kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Gay Olmanın En Acı ve En Heyecanlı Yanı

Biz gayler gerçekten çok adrenalinli hayatlar yaşıyoruz. İçimizden bazıları küçük şehirlerde yaşıyor misal, hiç evden çıkmıyorlar, bir gay olarak yapacak hiçbir şey bulamıyorlar, ve ona rağmen yine de birçok heteroseksüelden daha adrenalinli hayatlar yaşıyorlar. Heyecan bizim hayatımızın her yerinde. Ama işin ilginç yanı, biz hiçbir zaman saf haliyle bir heyecan yaşamıyoruz, o heyecana her zaman başka duygular da eşlik ediyor. Bakınız...

Şimdi ben konuya girmeden önce sizden şu 12 adet fotoğrafa bir bakmanızı istiyorum:

takım elbiseli erkek

takım elbiseli erkek

takım elbiseli erkek

takım elbiseli erkek


Bu fotoğrafları gördükten sonra şu şekilde bir tepki vermeniz olası.

lol

Sizin bu karelerde gördüğünüz tek şey bir adamın belden altı olabilir. Ya da ilk baktığınızda "hangi sapık çekmiş bunları" diye düşünebilirsiniz.

Şimdi ben o resimleri tekrar koyuyorum.
Yeniden bakın diye.

takım elbiseli erkek

takım elbiseli erkek

takım elbiseli erkek

takım elbiseli erkek


Bu karelerde gördüğünüz şey basitçe "soft porn" değil. Sapıklık da değil. Bu karelerde gördüğünüz şey, bir metroda giderken hayatının aşkını görmüş bir gayin heyecanı. Bu karelerden sızan tek bir şey var, o da adrenalin.

Biz ne zaman dışarıda birini görüp de çok beğendiğimizde yanına gidip bunu ona söyleyebildik? Gaybara her gittiğimde selam vermeye bile korkan bir kalabalık görüyorum. Düşünün öyle bir ortamda bile insanlar çekiniyorlar. Şimdi bu insanların metroda giderken ilk görüşte çarpıldıkları birini gördüklerini hayal edin.

Düşünün, metroda, otobüste giderken hayatınızın aşkını, ya da gerçekten dokunmak istediğiniz, bedeniyle birleşmek istediğiniz birini görüyorsunuz. Ve hiçbir şey yapamıyorsunuz. Kötü olan hiçbir şey yapamamak değil de, hiçbir şey yapamayacağınızı biliyor olmak. İlk hissettiğiniz şey o çarpılma duygusu. Hemen ardından elinizin ayağınıza dolaşması durumu. Çünkü o ilk çarpılmayı atlattıktan sonra ilk düşündüğünüz şey "ne yapabilirim? telefonumu mu yazsam? yanına gidip bir şey mi sorsam?" Sonra bunların hiçbirisini de yapamayacağınızı fark etmek. "Hadi gay değilse? Hadi gayse ve ben onun hiç tipi değilsem? Üstelik herkes beni görecek." korkusu. Son olarak ise hiçbir şey yapamayacağınıza karar vermek ve sinirlenmek.

Evet, iddia ediyorum, hayatımızın aşkını görünce sinirlenen tek insan türü biz gayleriz. Çünkü hayatının aşkını gördükten sonra umutsuzluğa kapılma süresi en kısa olan, bu sürenin saniyeleri bulduğu tek insan türü de yine biz gayleriz.

İnsan sinirlenince kafası başka hiçbir şeye basmıyor. Öfkenin böyle bir etkisi var. Buna kilitleme mekanizması diyoruz. Bu yüzden öfkelenince öfkeden başka hiçbir şeyi görmüyorsunuz, çünkü öfke, bilincinizin hesaplama yapabilen birçok kısmını iptal ediyor.

Ama ne var ki, bazen o söz konusu aşık olduğumuz ya da çok feci dokunmak, birlikte olmak istediğimiz insan, metroda bizim beklediğimizden daha uzun süre kalıyor. İşte böyle zamanlarda sakinleşiyoruz ve kafamız çalışmaya başlıyor. "Tamam, gidip onunla konuşamam, ama onu hatırlamak benim hakkım."

Onu hatırlamak bizim hakkımız. Biz de bu hakkı sonuna kadar kullanıyoruz. İşte yukarıdaki fotoğrafları çeken gaycik de hatırlama hakkını köküne kadar talep eden ve bunu çok da güzel alan bir pıtırcık. Madem o adamla konuşamıyor, o zaman onun fotoğraflarını çekecek.

Toplamda 12 fotoğraf var, hatta daha fazlaydı, ben 12'sini aldım. Bunca fotoğraf çekildiğini ama bunların hiçbirisinde de fotoğraftaki adamın yüzünü göremediğimizi fark etmek garip değil mi? Derdimiz bel altı olduğu için değil, aklımız sadece oraya çalıştığı için de değil, hayır. Sonradan fark ettim ki, adamın yüzü her fotoğraftan itinayla kesilmiş durumda. Çünkü bizi heyecanlandıran insanları dünyayla paylaşmak isterken onların gizliliğine saygı duymayı başarabilen tek insan türü de biz gayleriz. Zira gizliliğin ne kadar değerli olduğunu çocukluğumuzdan beri birinci elden öğrendik.

Fotoğraflara ilk denk geldiğimde, kendimi bu fotoğrafları çeken kişinin aklında buldum. O gördüğü adama çarpılmıştı, bense o adamı unutmamak için verilen çabaya.

Şimdi bu fotoğraflara tekrar bakın:



İlk fotoğraftaki titremeyi görüyor musunuz? O adamın kendisini göreceğinden korktuğu için eli titremiş. Sadece korku değil, heyecan, saf adrenalin bu. Ve buradaki tek olay 'insanlar benim bir adamın fotoğraflarını çekmeye çalıştığımı görecek' korkusu değil. Burada nihayet bir inisiyatif alınmış. Nihayet korkusunu yenen bir gay, uzun bir süre hatırlamak istediği bir adamın fotoğraflarını çekme cesareti bulmuş kendinde. İşte bu cesaretin heyecanı, ve bu cesareti bulabildiği gerçeğinin verdiği öfori var. Neden 12 fotoğraf? Çünkü tek bir şansınız var. 5 dakika boyunca o telefonu adamın gözüne gözüne tutamazsınız. Ayrıca bir durak sonra, 15 saniye sonra inme ihtimali var. Öfkeniz yerini adrenaline bıraktığı için artık beyninizin her yeri de hesaplamalarla dolup taşıyor ve siz her riski hesaplayarak avına yaklaşan bir loepardsınız o anda. 
Hayatınızda ilk kez, arka koltuktan sizi izleyen yaşlı teyze ya da umutsuz ev kadınıyla kapışma cesaretini buluyorsunuz kendinizde. Eğer birisi laf ederse elinizdeki telefonu yüzlerinde paralamaya hazırsınız. Ve bir şansınız daha olmayacağını bildiğiniz için çekmişken en iyi fotoğrafı çekmek istiyorsunuz. Ama çektiğiniz her fotoğrafa bakacak zamanınız yok. Siz de ardı ardına deklanşöre basıyorsunuz. Ama aynı zamanda geçmiş tecrübelerinizden elinizdeki telefonun ışığın az olduğu yerlerde, ya da eliniz titrediğinde gerçekten korkunç fotoğraflar çekebileceğini de biliyorsunuz. Bu yüzden fotoğraflara hiç bakmadan, elinizin titrediğini hissettiğiniz her seferinde o kareyi yeniden çekiyorsunuz ve içlerinden birinin istediğiniz gibi olacağını umuyorsunuz. Şimdi bir de bu beklentinin heyecanı eklendi.

Yukarıdaki olayı hepimiz de hayatımızın bir noktasında yaşadık. Belki telefonumuz yerine gözlerimizi kullandık. Titreyen elimiz değildi de görüşümüzdü. Başımızı o adama yeniden çevirip bir daha baktık, bir daha... Çünkü telefonumuzun kamerasına güvenemediğimiz gibi hafızamıza da güvenemedik. O ne? Yanağında gamzesi mi vardı? Göremedim ki. Bir daha bak. Hayır, arkadaki kadın bizi izliyor. Şimdi, bir daha bak. Dudakları pembe mi? Hangi renk o? Şimdi bak. Kravatının deseni neydi? Bir daha bak.

O adamla konuşamayacağımızı bilmek bizim en büyük acımız.
Ama o adamı unutmama hakkımız, bizim en büyük heyecanımız.
Bu bizim büyümüz. Her yerdeyiz.