kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Eşcinsellere İltifat Etmeyin

X4Bu, X-mini yazı dizisinin dördüncü ve son yazısı. Tamamını buradan oku. Bu kadar X’lerden konuştuktan sonra, şimdi neden X’lerimizi kendimizi sevdirmek için yok ettiğimizde hissettiğimiz ve o an için mutluluk sandığımız şeyi, eve gittiğimizde neden kaybettiğimizden kısaca konuşacağım.

Öncelikle, X’imizi yok ederek ve karşımızdakinden onay alarak hissettiğimiz şey mutluluk değil. Dışlanma tehlikesini atlattığımız için hissettiğimiz bir rahatlama. Ve ne yazık ki rahatlamaların ömrü mutluluktan çok daha kısa. Fakat bizim o an hissettiğimiz rahatlama normal rahatlamalardan çok çok daha kısa. Bunun nedeni, o an hissettiğimiz rahatlamanın aslında sahte olması. Çünkü bu rahatlamayı hissedebilmek için “gerçek kendimiz”i değil, yüzümüze taktığımız ve olmadığımız bir kişiyi temsil eden bir “maske” kullanıyoruz. Bilincimizden bunu asla itiraf etmeyip yok saysak da, içten içe o an kullandığımız şeyin bir maske olduğunu biliyoruz.

Bunu dedikten sonra X’lerin konusunu kapatıyorum, içim daraldı.

Biz gayler günlük yaşamımıza devam ederken, gay olmayan insanlar gibi, günümüzün çoğunu diğer insanlarla yaşamadığımız ya da yaşamayı bir şekilde engellediğimiz problemlerin yok oluşlarıyla kurtarıyoruz. Ve bizi mutlu eden şeylerin çoğu da gün içinde aldığımız minik iltifatlar. Bu minik iltifatlar o kadar minik ki çoğu zaman iltifat olduklarını hissetmiyoruz bile. Ve sadece biz gayler değil, cinsel yönelimi fark etmeksizin her insan buna muhtaç.

Ama biz gayler için iltifat minik ya da büyük olsun, bir tehlike var:
--> O iltifata insanların beklediği tepkiyi vermemek.

Bkz: “Aaa üzerindeki tişörte bayıldım.”

Bu sözün üzerine mutlu olacak birçok gay var ve bu gaylerin hepsi de bir şekilde açık, ya da açık olmayı umursamıyorlar. Ama bir de şu şekilde düşünün: Üzerinizdeki tişört sizin “fazla gay olmasın” kaygısıyla aldığınız bir tişört. Ve bu tişörtü birisi çok sevdiğinde, mutluluktan uçacak mısınız? Hayır. Muhtemelen hiçbir şey hissetmeyeceğiz ve hatta büyük ihtimalle de sinirlerimiz bozulacak, nedenini anlamadan hüzünleneceğiz.

Bu birçoğumuzun başına gelmiştir: Birisi bizimle ilgili güzel bir şey söylediğinde, mutlu olmak yerine garip bir şekilde hüzünlenmek, ya da mutluluk olması gereken yerde bir boşluk hissetmek.

Tişört yerine herhangi bir şeyi koyalım: “Of süper espriydi.”

Kendi yaptığınız esprinin size diğerlerine geldiği kadar komik gelmediği o an. Çünkü büyük ihtimalle espri sizin eşcinselliğinizi ele verecek diye yine paranoyaklaştınız ve esprinin şeklini değiştirip bu yeni haliyle insanlara sundunuz. Ve tişört yerine koyabileceğiniz daha binlerce değişken. (Fazla örnek verip yeni bir X vakası yaratmak istemiyorum.)

Bunu yaşıyoruz çünkü bazı gayler, (altını çizerek bazı diyorum), gerçekten ülkenin korkunç kısımlarında yaşıyorlar. Türkiye’nin her yerini ölesiye seviyoruz ama bir yandan da “Atatürk burayı düşmandan almasaydı çok da üzülmezdik hani” dediğimiz şehirler var. Ve o şehirlerden birisinde yaşayan gaylerin neredeyse tamamı, bu hayatta kalma işini o kadar abartıyorlar ki, kafalarının bir yerinde ideal yaşam hayallerini hep saklıyorlar ama artık evde, işte, sokakta ve aklınıza gelebilecek her yerde takmak zorunda kaldıkları maske onların bir parçası oluyor ve ideal yaşamlarının önüne geçiyor. Maske onlarla öylesine bütünleşiyor ki onları kendileri yapan her şeyi, onları diğer insanlardan ayıran tüm incileri bir bir kaybetmeye başlıyorlar. Sonuç: 7/24 maske.

İşte bu insanlardan birine denk gelirseniz, onlara ne kadar güzel söz söyleseniz de, ne kadar akla gelmeyecek iltifatlar etseniz de, size bir türlü istediğiniz ya da beklediğiniz tepkiyi vermediklerini, sanki bir tür komaya girmiş gibi boşluğa baktıklarını görürsünüz. Alabileceğiniz en iyisinden, o da şanslıysanız, bir gülümsemedir ve o gülümsemenin her yerine yayılmış, “artık iflah olmam” diye bağıran hüzün işlemeleri vardır.

Ben de bir süre boyunca bu insanlardan biri oldum. Hatta bu dönemi o kadar yoğun yaşadım ki bugün bile senenin bazı dönemlerinde kendimi bu aşamayı yeniden ve yeniden yaşarken bulup dur diyemediğim oluyor. Gerçekten korkunç bir şey.

Zamanında hayatta kalmak için üzerimize geçirdiğimiz maske artık bizimle öyle bütünleşiyor ki, bir süre sonra söylediğimiz hangi şeyi maskenin etkisiyle söylediğimizi kendimiz de ayırt edemiyoruz. Giydiğimiz kıyafet hangisi için? Gerçek kendimiz mi yoksa maske için mi? Dinlemeyi sevdiğimizi söylediğimiz müzik grubu gerçek kendimizin zevki miydi yoksa maskenin mi? Az önce şaşırma ifadesi olarak kullandığımız kelimeyi gerçek kendimiz mi söyletti yoksa maske mi? Bu soruların cevabını asla bilemez hale geliyoruz.

Peki, bu maske neden bizimle bu kadar bütünleşti? Onu kullanırken bir yerde hata mı yaptık? Neden her şey bu kadar kontrolden çıktı?

Cevap: Biz hayatta kalmak için tetikte olmaktan, bunun için harcadığımız enerjiden ve sonrasında üzerimize çöken yorgunluktan öylesine bıkıp usanıyoruz ki, artık bu maskeyi “gerçekten takmaya ihtiyacım var mı?” diye sormadan takmaya başlıyoruz. Buluşacağımız adam kim olursa olsun, gideceğimiz yer neresi olursa olsun bir süre sonra düşünmeyi bırakıyoruz. Çünkü her seferinde bu hesaplamayı yapmak aslında dışlanmanın kendisinden daha yorucu hale geliyor. Çünkü maske takmak en fazla bizi dışlanmaktan kurtarır, hiç olmadı boşuna takmış oluruz, eve gelince çıkarırız, ama zararı ziyanı yok diye düşünüyoruz. İşte en büyük hatayı da burada yapıyoruz. Hayatta kalma alarmının harcattığı enerjiden yorulup da bu maskeyi bu kadar sorumsuzca ve ihtiyacımız olmadığı durumlarda da kullanmanın bir bedeli var. Ve bu tıpkı yılda iki kez enfeksiyon kapmaktan usanıp senenin her günü antibiyotik almaya benziyor. Bir seneye kalmadan karaciğerinizi kaybedeceksiniz ve bundan haberiniz yok. Biz de bu maskeyi ihtiyacımız olmayan durumlarda bile kullandığımızda, maskenin uzun süreli yan etkisi sonucu bir şeyi kaybediyoruz: Kimliğimizi.

İşte, artık hangi yanımızın, söylediğimiz hangi şeyin maskeye ait olduğunu bilmediğimiz için, ya da aslında her şeyin maskeye ait olduğunu çok iyi bildiğimiz için, insanlar bize iltifat ettiklerinde sevinsek mi üzülsek mi bilemiyoruz. Çünkü söyledikleri şey ya “orijinalliğine bayıldım” anlamına gelecek, ya da “masken süpermiş, gerçeğinden ayırt edemedim” anlamına gelecek ve biz bir süre sonra artık bunu da hesaplamaktan yoruluyoruz. Düşünsenize, bir iltifat için sevinsek mi üzülsek mi karar vermeye çalışıyoruz. Bu nasıl bir cinnet? Ve elbette ki yorulacağız. Sonunda öyle yoruluyoruz ki, artık bütün iltifatlar varsayılan olarak maskeye edilmiş gibi davranıyoruz ve iltifata karşı bütünüyle tepkisiz kalıyoruz ya da hüzünleniyoruz.

Çözüm: Maskeyi sorumlu kullanın. Ne zaman ihtiyacınız olduğuna karar vermekten asla bıkmayın, usanmayın. Çünkü bir gün hayal ettiğiniz yere gideceksiniz.

Bütün bunlardan sonra o maskeyi halen sorumsuzca kullanmak isteyeniniz varsa, sizden tek bir ricam olacak: Sonunda kendinizi gerçekten Azer Bülbül’ü severken bulmayın.

Sonuç: Sayın heteroseksüeller, bize iltifat etmeyin. O maskeyi siz taktırdınız, yaptığınız yatakta yatın.