kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Eşcinseller Neden Bu Kadar Sinirli?

Bazen kendimi gün içinde en küçük, en önemsiz şeyler için bile gereğinden fazla çilden çıkar halde buluyorum. Başlarda bunu kendi yapıma verdim: “Herhalde benim mizacım böyle” deyip geçiştirmeyi denedim. “Başlarda”dan kastım yirmi senelik bir süre zarfı. Artık canıma tak edince gerçek nedenini bulmaya karar verdim. Buldum da.

Bütün insanlar gün içerisinde sinirlerini bozacak şeylerle karşılaşırlar. Ve çocukluğumuzda bu şeylere abartılı tepkiler vermeyi kendimize hak biliriz, hatta çevremizdeki yetişkinler de hiç yoktan bu kadar sinirlenmemizi çocukluğumuza verip bizi her zaman affederler. Oyuncağınız kayboldu diye evi yaksanız affedilebilirsiniz çocukken.

Fakat çoğu insan yetişkin olduklarında artık sinirlerini bozan şeylerin sayısı da azalır. Önemsiz meselelere fazla aldırmamayı, onları gerçekten öfkelendirecek bir şeyle karşılaştıklarında da önce kendilerine “abartıyor muyum?” diye sormayı öğrenirler. Ve bu yeni hallerine “yetişkinlik”, bunu sağlayan şeye “büyümek” derler.

Bu büyük bir yanılgıymış. Anladım. Aslında insanları önemsiz meselelere karşı çocukça tepki vermekten alıkoyan şey “büyümek”le olmuyor, alakası yok. Gerçek cevap: Kendinizi sevmek. Çevrenizde böyle insanlar vardır bilirsiniz, hani su gibi sakin, durgun olurlar. Oturduklarında bile bunu bir yetişkin gibi yaparlar ve onların yanında olmak size güven, huzur verir. Ne yazık ki bu hallerini “büyümek”e borçlu değiller. Bunu, “kendilerini sevmek”e borçlular. Ve fazlasıyla ne yazık ki, bu insanların hepsi de heteroseksüeldir. 

Çünkü bu insanlar büyürken “oldukları kişi” için ödüllendirildiler ve takdir edildiler. Beni basitçe “ibne” olarak gören heteroseksüel bir erkek, çocukluğu boyunca âşık olduğu her kız için “adam olmuş benim oğlum!” diye pohpohlandı, lisede “siktiği” her kız için arkadaşları tarafından “helal!” diye övgüler yağdırıldı. Büyüyünce “lafı sokup haddini bildirdiği her kadın” için okey masasında “ya ne olacaktı!” diye desteklendi. Yaptığı, olduğu her şey için, ödüllendirildi. Söylemeye hiç gerek görmüyorum ki, biz bu ödüllerin hiçbirisini alamadığımız gibi, almak da istemedik. Çünkü bir kızı sikmek, tokatlamak ya da ona haddini bildirmekte “erkek” olacak ya da “onurlu” sayılacak bir davranış göremedik. Aksine biz gayler bunu yapan her erkekten öylesine nefret ettik ki, sonunda birçoğumuz liseyi bile gerçek bir erkek arkadaşımız, “dostum” diyeceğimiz sağlam biri olmadan geçirdik. Bir de bu davranışları “yanlış bulduğumuz” için “ultra gay” ilan edildik. Gay olmaktan “top” olma mertebesine yükseltildik. Hatta bizi bu mertebeye yükselten bazen erkekler değil, çevremizdeki kızların ta kendileriydi.

Biz, ebeveynlerimizin sevdiğimiz kişiyle gurur duymasını beklemek bir yana, sevdiğimizi tüm dünyadan saklamakla uğraşıyorduk. İlk öpücüğümüzü söyleyip de “adam olmuş benim oğluma!” duymayı beklemek bir yana, ilk öpücüğümüzü kendimizden bile saklamaya çalışıyorduk. Hiçbir şey için övülmedik.

Söz konusu heteroseksüel erkek ise tüm bu övgüleri alıp doyarken, bu arada biz gayler hayatta kalabilmek için kendimize el emeği göz nuruyla diktiğimiz, bir de kenarlarına oyalı işleme ördüğümüz maskeyi yaratmakla uğraşıyorduk. Şimdi size bu maskeyi uzun süreli kullanmanın gerçek yan etkisinden bahsedeceğim; ölümcül vuruştan…

Maskeyle öylesine bütünleştikten sonra artık gelen iltifatların hangisinin maskeye ait olduğunu bilmediğimiz dönemin geldiğinden bahsetmiştim. Aynı şekilde, sadece iltifatların değil, başarılarımız için gelen gerçek övgülerin de bize mi yoksa maskeye mi geldiğinden emin olamadığımız bir döneme de giriyoruz. Üzerimizdeki maskeden ve onun bizde yarattığı bu karışıklıktan öyle nefret ediyoruz ki, “tıp/diş” kazandığımızda, “ülkenin en iyi mühendisliğine girdiğimizde”, “şehrin en iyi reklam ajansında iş bulduğumuzda”, artık sevinemez hale geliyoruz. Çünkü bu yorgunluk, tüm yaşam enerjimizi tüketmiş oluyor. Bir süre sonra “gerçek kendimiz”e ait olduğunu adımız gibi bildiğimiz hayaller gerçek olduğunda da şunu düşünüyoruz: “Bunca yıl maske için yaşadım, bundan sonra kendim için olsa kaç yazar? Bunca yıl aldığım tüm övgüler maske içindi, şimdi gelen övgü gerçek olsa ne çıkar?” Bu kadar tükenmiş durumda oluyoruz. Artık gerçek kendimiz için başardığımız hiçbir şeyi, bu şeyler için gelen hiçbir gerçek övgüyü de kabul etmiyoruz. Kısacası, iflah olmaz bir noktaya geliyoruz.

Üzücü, ama bunu o kadar çok eşcinsel birey yaşıyor ki, artık bu durumu düzeltmeye hangi birimizden başlamalıyız onu da bilmiyorum.

Bugün çevremizde en küçük şeylere bile ölümüne sinirlenen gayler görüyoruz. Hatta çoğu zaman o gaylerden biri biziz. Bunun tek nedeni, hak ettiğimiz şeyleri uzun yıllar boyunca alamamış olmamız. Ve nihayet alabiliyor olduğumuzda da, artık hiçbir şeyin öneminin kalmadığını düşünecek noktaya gelmemiz.

En büyük hayalinizin hukuk fakültesini kazanmak olduğunu düşünün. Ve bunu başardığınızda, yıllardır taktığınız maskenin verdiği yorgunlukla bu başarıdan hayal ettiğiniz kadar keyif alamadığınızı, aldığınız keyfin bir şekilde size gerçek gibi görünmediğini hayal edin. İnsanların size yağdırdıkları övgülerden düşündüğünüz kadar keyif alamamak ne kadar da acı bir şey olsa gerek? Bu hayali gerçekleştirebilmek için hayatınız boyunca çalışmıştınız. Ve şimdi, belki de gerçekleştiği zaman, ilk sorduğunuz şey “acaba maske için miydi?” olsun. Ya da gerçekten kendiniz için yaptığınızdan emin olsanız bile, bunun artık bir önemi kalmadığını hissedecek kadar yorgun olun. Hayattaki en hüzünlü şeylerden biri bu değil de nedir? Şimdi hukuk fakültesi yerine istediğiniz şeyi koyun: Ev, araba, ve hatta SEVGİLİ. AŞK. TUTKU. Bunların hepsinden almanız gereken keyfin, yıllar önce taktığınız ve belki kısa bir süre öncesine kadar, ya da şimdi bile takıyor olduğunuz uzun süreli maskenin verdiği yorgunlukla gölgelendiğini düşünün

Böyle bir hayat yaşarken, nasıl olsun da en küçük bir şey bile sizi sinirlendirmesin? Hayır, sizin mizacınız sinirli değil. Hayır, “siz de böyle bir insansınız işte” değil. Hayır. Siz yorgunsunuz. Hiç sonuç alamayacağınızı bildiğiniz bir savaşta kalmaktan yorgunsunuz. Ama sizi en çok yoran şey, suçlunun siz olmadığınız gerçeğini biliyor olmanız. Suçlu siz değilsiniz. Bunu biliyorsunuz. Bunu içten içe bilmek, sizi en çok kahreden şey.

Sanki başka birisinin cezasını çekiyor gibisiniz. 
Hiç var olmamış birinin…