimden göğsüme ve bilincime, sonra bacaklarıma yayılan dalgalı bir his. Elektrik çarpmış gibi. Bu aşk değil. Şaşırıyorum. Ta ki birkaç dakika sonra kolumu omzuna atabilecek cesareti buluyorum.

Beni bara doğru çekiyor. Başı dönüyor. Oturması gerek. Beni öpmesi gerek. Dudaklarım boynunda. Dişlerim kulaklarında. Taburemi O'na doğru çekiyorum. Taburesini bana doğru çekiyor. Sarılıyoruz. Sarılmamı istiyor. Elektriğin kaynağını biliyorum. Dakikalarca başının arkasını, saçlarını, ensesini okşuyorum. Dakikalarca O'nu kokluyorum. İçimde uzun zamandır hareketsiz duran bir şey kendi çevresinde dans eder gibi hareketleniyor. Uzun zaman sonra böylesine, delicesine istediğim bir erkeğin yanındayım. 

Tanımadığı bir insandan, bir yabancıdan böyle sessizce merhamet talep edebilen erkek yaratılışı çarpıyor beni. Konuşmaya ihtiyacımız yok. Dokunarak bir şeyler söyleyebiliriz. Ama beni çarpan, biz erkeklerin dokunarak talep ettiğimiz şeyler. Bu biz erkeklere özgü bir şey. Çünkü kelimeler bize yasak. Dokunarak anlatabiliriz.

Dans ediyoruz. Bahçeye çıkıyoruz. Sigara yakıyor bana. Sigara yakıyor kendisine. O'na şunları söylüyorum:

"Senden hoşlanıyorum. Ama ben senin tipin değilim, biliyorum. Gidebilirim, ister misin?"
"Hayır", diyor. 
"Ayık kafayla beni görsen şu an birlikte olmazdık" diyorum.
"Gerçekten mi?" diyor. Şaşırıyor. Biliyorum, sarhoş. Gelmeden kendi çalıştığı barda içkisinin yanında ex almış. "Gitmek istiyor musun? Eğer sen gitmek istiyorsan gidebilirsin. Muhabbet ediyoruz, dokunuyoruz, bu yetmez mi?"

Gitmek istiyorum. Ama O'nu bırakmak istemiyorum. "Gitmek istemiyorum" diyorum. Bu bir yalan sanırım. İkiye bölünüyorum.

Sadece sarhoş olduğu için beni öpmesini istemiyorum. Bu fikri kaldıramam. Bana nasıl tiplerden hoşlandığını net bir şekilde söylemişti. Ben de net bir şekilde anlamıştım. Neden böyle tutkuyla dokunuyoruz o zaman? Kim yaptı bu büyüyü? Bir süre dans ettikten sonra başı fazla dönüyor. Oturuyor. Başını okşuyorum. Ve O'nu oracıkta bırakıyorum. Gidiyorum.

Beni dakikalar sonra sigara içerken buluyor.

"Neden beni bırakıp gittin?"
"Sarhoşluğundan faydalanmak istemedim."

Gidiyor.
Geri geliyor.

"Neden? Sarhoş insanlarla konuşmuyor musun?"

Sanırım yeniden açıklıyorum.
Sanırım ilk defa dinliyor.
Sanırım ilk defa anlıyor.

"Seninle iyiyim, boş ver hoşlandığım tipleri."
"Peki", diyorum.

Dans pistindeyiz. Yine O'nu içime çekiyorum. O sırada, tüm akşam boyunca neden çarpıldığımı anlıyorum. Merhamet. Erkekleri, erkeklerin merhameti kadar iyileştiren bir başka şey daha yok. Bunu bilmiyoruz. Ben o gece öğreniyorum. Öğrendiğim şeylerle mutluyum. Merhametimi koşulsuz ve şartsız bir şekilde O'na veriyorum, merhametime teslim oluyor.

O'na sahip olmak için bir adım atıyorum. Kabul ediyor. Ama görevli izin vermiyor. Şansımı zorlamıyorum. O'nu bir köşede içime çekmeye devam ediyorum.

TekYön kapanırken, çalan son slow şarkıda dans eden, sevişen, sadece ikimiz kalıyoruz. Herkes bizi izliyor. Yine. O'na merhametle dokunuyorum. Merhametle elimi tutuyor. O an, sadece o an için, birbirimizi seviyoruz. O anın içindeyiz.

Yıllar önce, yine yasak bir anda, bana zevk veren hiçbir şeyden pişman olmamayı öğrenmiştim. Şimdi, bir başka anda, merhameti ve "o an sevmeyi, o an var olmayı" öğreniyorum. 



Taksideyim. Gökyüzüyle ıslanıyorum.





Taksiden iniyorum. Kulağımda kulaklıklar. Müzik. Aynı serin rüzgar. Gökyüzüyle oynaşıyorum bir süre. Aklım da bakışlarım gibi havada. Bilinçsiz bir yürüyüş. Var olduğumu unutuyorum.



Eve yaklaşırken burnumda sadece O'nun kokusu var. Saçlarındaki mavi pembe koku. Boynu, gülüşü. Cesur sözleri. Elleri halen bedenimde dolanıyor gibi. Dünü affeder gibi oluyorum bir an. Başım henüz dönmeye başladı. Aklımda sadece O var. Bir daha görüşmeyeceğimizi biliyorum.

Bir çay yapıp koltuğa kuruluyorum. Bu sefer limonlu değil. Çünkü gay olduğum gerçeğinin bilinciyle birlikte daha birçok şeyi unuttum. Ama ben bu gerçeği, bu sefer tüm kalbimle isteyerek hatırlıyorum ve o an, orada oturup sabahı dinlerken, loş kırmızı ışığa boğulmuş odanın sessizliğine doğru tekrarlıyorum. Yeniden ve yeniden fısıldıyorum:

Ben gayim. Buradaydım. Buradayım. Burada olacağım.
Biz, her rengiz.