kod

Eşcinselliğinin mekanızmasını, seni ve cinselliğini benzersiz yapan şeyleri, kod'unu keşfet.

yol

Olduğu ve olmak istediği insanı şekillendiren erkekleri keşfettiği yol'da KTOG'a katıl.

rehber

Eşcinsellik, seks ve envai çeşit konuda seni yükseltecek temel ve lüks rehberler.

biz

Mevcut yeryüzünde eşcinsel olmakla ilgili sakıncalı serzenişler.

aktifizm

Yataktaki pozisyonun ne olursa olsun, aktivizmin makbul olanı aktif olanı.

Gaylerde Beyin Sıkışması Sendromu

X2Bu, X-mini yazı dizisinin ikinci yazısı. Tamamını buradan oku. X’lerden bahsetmişken değinmek istediğim bir diğer nokta da bu X’lerin yan etkileri. Çünkü X’leri diğer insanlardan saklama isteğimizin aslında biz X’leri sakladıkça diğer insanlar gibi olabilmeye daha çok yaklaştığımızı sanmamızdan ileri geldiğini ve bu sanrının bize verdiği şeyin, mutluluk sandığımız bir nevi bastırma duygusu olduğunu söylemiştim. Aynı etkiyi nikotin, kafein ve alkolün de yaptığından bahsetmiştim. X’imizi saklamak, bizim için bir tür ilaç haline gelmişti. İyi kafa yapan bir ilaç.

Ama tüm ilaçların, üzerlerinde yazsın ya da yazmasın, biz prospektüslerini okuyalım ya da okumayalım bir yan etkileri vardır. Sahi, kendimizi bu kadar saklamanın bedeli ne?

Ben buna Beyin Sıkışması Sendromu diyorum. Belirtileri: insan içine çıkma fikrinin bir nevi bunaltı vermeye başlaması, yakın çevre dâhil birileriyle buluşmayı ertelemek için bahaneler bulmak, durduk yere kafa ağırlaşması, beyinde aslında olmayan ve fiziksel diyebileceğimiz kadar belirgin bir ağrı hissetmek fakat bu ağrının bugüne kadar deneyimlediğimiz diğer ağrılar gibi olmaması – bu farkı bir türlü söyleyememek, hayatının sanki bedeni buz kesmiş bir çocuğun koltuk altına konulmuş derecenin içindeki cıva gibi ağırlaştığını hissetmek, güne başlamanın kâbus, geceye başlamanın bir karabasan olması: çünkü güne başlama vaktine az kaldı, ağırlık, daha çok ağırlık, bir kafa ağırlığı, ağrı kesici almayla vesaire geçmeyen bir kafa ağrısı ve ağırlığı, KAFA AĞIRLIĞI.

Kendi gay arkadaş çevremi oluşturmadan önce, ve bugün iflah olmaz derecede heteroseksüelliğin kötü yanlarını almış bazı insanlarla buluşurken, benim de yaşadığım ve yaşıyor olduğum bir şey bu. 

Bunun nedeni, kafamızın içindeki hayatla gerçekte olan hayatımızın çok farklı olması. Biz gayler, hayallerimizdeki ideal yaşamı çok erken yaşlarda şekillendirmeye başlıyoruz. Çünkü bizim için ideal olan yaşamı hayal etmek, çevremizdeki sıkıcı/düşman dünyadan kaçmak için tek yoldu. Bu nedenledir ki söz konusu ideal yaşamı en ince ayrıntılarına kadar şekillendirdiğimizde (ev, sevgili, arkadaş çevresi, iş, araba vs.), diğer insanların bunu yaptıkları yaştan çok daha erken bir yaşta oluyoruz. Misal ben bunu tamamladığımda henüz lisenin başlarındaydım.

İdeal hayatını bu kadar erken yaşlarda detaylandırmanın bir kötü yanı var: O İDEAL HAYATI YAŞAYAMAYACAĞINI BU KADAR ERKEN YAŞTA ANLAMAK. Çünkü daha çocuğuz, para kazanmaya, seyahat etmeye, dahası; çevremizdeki insanlara hayır demeye bile başlamamıştık.

Bu gerçek önce bizi çarpıyor, güzelce bir tokatlıyor, kafamızı asit dolu bir leğene sokup yumuşayan beynimizi bir güzel yoğuruyor. Ta ki bir süre sonra kendimize geldiğimizde, bu ideal yaşamla o anki yaşamımız arasındaki farkın bize verdiği acıyı telafi etmenin yollarını aramaya başlıyoruz. Bulabildiğimiz tek bir çözüm var: HAYAL ETMEK. HER ZAMAN YAPMIŞ OLDUĞUMUZ GİBİ.

Artık ne zaman yalnız kalsak, hiçbir şey yapmamız gerekmeyen boş bir vakit bulsak, kafamızın içerisinde yarattığımız hayatın ironik keyfini sürüyoruz. Bu hayatta sevdiğimiz, bizi kabul eden arkadaşlarımız var. Bizi hasta değil ama ilginç olarak gören kendileri de ilginç olan insanlar var. Bu insanlarla konuşuyoruz, etkileşime geçiyoruz. Bazen onlara dokunuyoruz da. Bu bizim için bir nevi eğlence olmaktan çıkıp, başka bir uyuşturucu haline geliyor. Tek farkı, bu uyuşturucunun bir zararını göremedim bugüne kadar. Aksine, bu uyuşturucu biz gayleri çocukluğumuz, gençliğimiz ve hatta bazı durumlarda tüm yetişkinliğimiz ve yaşlılığımız boyunca ayakta tutan tek şey oluyor.

Ama gelin görün ki bir yan etkisi var. Kafamızda yarattığımız bu ideal yaşamın içerisindeki insanlarla, sadece istediğimiz şeyleri konuşmaya ve tartışmaya o kadar alışıyoruz ki, bir yerde bu konuları gerçek hayatta konuşamayacağımız gerçeğini unutuyoruz.

Sizi bilmeyen heteroseksüel bir çevreyle gittiğiniz bir Bond filminden sonra, filmdeki izlemeye değer tek şeyin Bond’un six-packleri olduğundan bahsedecekken, son anda bunu fark etmek ve dilinize geldiği anda bu cümleyi durdurmak.

Politika konuşulan bir masada “O değil de adam o takımı giyecekse zaten baştan kaybetti” diyecekken son anda susmak. Bu şekilde düşünen beyninizi susturmak.

Elbette tüm gayler böyle konularda susmak zorunda kalmıyor. Bu verdiğim gayet genel geçer bir gay anlayışından ileri klişe bir örnekti. Her gayin susmak zorunda olduğu konular muhakkak farklıdır. Ama bir gerçek değişmiyor: Susmak ve bize susmak zorunda olduğumuzu fark ettirmek için alarma geçen beynimizi susturmak zorunda kalıyoruz.

Çünkü odamızdan, kendimizi güvende hissettiğimiz ve hayalimizdeki ideal yaşamı yaşıyormuş gibi hayalleri kurduğumuz evimizden çıkarken, çoğu zaman bu hayali de susturmamız gerektiğini, gerçek dünyaya çıkmak üzere olduğumuzu unutuyoruz.

Bağımlı olduğumuz hayallerimizde sevdiğimiz insanlarla aklımıza gelen her türlü konuda, aklımıza gelen her şekilde özgürce konuşurken, dışarıya, hayalimizdeki insanlar kadar sevmediğimiz gerçek insanlarla buluşup konuşmak için çıktığımız gerçeğini unutuyoruz. Hatırlamamız biraz vakit alıyor ve hatırladığımız an kendimizi son anda bir falso vermekten kurtarıyor olduğumuz için genelde acı verici oluyor. Bu da bünyede o anda fark etmesek bile zamanla biriken zehirli bir sinir bozukluğu yapıyor. Bu yaşanan suskunluğu, kendini susturma işini gün içerisinde onlarca kez yaşadığınızı hayal edin. Bir sene içerisinde biriken miktarı hayal edebiliyor musunuz?

Ta ki yıllar sonra bu birikenler artık nerede tutamayacağımızı bilmediğimiz bir noktaya geldiğinde tek tek ortaya çıkmaya başlıyorlar. Bir anda, yatağımızın üzerinde uzanırken, müzik dinlerken, kitap okurken, hiçbir şey yokken, cart diye geçmişte aslında sinir olduğumuz, acı çektiğimiz fakat bunu o an fark edemediğimiz bir zamanı hatırlıyoruz. Arkadaşlarımızla oturduğumuz bir kafeyi, ailemizle gittiğimiz bir yemeği… Bunlardan biri ortaya çıkınca zincirleme bir reaksiyon başlatarak zamanında fiziksel olarak beynimize acı veren fakat fark etmediğimiz ya da fark etmemeyi tercih ettiğimiz ne kadar an varsa hepsi de ortaya çıkıyor. Durduk yere, birkaç saat içerisinde, aslında travmatik bir geçmişimiz olduğunu fark ediyoruz. Yaşadığımız en küçük şeylerin bile büyüyüp çığ etkisi yaratmasına şahit oluyoruz.

İşte bazı gaylerin yaşadığı, gün içinde sürekli “bir kafa yorgunluğu hali” olarak tanımladıkları evrede dolaşmalarının nedeni bu.

Kafanız çok ağır, çünkü sustuğunuz her an içinize birikti --> Keşke doğru olsaydı, maalesef bu tatlı deyimin önerdiğinin aksine içimiz bir şeyleri atabileceğimiz bir çöplük değil, basitçe organlarımızı barındırır ve oldukça sterildir. 

Sustuğumuz her an beynimizde, bilinçaltı ve bilinç üstü nöronlarımızda birikti --> Sonuç için, bkz: Beyin Sıkışması Sendromu

Tedavi? AAÇN --> Acil Arkadaş Çevresi Nakli.