kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Eşcinsellerin Yok Eden Sevgisi

Bazen düşünüyorum acaba bizim sevgimizin, aşkımızın, tutkumuzun bu kadar dengesiz olmasının, en hararetli tartışmaları bizim yaşamamızın, sevdiğimiz kişiye öfkelendiğimizde kontrolü bu kadar çabuk kaybedip de minik çaplı bir terör estirmeyi başarabilmemizin özel bir nedeni var mı diye. Aslında aklımda bir şey var ama...

Aklıma şey geliyor... Biz de her insan gibi çok kere aşık olduk ama biz eşcinseller kendimize ilk defa birisini gerçekten sevmek için izin verdiğimizde çok mu geç kalmıştık? İçimizde bir erkeğe karşı beslediğimiz gerçeğiyle bir arada bekleyen sevgiyi çok mu içimizde tuttuk? Kalbimizde barındırabildiğimiz sevgiden utanmamayı öğrendiğimizde çok mu geç olmuştu?

Çünkü sahibi olmaktan utandığınız bir şeyi diğer insanlara veremezsiniz. Vermeye karar verdiğiniz her seferinde verdiğinizi sandığınız şey bazen sevgi olmuyor. Sevginin kırıntısı sayılabilecek miktarda "ilgi" veriyoruz da bunu sevgi mi sanıyoruz? Muhtemelen. Ben çocukluğumuz ve ilk gençliğimiz sırasında sevgi sandığımız bir şeyi sevdiğimizi sandığımız insanlara verdiğimizden oldukça eminim de, o verdiğimiz şeyin ne olduğunu bir türlü çözemedim. Ama onun sevgi olmadığını biliyorum. Çünkü hepsinden önce şunu biliyorum: En açık olanımız, en cesur olanımız bile, içimizde barındırdığımız sevgiden utandık.

Kimse bize birbirimizi sevmemiz için vermedi. Birisini sevebildiğimiz için aferin de almadık. Kendimize de aferin diyemedik. Böyle böyle... Korka korka... Çekine çekine... Hep başka zamanlara saklaya saklaya... Hani birisini sevebilmek için hep doğru zamanı bekledik ya... Hani birisini sevebilmek için hep gelecekte olduğuna adımız gibi olduğumuz bir günü bekledik ya... Ya onu bunu bırakın da, bizim içimizde biriken sevgi ne oldu?

Bu çok korkutucu değil mi? Bir düşün, karşında bir adam var, sevdiğin bir adam, ve bu adam seni sevebilmek için 20 yıl beklemiş. Bu adamın karşısında bir sen var, adamı seven sen, o adamı sevebilmek için, ondan önce hiç kimseyi sevmene izin vermemişsin. Bir gün özgür olacağım, sevgimin varlığına izin verilen bir yere gideceğim, o zaman seveceğim, diye diye beklemişsin. Bu adam senden korkmasın mı? Bu kadar biriken sevgi tehlikeli değil mi? Bu kadar çok sevgiyle birisini yok edemez misiniz? Birisini severek yok etmeyi duymadınız mı hiç? Bu masalı kimse anlatmadı mı size?

Seve seve yok etmek var. Önce daha önce şahit olmadığı, muzzam sevginizden tattırıyorsunuz adama. Vanayı nasıl açacağınızı bilmediğiniz için, bunca sene kapalı kaldığı için... Böyle küçük bir açıklık var. Sevgi oradan fışkırıyor, ve açıklıktan bunca sevgi fışkırmaya çalışırken, bir yandan da sizi paramparça ediyor. Birisini nasıl bu kadar çok sevebildiğinize öyle şaşırıyorsunuz ki, kendinizden utanıyorsunuz. Bir adamı böyle sevebilmeyi o kadar beklemiyordunuz ki, korkudan kendinize kaçıyorsunuz. En başta muzzam miktarlar da verip de tadına baktırdığınız o sevgiyi bir anda geri alıp, ruhunuzda bir yere, balta değmemiş bir diyara kaçıyorsunuz. Adam sizi bulacak mı? Hayır. Adam ne yapacak peki? Önce böyle bir sevginin tadına baktırdınız, şimdi onu şekersiz çocuk gibi bıraktınız. Bu arada aynısını da adam size yaptı. Siz ne yapacaksınız peki? Böyle devasa bir sevgiye, ve bu sevginin elinizden alınışına şahit olduktan sonra, başka türlü bir sevgiyi, başka birinin sevgisini kabul edebilecek misiniz? Attan indiniz de, hiç eşeğe bakacak mısınız? Onun yerine yürürüm ben diye diye, yürürken yok olmayacak mısınız? Hayatının geri kalanında, geçmişte kaldığı kesinleşen bir sevgiyi arayan insan zaten yok olmamış mıdır? Eşcinsellerin sevgisi bu yüzden yok edici değil midir? Bu ihtimal yüzünden mi böyle güzel aşık oluyoruz? Yok etmek için? Yok olmak için?

Acaba kimseye veremediğimiz, kimseye vermemize izin verilmeyen sevgi birike birike bozuldu mu? Keskin sirke mi oldu? Kabını öldürmeye mi başladı? Ve zehirleniyor muyuz? Çünkü gerçekten düşünüyorum da, birisini sevmek için gayler kadar bekleyen, bu işi hep geleceğe erteleyen başka bir insan türü yok. Bu da uzun süre boşalmadan yaşayıp da bir anda seks yapmak gibi mi? Çok kısa süreceği bir yerde yazılı mı?

Bu hiç sağlıklı değil biliyor musunuz? Sürekli yapmamız gereken bir şeyi hep geleceğe ertelemek... Ki biliyorum, sevgi birikebilen bir şey. Aklımızın ürettiği, kalbimizin damarlarımıza pompalamaya hazır olduğu bir şey sevgi. Ama aklımızda ürettiğimiz sevgiyi dışarı çıkarmak için bunca sene beklettikten sonra, ilk defa birisini sevmek için kendimize izin verdiğimizde ne oluyor? Herhalde zehirleniyoruz bunca sene. Sevgi beklediği yerde sahibine zarar veriyor mu? Ya da bunca sene o sevgiyi harcayamadıktan sonra acaba nasıl harcayacağımızı mı unutuyoruz? Yıllarca bisiklete binmeyip bir anda bisiklet almaya karar verip, o bisiklete binip tökezlemek gibi mi? Ama insan bisikler sürmeyi nasıl unutur ki? Peki biz gerçekten bisiklet nasıl sürülür, hiç öğrendik mi? Birisi nasıl sevilir... Hiç öğrettiler mi? Öğrenmediğimiz bir şeyi nasıl kullanacağımızı unutabilir miyiz?

Ben zehirlenme teorisinden yanayım. Çok seviyorum bu fikri. Yıllarca içimizde biriken sevgiyi sonunda kullanmak istediğimizde yaban lalesi gibi kalmamızı, ne yapacağımızı şaşırmamızı, elimizin ayağımıza dolaşmasını, telaşımızı, korkumuzu seviyorum ben. Biz gayleri gay yapan şey bu. Zengin olup da harcayamamamız gerçeği. Bunca sevgi zengini olup da, hazinemizin yerini unutabilecek kadar şapşal olduğumuz gerçeği.

Ama bizi suçlamasınlar hiç. Bizi suçlamadan önce birisini sevmek için 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl beklemeyi denesinler. Sevmek dediğiniz şey öyle platonik yapılmaz. Gerçek sevgiden bahsediyorum. Bir eliniz yanağındayken, adamın nabzını parmak uçlarınızda duymak. Bunun için bunca sene beklediysek, bence biz nasıl sevmeyi bilmiyoruz diye kimse bize kızmasın.

Zehri de seviyorum ben. Biriken sevgiyle zehirlenip simsiyah olan kalplerimizi de seviyorum. Kalbin, böyle simsiyah olup da inadına, inadına, bembeyaz kalpten daha parıltılı olabilmesini seviyorum. Böyle siyahlar içinde yavaş yavaş atarken, bir anda hızlanıp da göz alıcı çırpınışlara dönüşebilmesini seviyorum.

Biz zehri seviyoruz.