Gey Değil Gay, Zorlamayın

Başlığa bakarak bugün "cool" olmak, amarikalaşmak, gey yerine gay demek üzerine bir argüman hazırlayacağım kanısına varmayın kızlar. Elinizde kurt işaretiyle “jnms burası türqiye yha” diye ağzınızı eğecek cesaretiniz yoksa zaten o yola hiç girmeyin. Bu konu bizim için gerçekten önemli, ve bu olay Türkiye’nin kezo LGBT derneklerini de aşıyor.

Özellikle son 5 yıldır, fark ettiğinizi tahmin ettiğim üzere, “gay” kelimesi yerine bir ucube oluşum, bir yaratık türevi olan “gey” kelimesinin kullanımı moda olmaya başladı. Önce Türk parlamentosuna ve ilkel milliyetçi kesime “hoş” görünmek için, ‘her ne kadar ibne olsak da bakın bis de sisin gibi türküz :((‘ mesajı vererek politik etkinliklerini garanti altına almaya çalışan LGBT derneklerinin lüzumsuz, ne idüğü belirsiz çabalarıyla ortaya çıkan bu “gey” kelimesi, yavaş yavaş, yazdığı twinklerden karşılık bulamayınca alem’e küserek özüne dönmeye yeltenen ve hornet’te profil resmi çay bardağı olan ve Sabo Ali okudu diye kendisini edebiyat sever, kültür maestro’su ilan eden gayler tarafından, özellikle de yakışıklı olmadıkları bir nesil tarafından tescillenmiş “aktif gayler” tarafından sıkça kullanılmaya başlandı.

Kısaca, artık “gay” yerine “gey” demek, aktif gaylerin ve kısmen de bazı anadolu twinklerinin kendilerini “türkleştirme, yerelleştirme, anadolulaştırma, erkekleştirme” süreçlerinin bir parçasına dönüştü. Elbette ben tüm bu süreci götümle gülerek, ne var ki endişeyle izledim. Ve nihayet bu konuda bir şeyler söyleme zamanım geldi.

Sinirli olduğumu anladığınızı tahmin ediyorum. Bazılarınızın dudaklarından fısıltıyla karışık dökülen “Ne var ki bunda abartacak KTOG? Ha gay ha gey, sonuçta biz değil miyiz?” cümlelerini duyar gibiyim. 

Maalesef mesele bu kadar basit değil, hiçbir zaman da bu kadar basit olmadı. Biz Türkiye’nin gay bloggerları olarak diğer ülkelerin gay bloggerlarından daha fazla misyona sahip olmak zorundayız, ve sahip olduk da. Çünkü söz konusu diğer ülkelerin nüfusu %60 çomar değil, %90 insan. Bu ülkelerin eşcinsel gazeteleri var, bazıları print olarak dağıtılıyor. Eşcinsel yayınlar ve kitaplarla, kısaca bir endüstriyle aynı zamanda kültürlerini ve tarihlerini koruyacak birer elementleri var. Türkiye’de bu koruyucu görevini penguen sever köpek doğan medyası üstlenemeyeceğine göre, biz bloggerlar üstlenmek zorundayız. Kabul etsek de etmesek de, sizin fırsat buldukça yorumlarda dile getirdiğiniz üzere, bu blog KTOG’un kişisel günlüğü olmaktan çıkalı çok oldu. Bugün de size “gey” kelimesinin zararlarını anlatırken, yaptığım şey size “cool” olmayı öğretmek olmayacak. Çünkü cool olmak bir harf değiştirmek kadar kolay olsaydı, vay anam vay.mp3 hemen indir.

Şimdi birlikte orijinal “gay” kelimesinin dünyanın en prestijli sözlüklerindeki anlamlarına bakalım.

Oxford sözlük, ilk çıkışı eski Fransızca’daki gai kelimesinden olan gay kelimesini şu şekilde tanımlıyor:
  1. Eşcinsel (özellikle erkek)
  2. Eşcinsellikle ilgili, gay bar gibi.
  3. (Eski) Dertsiz, tasasız, neşeli, şen, mutlu, heyecanlı.
  4. (Eski) Parlak renkli, gösterişli.
  5. (Argo) Aptalca, saçma, gereksiz.
"Gay kelimesinin “homoseksüel” anlamıyla kullanılması, 1960’larda kendilerini tanımlamak için bu kelimeyi seçen homoseksüel erkekler tarafından yerleştirilmiştir. Artık gay kelimesi beraberinde ikincil bir (cinsel) anlamı çağrıştırmadan, (4. ve 5. sıradaki) eski anlamlarıyla kullanılamazlar."

Longman ve Oxford’daki tanımlar tıpatıp aynı görünmekte.

Yüzyıllar boyunca insanların bir sıfat ve zarf olarak sıklıkla kullandıkları “gay” kelimesi, 1960’larda kimlik arayışı sürecine zorlanan gay erkekler tarafından, resmen tecavüz edilir gibi sahiplenilmiş, ve kelime LGBT komününe ait hale getirilmiştir. Bu sahipleniş random değil. Misal, 

“I ran gayly” = “Neşeyle koştum”
“This is gay” = “Bu çok aptal”
“You look incredibly gay” = “Ne kadar gösterişlisin”
“Don’t act such gayly!” = “Böyle saçma davranma!”

anlamlaryla yüzyıllardır kullanılan bir kelimeden bahsediyoruz. Sonra bir grup eşcinsel erkeğin başlattığı bir akımla, “neşe, heyecan, dertsiz, tasasız, saçma” gibi tüm anlamlarıyla kendi kökeninden kopartılan bir kelime, bugün bütün bir hayatımızı 3 harfe sığdırmayı başaracaktı, değil mi?

Bütün bu anlamları atmak mı istedik peki bu kelimeyi seçerken? Yeni bir kelime uydurmak yerine, heteroseksüel kültürden bir kelimeyi çalmak, ve hunharca sahiplenmek, anlamını geri döndürülemeyecek biçimde değiştirmek mi istedik? Hayır. Aksine, siyah ve beyaz kadar tatsız, artı ve eksi’den başka kutup görmemiş binormatif ve sıkıcı bir heteroseksüel kültürden intikam alır gibi; kendimizi severek, onların bizi gördüğü şekilde kendimizi görmeyi başarıp, bir de buna rağmen kendimizi severek, kendimiz olmak istedik. 1960’lardaki o eşcinsel erkeklerin tek yapmak istedikleri buydu. 

Biz, heteroseksüellere göre, birbirleriyle yatmak, birbirlerinin elini tutmak ve birbirlerini sevmek isteyen erkekler olarak, “aptaldık, saçmaydık, gereksizdik.” Ve biz, tüm bunların aksi olduğunu ispatladık; ancak ispatlama zorunluluğumuzdan kurtularak da kendimizi sevmeyi öğrendik. Biz, bir kültür yarattık. (Eşcinseller kelimeyi sahiplenmeden önce, gay kelimesi bu anlamlarıyla uzun bir süre heteroseksüeller tarafından eşcinsel erkeklere hakaret etmek, ya da karşılaştıkları bu durum karşısındaki şaşkınlıklarını ifade etmek için kullanılmıştır. Sahiplenişimiz de bu noktadan sonra başlar.)

Biz, sayısı yüzleri bulan ancak yaşadıkları ortak acılar ve sahip oldukları ortak kaliteyle bir büyük ve devamlı nesle yükseltgenecek nesilleri, binlerce yıldır kendisi olmaktan alıkonulmuş kocaman bir nesli, kadınlı ve erkekli devasa bir nesli, kendileri olmaya davet ettik. “Kendiniz olun, ki böylece ‘neşeli, gamsız, dertsiz’ olun.” Hangimizin en büyük derdi bu sistemde gay olarak hayatta kalmaya çalışmak değil? Hangimizin en büyük arzusu bir gün en az heteroseksüeller kadar “neşeli, gamsız, dertsiz ve tasasız” olmak değil? Ben bile yazmadım mı, “bir kere bile olsun, bir günlüğüne dahi olsun, gay olduğumuz bilgisini unutmadan bir gün geçirmediğimiz sürece mutsuz öleceğiz” diye. Biz eşcinseller olarak, öyle hayatlar yaşıyoruz ki, neşe'yi tam anlamıyla tadabilmemiz için tek bir şart var: KENDİMİZ OLMAK. Demek ki bir şey bizden çalınmış. Ne? Kendimiz olabilir mi, bu çalınan? Bu kelime, GAY, taşımaz mı bu sabıka kaydını?

Şimdi TDK’ya “GEY” yazın, şunu göreceksiniz: “eş cinsel erkek.” Eşcinselin artık birleşik yazılması gerektiğinden, ayrı yazılan tek bir makalenin bile olmadığından habersizler. Göreceğiniz tüm açıklama bu.

Seslisözlük’e “GEY” yazın, şunu göreceksiniz: “ibne.”

Ben ibne değilim, ve cinselliği “eş”likten ibaret olan bir birey de değilim. Ben GEY değilim. Ben bir bütünüm. Ben GAY’im. Yani ben, kendim olabildiğim her an, “neşeliyim, gamsızım, dertsizim, tasasızım”, çünkü beni yok etmek isteyen bir yeryüzünde hayatta kalmaya çalışıyorum, ve “neşe”nin ne kadar değerli bir şey olduğunu, “neşe” benden çok küçük yaşta zorla alındığı için, tüm heteroseksüellerden daha iyi biliyorum. Tıpkı mutluluğun ve heyecanın kıymetini de diğer herkesten daha iyi bildiğim gibi. Bu, benle ilgili bir ipucu barındırıyor. Tüm bunların kıymetini herkesten iyi bilmem demek, benim ardımda bir tarih olduğunu, kocaman bir neslin acılarını omzumda taşıdığımı, ve bu acılara su serpecek bir birey olma sorumluluğuyla hareket etmem gerektiğini, belki de tüm heteroseksüellerden daha kaliteli bir insan olma zorunluluğum olduğunu bana hatırlatıyor, ve tüm bunların ardında, bunca kıymet verdiğim şeylerin benden, benim neslimden zorla alındığının da bilgisini barındırıyor. Benim neşem hormon değil, benim neşem bir “anıt”tır, sizin yüzünüze bir tokattır. Çünkü benden zorla aldığınız bir şeyi, ben kendi bünyemde yoktan var ediyorum.

Ben ibne değilim, ve cinselliği “eş”likten ibaret olan bir birey de değilim. Ben GEY değilim. Ben GAY’im. Ben, bütün bir riyakar yeryüzü beni “aptalca, saçma ve gereksiz” bulsa bile, en az onlar kadar kaliteli yaşamaya hakkım olduğu, ve şiddetle, onlardan daha kaliteli olacağım bilgisiyle kendi üstüme katlanıyorum.

Ben ibne değilim, ve cinselliği “eş”likten ibaret olan bir birey de değilim. Ben GEY değilim. Ben GAY’im. Yani ben, “parlak renkliyim, gösterişliyim” ve bir görenin bir daha bakacağı işler yapacak kudreti, tıpkı benim GAY atalarım gibi içimde barındırıyorum, ve bir tanıyananın bir daha unutamayacağı kişiliğimi, bu “parlak renkler”e borçluyum. Ben GAY’im, ve heteroseksüel ırkın kendi içinde şahit olamayacağı kadar muazzam bir var oluşu parmaklarımın ucunda tutuyorum.

Siz gerizekalı egonuzu tatmin edeceksiniz diye, kendinizi milliyetçi sanacaksınız diye, GAY kelimesinin anlamını kaybettiremeyeceksiniz.

Tek dertleri Avrupa Birliği’nden ödenek almak olan ve tüm faaliyetleri, ticari bir kurumun, sıklıkla umutsuz bir kapalı çarşı esnafının depresif günaydın hevesiyle icra edilen kıçı kırık iki LGBT derneği kendilerini faşist parlamentoya sempatik gösterecekler diye, GAY kelimesinin anlamını kaybettirmeyeceğiz. Yok bebeğim, biz buna izin vermeyeceğiz.

Madem o kadar milliyetçisiniz, o zaman neden Amerika’dan, ve ilk olarak Fransa'dan kelime çalıyorsunuz? Kendi sözlüğünüzü açıp bakın, bize ne demişler? İBNE. Madem o kadar milliyetçisiniz, o zaman “BEN İBNEYİM” diye dolaşın ortalıkta. Çünkü siz, bizim kocaman bir tarihimizi 3 harfinde barındıran muhteşem GAY kelimesini alıp GEY gibi manasız ve sözlüğe zorla sokulmuş, tıkıştırılmış, eğreti bir ucube kelimeye dönüştüren İBNELERSİNİZ.

Biz ise, sizin aksinize GAY’iz.
KTOG okuyucusu da GAY’dir.
Bu yazıdan sonra bu kelimeyi unutturmaması gerektiğini de bilir.

En nihayetinde, kendinizi yamamaya çalıştığınız millet, sizi İstanbul’da bir after party’de polisiyle, gaz bombasıyla, öldürmeyi denemişti, hatırladınız mı? Gay kelimesini GEY diye yazarak, kime saygı duruşunda bulunuyorsunuz? Alfabesi Türkçe olmayan ve saraylarında oğlan zindanları bulunan padişahların Osmanlısına mı? Yoksa sizi minik bir barda öldürmeye çalışan, trans kadınlarınızı tecavüz ettikten sonra diri diri yakan milliyetçi heteroseksüel erkeklere mi? Hangisine saygı duruşuna geçiyorsunuz? A harfi yerine E yazarak, tam olarak kime, hangi kültüre yaranmaya çalışıyorsunuz? Size verdikleri tüm isimlerin de birer hakaret olduğu gerçeğini, kendinize, kendi beyninizi sike sike unutturduğunuz, bir dile, kültüre mi? Balkonlarından bayrak sarka sarka önlerinde öldürüldüğünüz apartmanların sokaklarına mı? Sizi yaktıklarında burnunuza gelecek yanık et kokusunu hayal edebiliyor musunuz? Kül olunca nereye uçacaksınız? Rüzgar sizi nereye götürecek? Düşmanı döktüğümüz milli denizlere mi? Kime yaranıyosunuz?

Yoksa siz basitçe, bir harfi farklı yazarak ülkeyi kurtarabileceğini sanan çomarlardan mısınız? Bu kadar basic misiniz?

Rica ediyorum. Milliyetçi olmadan önce insan olmayı öğrenin. İnsan dediğin, kendi tarihine sahip çıkar. İşte meselenin bu kısmı, gerçekten çok basit.

Benim tarihim “neşeli, gamsız, dertsiz, tasasız, aptal, saçma, gereksiz”dir. Benim tarihim “parlak renkler”in altında, gösterişli, muazzam bir anıttır. Kimse bunu benim elimden alamaz.

Çünkü burası KTOG.
Buraya ayrıca "alışın."