kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Baba: Dünya Beni Yok Ederken Neredeydin?

Bazı geceler kendimi üzerime bir susuzluk anında zahir gibi inen kâbuslarla savaşırken buluyorum. Böyle anlarda uyumuyorum. Gözlerim sonuna kadar açık. Bilincim hiç olmadığı kadar net ve ben geçmişte beni şekillendirdiğine inandığım, tam olarak bu gecede, bu anda beni böylesine uyanık tuttuğunu bildiğim görüntüleri hatırlamaya başlıyorum.

Sonra kendimle ilgili bazı şeyleri görmeye başlıyorum. Ben hiç insanların içinde ağlamamışım mesela. Bu eylemi, gözlerimden dökülmek için bekleyen yaşları hep yalnız olduğum anlara, kimsenin beni görmeyeceği turuncu kış gecelerine, kapkara nisan gecelerine, mavi ağustos gecelerine ama hep bir şekilde gecelere saklamışım. Bir yandan zavallı hissediyorum ama bir yandan da beni ağlatma noktasına getirmiş bu anların kuvvetini, söylenen sözlerin, edilen hakaretlerin zehrini düşününce, o anlarda ağlamamayı başarmış olduğum gerçeğinin beni bir nevi güçlü kıldığını da sanıyorum.

İlk defa "top" diye çağrıldığım an.

İlk defa arkamdan "ibne" diye bağırıldığı an.

İlk defa beni hiç tanımayan birinin eşcinsel olduğum gerçeğini öğrendiği an.

Beni daha yeni tanımaya başlamış birinin "sen gay misin?" diye sorduğu ilk an.

İlk defa biriyle kavga ettiğim an.

Ettiğim bir kavganın nedeninin eşcinsel olduğum gerçeği olduğunu anladığım ilk an.

Hayal kırıklığı. Hayat kırgınlığı. İlk tokat. İlk dayak. İlk kanama. Korkuyla atan ilk nabız.

Bütün bunları hatırlıyorum ve garip bir şekilde bu sefer gecenin üzerime indirdiği bu hatıralar kâbusuyla uğraşmak yerine, bilincim sadece tek bir soruyla dolup taşıyor: Bütün bunlar olurken babam neredeydi? Hayır, annem değil. Annemin nerede olduğunu bilmek istemiyorum. İlginç, ama odaklandığım tek kelime "baba" ve ben tüm bunları yalnız başıma yaşarken, ve o an orada ağlamayacak kadar güçlü olmayı başarırken babam neredeydi? Bu bir mecaz da değil. Kelime oyunu yapmaya çalışmadığımı fark ediyorum. Saf, fiziksel haliyle bir cevap gerektiriyor bu soru. Babam, ilk defa birisi bana "top" dediğinde, tam olarak neredeydi ve ne yapıyordu?

Ben henüz mavi önlük giyerken, "top!" diye bana bağıran bir ses duyup döndüğümde, güpegündüz sınıfın ortasında sıkıştırıldığım an, henüz kimseye bir yumruk savurmayı bile denememişken, bir anda kavga etmeyi öğrenmek zorunda kaldığım zaman, babam ne yapıyordu? Öğle yemeğini henüz bitirmiş olmanın verdiği arzuyla sigarasını mı yakıyordu? O sırada yanında bir arkadaşı var mıydı ve konuştukları şey dün maçı kazanan takım mıydı? O maçta haksız yere sarı kart gösteren hakeme "top!" diye bağırdığı anı mı hatırlıyordu sigarasını söndürürken?

Gereğinden fazla nefret ve cesaret dolu bir çocuk beni sıkıştırdığında, herkesin içinde beni "ibne" ilan ederken ve ben henüz anlamını bile tam olarak kavrayamadığım bu kelimeyle ilk defa gururumu ve onurumu kaybettiğimi hissederken, biriken gözyaşlarımı geceye, geceye, diye saklarken, babam tam olarak ne yapıyordu? Çarşıda mıydı? Akşam izleyeceği film için kuruyemiş alırken eskilerden tanıdığı bir esnaf dostunu görmüş ve onun ikram ettiği çayı içerken kahkahalarla gençlik anılarına mı gülüyordu? Birlikte ilk defa "ibne" diye çağırdıkları çocuğu mu hatırlıyorlardı o sırada? "Hakikaten, ne ibneydi be!" mi demişti esnaf arkadaşı? Nasıl bir kahkaha attılar? Sessiz ve yoğun mu yoksa gürültülü ve yüksek telden mi?

İlk defa bir öğretmen, arkadaşlarıma katılıp bana eşcinsel olduğumu bildiğini ifade eden birkaç argo kelime savururken ve tüm sınıf buna gülerken, ben, utancın bedenimdeki her bir hücreyi kıskıvrak boynundan yakalanmış bir köpek gibi ele geçirişini ve nefessiz kalışımı hissederken, babam neredeydi? İşyerinde miydi? Çok sevdiği bir müşterisiyle otomobil bayiliğine gitmişler ve hayallerindeki arabayı test sürüşüne mi çıkarıyorlardı?

Benim eşcinsel olduğum gerçeğinin, benle ilgili her özelliğin bu gerçeğe bağlanacağını keşfettiğim an; sesimle, konuşmamla, yürüyüşümle dalga geçilmesinin tek nedeninin, insanların tüm bunları "benim eşcinsel oluşum"la değerlendirip beni hep bu gerçeğin perdesi ardından görmeleri olduğunu anladığım ilk an. 

Burası bir okul koridoru. Bir çocuğun annesi, hüzünle karışık bana bakıyor. Ama bu hüzün değil. Bu bir rahatlama ve gizli bir mutluluk. Çünkü diğer çocukların böylesine hırpaladığı çocuk, kendi çocuğu değil. Bu hırpalanan çocukta bir sorun olmalı ve güzel Tanrı, o sorunu onun çocuğuna vermediği için gözlerine yerleşen mutluluğun buğusu bu, hüznün değil. O kadının beni kurtarmak, bana yardım etmek istemediğini, aksine beni, nasıl hırpalandığımı izleyerek kendi çocuğuyla daha da gurur duymak istediğini anladığım ilk an. Babam tam olarak ne yapıyordu o anda? Ben tam o anda ağlamak için gizli bir köşe bulmaya çalışıyorum. Ağlamak üzereyim, ama nedeni hırpalanan bedenim, parça parça edilen kimliğim değil. Nedeni, annemi hatırlamış olmam. Beni hüzün maskesi ardına gizlenmiş mutlulukla izleyen o kadını gördükten sonra annemi hatırlıyorum ve ben o sırada Araf'tayım. Bir soru var başımın çevresinde. Bir cevap. Evet, annem orada olsaydı, utancından yerin dibine geçerdi. Beni doğurmamış olmayı dilerdi. Bir yandan da beni korumak için kendini ayaklar altına sererdi. Ama beni korumak istediği için değil, belki de sadece anne olduğu için, korumamak onun elinde olmadığı için. Genel bir anne merhameti bu. İki anne. Birisi bana bakıp kendi çocuğuyla gurur duyacaktı, diğeri utancıyla savrulacaktı. Ben o halimle, kendim için değil, annem için ağlamak isterken, ağlayacak sessiz bir yer bulamazken ve trafik ışıkları altında yönünü şaşırmış bir köpek gibi oraya buraya koştururken, kıpkırmızı gözlerimi koridorları tavaf eden nöbetçi öğretmenlerden saklamaya çalışırken, babam neredeydi?

Telefonda kiminle konuşuyordu? Hangi müşterinin bilgilerini bulmaya çalışıyordu? Kimin yaptığı bir şakaya gülüyordu? Yeni sekreterin arkasından mı bakıyordu? Hangi pencereden dışarı bakıyor ve uçan hangi kuşu izliyordu? Gördüğü hangi apartmanlardan birinden bir daire almayı planlıyordu? Anneme hangi doğum gününde bir jip alacak kadar zengin olacağı yılı mı hesaplamaya çalışıyordu? Kendi işinin patronu olacağı güzel zamanları mı hayal ediyordu? Emekliliğinde Akdeniz’den mi Ege’den mi bir yazlık alacağına karar vermeye mi çalışıyordu? İlanını gördüğü bir villanın hayalinden havuzsuz olduğu için vazgeçmeye mi uğraşıyordu? Kime çay ikram ediyordu? O sırada elleriyle ayıkladığı pamuk kalıntıları hangi takımının üzerindeydi, keten mi? O gün hangi kravatını giymişti?

Eşcinsel olduğum için asla huzur bulamayacağımı, yeryüzünün beni asla kabul etmeyeceğini, en mutlu anlarımda bile geçmişten bir anının, bir kişinin, bir sesin çıkıp gelip beni gafil avlayacağını keşfettiğim an… Âşık olduğumu hiç kimseye açıklamayacağımı, birisinin yanında güvenli hissedebilmek için her zaman onların da benim gibi olmaları gerektiğini, böyle durumlarda bile asla tam olarak güvende hissedemeyeceğimi öğrendiğim ilk an… Sevdiğim bir insanın elini tutmak için gizli kapıların ardında olmaya ihtiyaç duyacağımı, birisine sevgimi ilan ederken her zaman diğer insanlardan uzakta bir yerde olmak zorunda kalacağımı, beni seven insanla seni asla tanıştıramayacağımı öğrendiğim ilk an... Beni seven insanı yaşadığım eve asla getiremeyeceğimi, sana gösteremeyeceğimi, seninle tanıştıramayacağımı anladığım o ilk an…

Baba, senin benimle asla gurur duymayacağını, gerçekte kim olduğumu bilsen varlığım yerine ölümümü tercih edeceğini anladığım ilk an, asla diğer çocuklar ve babaları gibi olamayacağımızı öğrendiğim ve bunu öğrendiğim anda çocukluğumun, tüm masumiyetimle ve umutlarımla, yeni gün düşlerim ve mavi rüyalarımla elimden alındığı o gün, hangi kravatını giyiyordun? 

Benim; utancı, acizliği, acınmayı, zavallılığı, güçsüzlüğü, nefreti, yalnızlığı, sessizliği ve ağlayacak gözden uzak bir yer bulamamanın ne kadar da sinir bozucu bir şey olacağını öğrenmeye uyandığım sabah, dolaptan hangi kravatını eline almıştın?

Benim; kendimden önce annemin ve senin utancını düşünmeyi öğrendiğim gün, kendimi hiçe sayıp siz için var olmak bilinciyle taştığım, kimliğimle birlikte benliğimi de siz benimle gurur duyabilin diye atmaya karar verdiğim gün, söyler misin? Üzerindeki hangi kravatındı? 

Baba…
Ben, sadece “olarak” seni kaybederken…

Çocuk kalbimin rengi utanç ve korkuyla simsiyah olurken…

Baba, dünya beni yok ederken, hangi kravatını giyiyordun?

Siyah mı, lacivert mi?
Benim favorim lacivert olandı.

Ama senin lacivert bir kravatın yoktu, hiç olmadı.