Pardon, Benim Sevgimden Korkmaz mısınız?

Pardon! Evet sen, yemyeşil parkta oturan ve gazetesini okuyan amca! Benim sevgimden korkmaz mısın? Çünkü o gazetede neler okuduğunu biliyorum. O gazetenin manşetinde senin emekli paranla kendisine yat alan bir politikacı, ikinci sayfasında sen yaşındaki kocasını terk eden ve sevdiği erkekle kaçan ünlü bir şarkıcı kadın, üçüncü sayfasında çıkma teklifini kabul etmediği için senin kızın yaşındaki bir kızı doğrayan genç bir erkeğin haberi yazıyor. Benim sevgimden korkmaz mısın?

Çünkü bir O, ve ben O’nun elini tutarken çocukluğumu benden alan dünyayı biraz olsun affedebilmek istiyorum. Sadece elini tutmak istedim ben O’nun. Öylece oturmak, dinmek, dindirilmek ve elini tutarken rüzgârı dinlemek istedim. Buna öyle ihtiyacım var ki, ben kendi sevgimden yeterince korkuyorum zaten.

Pardon! Evet siz, tam şu anda evini temizlerken arap sabunu ve deterjan arasında ikilemde kalmış ev hanımı! Benim sevgimden korkmaz mısınız? Çünkü hayat eşiniz olacak adam size metresinden bahsettiğinde ve boşanmak istediğini söylediğinde orada değildim, ama nasıl hissettiğinizi biliyorum. Yanlış olan hiçbir şey yapmamıştınız ve sevdiğiniz insan şimdi sizin o evdeki yokluğunuzu, varlığınıza tercih edeceğini söylüyor. Benim annem de benim eşcinsel varlığımı, yokluğuma tercih edeceğini ima ettiğinde, sizinle aynı şeyi hissetmiştim. 

Çünkü bir O, ve O benim omzuma yatarken, saçlarını okşamak istiyorum sadece. Daha fazlasını değil. Kulağına eğilmek, O’nu sevdiğimi söylemek istiyorum. Bunu yapabilirsem iyileşeceğimi biliyorum, beni bana yaşatmayan bir dünyayı belki affedeceğime ve bir gün için olsun bütün bir insan olabileceğime inanıyorum. Buna öyle ihtiyacım var ki, öyle muhtacım ki bu sevgiyi gösterebilmeye ve alabilmeye, ben bu sevgiden ölesiye korkuyorum zaten. Bir de siz korkmaz mısınız?

Evet, evet, sen! Pardon, bakar mısın? Sayın heteroseksüel üniversite öğrencisi bayım! Doğduğundan beri ailenin biriciği sendin, tüm akrabaların gözdesi oldun. Karnının hemen altında sallanan uzun bir et parçası sayesinde, sen bu dünyanın kralı oldun. İstediğin her kızla konuştun. Seninle konuşmayan her kızı karaladın. İstediğine “seni seviyorum” dedin, istediğine “seni istiyorum” yazdın. Gecelerce arkadaşlarınla toplandın ve acaba gelecek hafta seninle mesajlaşan hangi kıza “seni seviyorum” desem, hangisine “siktiri çeksem” diye düşündün. Sen bir kıza âşık olduğunda ailen de seninle birlikte bayram etti. Annenin cıvıl cıvıl hallerini, babanın sana gururla bakan gözlerini gördün, o gözlerdeki pırıltılarda yıkandın. Benim muhtaç olduğum ne kadar duygu varsa, “sevgi, saygı, gurur, onur, merhamet”, hepsini de sen aldın. O kadar aldın ki, o kadar şımardın ki, bir gün eve elinde içki şişesiyle geldin. “Gençtir, yapar” diye geçiştirildin. Bir gün sevdiğin kızı tokatladın. “Gençtir, kanı kaynıyor” diye affedildin. Bir gün sevdiğin kıza zorla sahip oldun. “Gençtir, kız da yeterince savaşmamış, istiyormuş” diye örtüldün. Bir gün okulu bırakmak istediğini söyledin, bir başka gün karını. Bir gün işini değiştirdin, bir başka gün metresini. Sen bunları yaparken ben ilk defa gerçekten âşık olduğumu düşünüyordum. Çünkü tüm hayatım boyunca birileri bana hasta olduğumu söyledi ve kendi kendimi hasta birinin aşkının gerçek olmayacağına inandırdım. Her âşık olduğumda kendimi bir şekilde uzaklaştırdım, âşık olduğum insanı ittim ve sonunda hiç olmamış gibi davrandım. Ben ilk defa gerçekten âşık olduğumda sen ikinci metresini değiştiriyordun. Ben ilk defa korkmadan öpüştüğümde sen kaptığın dördüncü cinsel yolla bulaşan hastalığın için yeni bir antibiyotik alıyordun. Ben ilk defa sevdiğim erkeğin elini tuttuğumda, önümde yemyeşil ormanlar, masmavi sular, çevremde pırıl pırıl, sevgiyle coşan gençler yoktu. Ben ilk defa sevdiğim bir erkeğin elini tuttuğumda, izbe bir evde, sonuna kadar kapatılmış perdelerin arasından sızmaya çalışan gıdım temiz havayı solumaya çalışıyordum. Sen tam bu sırada bir daha yapmayacağına söz verdiğin halde kendini yeniden bir kadını tokatlarken buluyordun. Aynı anda ben de mahzen gibi bir eve zanlılar gibi tıkıştığımız halde “acaba ışıkları da kapatsak mı, ışıkları görüp de birileri gelir mi?” diye korkudan terliyordum. Sen attığın ikinci tokattan sonra viskini yudumlarken, ben sonunda ışıkları da kapatmaya karar veriyordum.

Pardon, hepiniz! Benim sevgimden korkmaz mısınız?

Çünkü benim sevgim o kadar masum ki, ben ondan yeterince korkuyorum. Çünkü o sevgiye öyle muhtacım ki, “tamam” diyorum içimden, “sizin dediğiniz gibi olsun, sizin gözünüzün önünde yapmam”. Ben sadece O’nu dizimde uyutmak istiyorum, sizin gözünüzün önünde değil. O’nun göğsünde yatmak istiyorum, sizin yatağınızda değil. O’nu öperken parmaklarımı kulaklarının arkasında gezdirmek ve dünyanın O’na hiç göstermediği merhametle O’nu yıkamak istiyorum. Böylece O da kendini affetsin, ilk defa, bir bütün olabilsin diye. Ve tüm bunları, garip bir şekilde, kapalı kapılar ardında yapmayı kabul ediyorum, buna razıyım. Çünkü bu sevgiyi vermeye ve bu sevgiyi almaya öyle ihtiyacım var ki, sanki birinin elini tutmak dünyanın yörüngesini değiştirecekmiş gibi davranan sizlere teslim oluyorum ve yapmak istediğim şey dünyanın en masum şeyi olsa bile, ben onu gizli gizli yapmayı kabul ediyorum, sesimi çıkarmıyorum. Bu sevgiden bu yüzden böylesine korkuyorum. Bu kadar masum olduğu için korkuyorum. Ne de olsa bizi biz olmaktan çıkaran şeyler masum şeylerdir, değil mi? Ben de bunca asi, hak ve eşitlik tutkunu ruhuma rağmen, tüm değerlerimi bir kenara bırakıp sizin dediğinizi yapıyorum. O’nu gizli gizli öpüyorum. Çünkü öyle ihtiyacım var buna.

Pardon, benim sevgimden neden korktuğunuzu çok iyi biliyorum.

Pardon, ama anlamıyorum.