kalbin birinci rengi

Çünkü biz, O'nu gördüğümüzde kalbimiz aşkla ve "gören oldu mu?" korkusuyla çarptı.

kalbin ikinci rengi

Çünkü diğer çocuklar kelebek yakalarken, biz hayatta kalmaya çalışıyorduk.

kalbin üçüncü rengi

Çünkü biz bile sonunda, bir şekilde affetmeyi başarıyoruz. Biz, her rengiz.

1 doktorun sizli defteri

Çünkü doktor olduğu halde doktora en çok ihtiyaç duyan da biz olacağız.

1 aktivistin bizli defteri

Çünkü biz henüz çocukken, mumlara üfledik ve savaşmayı öğrendik.

Mustafa Hakkında Konuşmalıyız

Selam kızlar. Mustafa'yla ilgili, ve "Mustafa, Ben Bakireyim" başlıklı yazımla ilgili konuşmalıyız. Mustafa'dan sonra hakkımda çok yazdınız, konuştunuz; ama bu açıklamayı bana yaptıran şey sadece bir tek yorum. Bir kişinin yaptığı tek bir yoruma istinaden bu zamanı ayırıyorum, ve KTOG'un bunca senesi boyunca hiç yapmadığı bir şeyi yaparak, yazdığım yazılardan birisi üzerine, tanımadığım, ve beni tanımayan insanlara bir açıklama yapıyorum. Belli ki konuşasınız var. Gelin konuşalım...

Edit: Mustafa yazısını sildiğimi sananlar olmuş. Silmedim, aynen, duruyor. Sadece geriye taşıdım. Yukarıda linki var zaten, altı çizili.

Öncelikle şunu açıklayayım: Mustafa gibi insanlardan tiksiniyorum. Bunu zaten biliyorsunuz. Bu zamana kadar defalarca kez dile getirdim bunu. Ve Mustafa gibi insanların her türlü kötülüğe de, başlarına gelen her şeye de layık olduklarını düşünüyorum. Çünkü Mustafa gibi insanlar, eşcinsel komününe zaran veren yaratıklar. O yüzden yaptığım şeyin yanlış olduğunu düşünmüyorum ya da herhangi bir pişmanlık duymuyorum. Mustafa gibilerin gerek Hornet'ten, gerekse de bize ait olması gereken dijital veyahut da fiziksel her alandan temizlenmeleri gerektiğini düşünüyorum. Yalnız problem şurada: Bu bahsettiğim Mustafa, o yazıdaki Mustafa değil. Çünkü o yazıda, "Mustafa gibiler" dediğim şeyin karşılığını verecek bir Mustafa yok. O yazı, benim size şimdi anlatacağım Mustafa'yı anlatamadı. Bu anlamda başarısız bir yazıydı. O yazıyı yazarken benim bildiğim Mustafa'yı, ben size bildiğim şekliyle anlatamadım. Yazarken ortaya çıkan Mustafa, sizin merhamet beslediğiniz bir insan oldu. Halbuki benim size anlatma amacıyla bilgisayarın başına oturduğum Mustafa, sizin zaten nefret ettiğiniz bir Mustafa'ydı. Bu konuda bunca yıldır hiçbir anlaşmazlık yaşamadık sizinle, Mustafa gibi insanlardan birlikte nefret ettik. Mustafa, ezik biri değildi. Mustafa, benim ezik gördüğüm biri değildi. Mustafa'dan nefret etme nedenim bu değildi. Mustafa KÖTÜ biriydi. KÖTÜ KALPLİ, VE KÖTÜ NİYETLİ. Ve siz bu tipi zaten yakından tanıyorsunuz. Ama o yazıda, sizin kafanızı karıştıran bir Mustafa vardı, bunun sorumlusu da benim.

Kim bu Mustafa gibi insanlar? Yazının kalanında buna da cevap vereceğim. Ve tanıdık birisiyle karşılaşacaksınız. Bu blogda zaten 100 kere birlikte nefret etmiş olduğumuz bir tiplemeyle.

Burası sizin için hep güvenli bir yer oldu. Bu da güvenli bir yazı. Bu yazıyı okuduktan sonra kötü şeyler hissetmeyeceksiniz. Bunun garantisini verebilirim. Ve sizi anlıyorum. Lütfen kendinizi bana anlatabilmek için kıvranmayın.

Mustafa'yla ilgili yazdığım yazıdan sonra yazılarıma selam kızlar diye başlamamı eleştirenler bile olmuş. Bunlar sözlük entrylerini gördükten sonra bu kim diye blogu açan ve random olarak 1 yazı okuduktan sonra benle ilgili eleştirecek bir şey bulduklarını sanan tipler. Bu tipler için hayatım boyunca üzüldüm ve üzülmeye de devam ediyorum. Hayatlarında okudukları en iyi kitap Perihan Mağden'in ismini hatırlamayı bile reddettiğim gay romanı olan bir kitle için üzüntüden başka bir şey hissetmem mümkün değil. Benle ilgili argümansız eleştirileri önemseseydim bunca yıl yazmaya devam edemezdim. Yaptığınız bir eleştirinin bir geçerliliği olması için, önce benden daha haklı olmanız lazım. Ve benden daha haklı olabilmek için, beni tanımanız lazım. Beni, 1 yazımı okuyarak tanıyamazsınız. Bunca senedir çok sansasyonel yazı yazdım, kaç okuyucuya siktir çektim ben bile hatırlamıyorum. Ve hiçbirisi de sikimde olmadı. Çünkü burası KTOG. Bilen bilir, bilmeyeni de ben zorla getirmedim, pılını pırtını toplayıp gidebilir. Ve eleştirilerin çoğunu 1 yazımı okuyanlardan aldığım için, üzülmeyerek söylüyorum ki yazılarıma selam kızlar diye başlamaya devam edeceğim. Selena referansımdan vazgeçecek değilim. Tıpkı haklılığımdan da vazgeçmek istemediğim gibi.

KTOG sizin gay Selenanız. Burası sizi büyüleyen, ve size yardım eden bir yer oldu hep. Tıpkı Selena gibi. Yoksa dönüp dönüp burada bulmazdınız kendinizi. Yeni yazı var mı diye her girdiğinizde Selena'yı çağırıyordunuz; bazen geliyordu, bazen de Hades'le tırmalaşmak zorunda olduğu için gelemiyordu. Bu yüzden her yazıma SELAM KIZLAR diye başlamaya devam edeceğim.

Yani buraya kadar şunu anlattım: Bu açıklama yazısını bloguma göz gezdirip entry yazan Ataşehir ibneleri için değil, beni uzun yıllardır takip eden kitle için yazıyorum. Beni takip eden ve seven kitle içerisinden öfkelenen insanlar oldu. Bu yazıyı onlar için yazıyorum. Bu bir kamu açıklaması değil, spesifik olarak bir kitleye yöneltilmiş bir açıklama.

Sevgili "bu kitle"... Bu kadar öfkelendiğinize göre, tahminim, bir şeyi kaybettiğinizi hissettiniz. Ancak sizden bir şey çalan birisine bu kadar öfkelenirsiniz. Mustafa'dan sonra, benim, sizden, bir şey çaldığımı hissettiniz. O şeyin adı masumiyet'ti. KTOG bu zamana kadar ne kadar karanlık ve heyecanlı, keskin, dişli, bir yer olsa da, aslında en Sex and the City yazısında bile, bir masumiyet vardı. Ama Mustafa yazısında o masumiyeti bulamadınız. Bir şey, sizden çalındı, gibi hissettiniz. Ama hiçbir şey çalınmadı.

Ne olursa olsun, burada olduğunuz için iyi, ve güvende hissettiğiniz bir yerdi KTOG. O yazıyı okurken daha önce tanımadığınız, güvensiz, tekinsiz bir yerde olduğunuzu hissettiniz. KTOG ne kadar öfkeli olursa olsun, hep merhametli bir insandı. Mustafa yazısında, o merhameti kaybettiğini, ve haliyle sizin de kaybettiğinizi düşündünüz. Bu yüzden öfkeliydiniz.

Haklı olmayı ne kadar sevdiğimi bilirsiniz. Bugüne kadar KTOG'daki yazıların çoğu, birer köşe yazısı olmaları amacıyla tasarlandılar ilk başta. En sansasyonel olanlarından bahsediyorum. Siz metroda, parkta, Starbucks'ta okuyun, ve belki eğlenirken düşünmüş de olursunuz, bir meseleye karşı yeni bir bakış açısı, yeni bir pencere yakalamış olursunuz diye; easy-going üsluplarla yazılmaları planlandı. Ama hiçbir zaman planlandıkları gibi olmadılar. İtiraf edelim bunu. Ben o yazıları yazmaya oturduktan sonra, hepsi de, argüman üstüne argüman çevirerek, kanıt üstüne kanıt bularak, bir şeyi, bir gay alemi olarak rahatsız olduğumuz bir problemi çözmeye, ve bizi o problemden azat etmeye yöneldiler. Fikri yazılarımın da, tıpkı benim cinselliğim gibi bir yönelimleri var. Bu yönelim haklılık. Bunu biraz da olsa kabul etmeniz gerek, çünkü söylediğim her şeyde haksız olduğumu düşünseniz, web istatistiklerini tutan her siteye göre, şu anda halen Türkiye'nin en çok okunan gay bloggerı olmazdım.

Demek ki benim haklılığım, size de geçiyor. Yani, benim haklı olduğum bir yazıyı okuduktan sonra, siz de o konuda haklı olmaya başlıyorsunuz. Çünkü fikir size de bulaşıyor. O fikrin gücü, size de ait oluyor. Ben güçlendikçe, siz de güçleniyorsunuz. Demek ki benim yazılarım, burada tartıştığım fikirler, sizi, mustarip olduğunuz bir problemden azat ediyorlar; ve sizi yakmak için fırsat arayan bir heteroseksüel yeryüzünde, sizi haklı yapıyorlar. En basitinden, bütün yazılarımda, sizi suçlu hissettiren heteroseksüellere karşı, aslında haklı olduğunuzu ve suçlu olanın onlar olduklarını öğrendiniz. Bu haklılığı sevdiniz. Bana da teşekkür ettiniz. Demek ki mesele sadece benim haklılığım değil. Haklılık, bulaşıcı bir şey. Ve enfekte olmaktan keyif aldınız. Ben de sizin kanınızda bir mikrop gibi dolaşmaktan, ve size zarar vermeden sizinle bütünleşmekten keyif aldım.

Gel gelelim Mustafa yazısı için bu haklılık söz konusu değildi. Çünkü Mustafa yazısı bir fikir yazısı değildi. Ne ben Mustafa'yı bir konuda haklı olmak için yazdım, ne de sizden bir konuda haklılığımı görün diye onu okumanızı bekledim. Mustafa, benim günlüğümdü. Bir günlük yazısıydı. Mustafa, bir argüman değildi. Mustafa, bir aktivizm konusu değildi. Mustafa basitçe, benim bir günlük girdimdi. Yazıda da söylemiştim zaten, bu yazıyı bir şeyi amaçlayarak yazmıyorum diye. Bunun anlamı "amaçsızca bir şey yapıyorum lol" değildi. Bunun anlamı, "bu yazı politik bir yazı değil, haberiniz olsun"du. İşte hem sizin, hem de benim kafamızın karıştığı nokta burası oldu. Ben feci sıçtım, siz epik sıçtınız, vice versa.

Zaman içinde KTOG çok değişti, özünü korudu, ama değişti. Size parkta oturan bir adamı nasıl ayartacağınızı anlatan blog'a, zamanla, kendinizden bir şeyler bulmak için, yalnız hissetmemek için, sizi hayatınız boyunca avlamış korkularınızdan, endişelerinizden arınmak için, suçluluğunuzdan kurtulmak için, daha güçlü olmak için, daha güçlü hissetmek için, daha güçlü bir gay, bir eşcinsel birey olabilmek için, sizin gibi olan diğerleri de olduğunu doğrulamak için girmeye başladınız. Burası zamanla, eğlenmek için girdiğiniz bir yer olmaktan çıktı, ve bir nevi tapınağa dönüştü. KTOG da sizin gibi bir yolu yürüyordu. Eğer KTOG mutlu ölebilirse, siz de mutlu ölebilirdiniz. KTOG, sağlıklı ve mutlu bir gay birey olabilirse, siz de olabilirdiniz. Çünkü KTOG kendi güçlenme hikayesini sizinle paylaşıyordu, siz de okudukça güçleniyordunuz.

Fikir belirten, ve haklı çıkan, okuduktan sonra sizi de haklı yapan, ve bu yüzden okuduktan sonra güçlendiğiniz, bir gay olarak daha da bireyselleştiğinizi hissettiğiniz yazılara o kadar alıştınız ki, ve bu yazıları o kadar sevdiniz ki, Mustafa'nın bir fikir yazısı olmadığını gö-re-me-di-niz. Otomatiğe bağladınız. KTOG'un en hafif meşrep yazısında bile satır aralarına gizlenmiş bir argüman buldunuz, ben de o argümanı kendim bile farkında olmadan koydum hep. Buna alıştınız. E haliyle, Mustafa'da da bir argüman aradınız. Satır aralarına baktınız yok, yazının geneline baktınız yok, başlığa baktınız yok. Nerde bu argüman? KTOG'un gerçekten argümansız bir yazı yazabilmiş olmasına i-na-na-ma-dı-nız. Çünkü 4 yıldır alıştınız. Köy Maceram'da bile bir argüman vardı. O yazıyı okurken hem güldünüz, hem sikiniz kalktı, hem de düşündünüz. Öyle bir yazıda bile düşünecek bir şeyler bulabildiniz. Yani KTOG'un, hiçbir şekilde düşündürtme amacı olmayan, içinde en ufak bir fikir bile barındırmayan bir yazısını görmediniz bugüne kadar. Bunu unuttum. Ve Mustafa kadar yüzeysel bir yazıyı yazmış olabileceğime inanamayacağınızı unuttum. O yazıda da bir şeyler bulmak isteyeceğinizi, bir şeyler öğrenmek isteyeceğinizi, bir refleks olarak bunları yapmayı deneyeceğiniz gerçeğini unuttum. 100'den fazla yazı var, hepsi de düşünce içeriyor. En basiti, en hafif olanı bile bir şeyi savunuyor. Mustafa yazısının da bir şeyi savunduğunu düşündünüz otomatik olarak. Bir refleksti bu sizin için. Yazı size açık açık bir düşünce vermeyince de, bu havada asılı kalmışlığınızla, ne düşünmeniz gerektiğine, ne öğrenmeniz gerektiğine siz karar verdiniz.

Neyi öğrenecektiniz? KTOG bu yazıda ne öğretmeye çalışıyordu? Orta yaşlı heteroseksüel erkeklerin öldürülmeleri gerektiğini mi? E hayır. Bu kadar saçma bir şeyi öğretemez herhalde. Hornet'te istediğimiz gibi çıkmayan herkesi trollememiz gerektiğini mi? İnsanlarla dalga geçmemiz gerektiğini mi? E hayır. Bunların hiçbirisi de öğretmeye ve öğrenmeye değer şeyler değil. Ama yazı sadece bunlardan bahsediyor. KTOG ne öğretiyor bu yazıda bize?

HİÇBİR ŞEY. KTOG size o yazıda hiçbir şey öğretmeye çalışmadı. Sadece bir olayı aktardı. Bir düşünce, fikir, argüman yoktu. Ama inanamadınız. KTOG'un düşünce içermeyen bir yazı yazabileceğine inanamadınız. Ve olmayan düşünceyi kendiniz yarattınız. Benim size vermeme alıştığınız bir şeyi, bir fikri, bu yazıda göremeyince, bir refleks olarak kendiniz fikir yarattınız.

Ne yarattınız?

Hmm, KTOG'u yanlış anlamışım bu zamana kadar, aslında çok garip biriymiş.

Her yazıdan bir ders çıkarmaya, ve bu dersi cebinize koyup hayatınıza devam etmeye o kadar alıştınız ki, bu yazıdan da bu dersi çıkardınız.

Arkadaşlar, salak mısınız? Eğer bir yazı size garip geldiyse, bunu sorun. "Sevgili KTOG, yazdığın yazıyı ne neden yazdığını, ne de bu yazıda bize ne anlatmak istediğini anlayamadım. What da faq?"

Sorsaydınız. Ama sizi suçlamıyorum. 4 senelik bir alışkanlık. Artık refleks olmuş bir davranış. Siz bile kendinizi kontrol edemiyorsunuz; her yazıda bir manifesto aramaktan, bir düşünce, bir argüman bulmaya çalışmaktan, kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Alıkoymayı denemiyorsunuz bile.

KTOG sandığımdan daha politik bir blog olmuş. Ben politik yazdığım için değil; siz yazılarımı politik seviyeye çıkarttığınız için. Bunu negatif anlamda söylemiyorum. Demek ki, siz, KTOG'u, olması beklenen seviyeden almışsınız, ve kendi omuzlarınızda yükseltmişsiniz. Bununla gurur duyuyorum. Ben KTOG'un insanların hayatında bu kadar misyon üstlendiğini, yanlış anlaşılan tek bir hareketiyle bu kadar insanda bu kadar güçlü bir hayal kırıklığı yaratabileceğini hiç düşünmemiştim. Bana kustuğunuz bu kadar öfkeyi, beni sevdiğiniz için kustuğunuzun farkında mısınız? Diğer gay bloggerlar iki güne bir bu minvalde bir yazı yazarken, sadece beni paralamak için sözlüklere akın ettiğinizin farkında mısınız? Evet, sözlüklerde yazdıklarınızı da okudum. Ama inanın, sadece mutlu oldum. Bir gay blogger, duyar yediği için sözlüklere düşebiliyorsa bu ülkede, demek ki heteroseksüeller kadar etkili olmayı öğrenmişiz demektir. Yazdığım her şey gibi, yediğim duyar da heteroseksüellere karşı bir manifestodur ancak. Ne diyelim, benden nefret eden heteroseksüellere ve Boomerang'a üye olmaktan başka bir başarı elde edememiş diğer gay blogger'lara selam olsun, girerken acıtmasın. :limonluçayiçerkenuzaklarabakmaemojisi

İki taraf. Biri yazar. Biri okuyucular. Madem bu kadar yükseldik birlikte, o zaman iki tarafın da daha dikkatli olma zamanı geldi. Yükseklik korkusu olanlara elveda; kalanlarla, yeni gelenlerle, ve hep burada olanlarla, ayağımızın altındaki yolu sağlamlaştırmanın zamanı geldi.

Bu blogdaki yüzlerce yazı, sizi nasıl gördüğümün, sevdiğimin ve tıpkı sizin beni yükselttiğiniz gibi, benim de sizi yükseltmiş olduğumun kanıtıdır. Tıpkı Eşcinsellik Manifestom'da söylediğim gibi. KTOG okumak da burada yazmak kadar radikaldir. Çünkü KTOG, yazarın ve okuyucuların birbirlerini omuzlarında yükselttikleri tek blogdur. KTOG'u yükselten şeylerden birisi de, haklılığa olan tutkusuna karşın, haklı olmak için hiçbir zaman bir takıntısı olmamasıydı. Takıntılı değil, tutkulu bir haklılık.

Madem beni, ve haklılığımı, beni haklı görmeyi özlediniz, o zaman bu açıklamayı da bir argümana çevireceğim; tıpkı özlediğiniz fikri yazılar gibi. Hem kendi haksızlığımı, hem de sizin haksızlığınızı açıklayacağım. Çünkü bu huysuzluğunuzla, sevdiğini özlediğini gururundan dile getiremeyen huysuz kanx'lar gibi davranıyorsunuz. Gazınızı almanın zamanı geldi.

Mustafa'yı size anlatmadan önce, şunu söylemek zorundayım, ve bunu söylerken seçtiğim zarfın aksine hiç de zorlanmıyorum: 

Mustafa yazımda haksızdım. Çünkü:
  • O yazıya, diğer yazılara harcadığım zamanı, dikkati, ve emeği vermedim. KTOG'dan beklentileriniz olan bu 3'lü, "zaman, dikkat, emek", o yazıda yoktu. Bu yüzden Mustafa'dan kastımın ne olduğunu anlayamadınız.
  • O yazıyı daha detaylı yazmadığım için haksızım. Olması gerekenden çok kısaydı, ve her şey havada kalmıştı. Mustafa'ya ne yaptığımı daha güzel açıklamadığım için, ona yaptığım şeyi neden yaptığımı detaylandırmadığım için haksızım. Bu zamana kadar KTOG'daki bütün yazılar, size bir cevap vermeyi amaçlamışken, ve siz de KTOG'dan her zaman bir cevap beklerken, Mustafa'yla neden konuştuğumu size açıklayamadığım, ve sizi cevapsız bıraktığım, yani olmaya en alışık olmadığınız halde, sizi cevapsız halde bıraktığım için haksızım.
  • Mustafa'nın kim olduğunu, nasıl bir insan olduğunu, ve neden ondan nefret ettiğimi size daha iyi açıklamadığım için haksızım. Mustafa'yı neden sevmediğimi anlayacağınızı sandım. Ama bu zamana kadar bütün işi yapan bendim bu blogda. Önünüze konulmuş bütün araştırma yazılarında, neredeyse size düşünecek alan bile bırakmadım; bu özelliğimle bildiniz beni. Fikri yazılarımın tamamında da, sizin yapmanız gereken yorumları bile kendim yaptım, bir de kendim cevapladım. Yani daha siz sormadan sizin sorularınızı tahmin ettim, bir de cevapladım. O yazıları bitirdiğinizde aklınızda soracak soru bile kalmamış olmasının verdiği tatmin edilmişlikle uykuya daldınız hep. Hem sizi doyurdum, hem sizin adınıza sindirdim, hem de gazınızı aldım bu zamana kadar. Sizin yapmanız gereken kısımları bile ben yaptım. Ve bundan şikayetçi de olmadım hiç; aksine keyif aldım. Ama bu zamana kadar böyle yaptığımı unuttum. Ve Mustafa'yı neden sevmediğimi soracağınızı tahmin etmedim. Mustafa'yı neden sevmediğimi yeterince açıklamadığımı fark etmedim. Bu yüzden haksızım. Ben leb demeden leblebiyi anlayacağınızı varsaydığım için haksızım. Halbuki bu zamana kadar leb diyen de bendim, leblebiyi getiren de. Ve bunu yapmaktan da keyif aldım; siz de aldınız. Bu gerçeği unuttuğum için haksızım.
  • KTOG, sağlıklı ve mutlu bir gay birey olabilirse, siz de olabilirdiniz. Yani, benim size karşı sağlıklı kalma sorumluluğum vardı. O yazıda, sağlıksız olduğunu düşündüğünüz bir KTOG gördünüz. Kendinize olan umudunuzu da kaybettiniz. KTOG bu kadar boka batabiliyorsa... Gerisi yangın yeri olmalıydı. Bundan endişeleneceğinizi bildiğim halde bir adım atmadığım için haksızım. Çünkü o yazıda durduk yere normal bir insana işkence yapan bir KTOG vardı. Halbuki ilerleyen kısımlarda açıklayacağım üzere, KTOG'un o yazıda işkence ettiği insan, normal bir insan değildi, masum bir insan da değildi. Ama o yazıda bunu açıklayamamıştım. Yani, bir sorumluluğumdan feragat etmiştim: Size bir şeyleri açıklama sorumluluğu. Mustafa'nın ne bok olduğunu size iyi anlatamadığım gibi, bir de Mustafa'yı size "Mustafa gibiler" olarak aktarması gereken yazıyı geri dönüp okuduğumda, yazının bir yerinde Mustafa'yı size sempatik göstermeye çalıştığımı fark ettim. O kısacık yazıda, bu fırsatı bile yaratmışım. Yani, kendinden habersiz, bipolar davranan bir yazı. Böyle olduğunu görmem gerekirdi, bu kısım benim sorumluluğumdu. Mustafa gibiler de sempatik olabilir; ne kadar kötü olsalar da. Çünkü kötü insanlar da sempatik olabilirler. Bu sempatikliği aktarmakta bir sorun yok. Ama bu sempatiklikten önce, o adamın ne olduğunun aktarılması gerek. Temelde kim olduğunu aktardıktan sonra aksesuar yanlarını aktarmak gerek. Bu kısmı başaramadım.
  • Haksızım.
Siz haksızsınız. Çünkü:
  • 4 yıllık bir emeği, sevmediğiniz bir yazı için çöpe attınız. 4 yıldır sizin için didindiğim gerçeğini, sizi, heteroseksüellerin dünyasında daha güçlü ve haklı bir birey yapmak için verdiğim mücadeleyi, uğruna günler, haftalar harcadığım yazılardan kazandığınız, ve karşılığında bana hiçbir şey ödemediğiniz her şeyi, 1 yazı yüzünden çöpe attınız. Haksızsınız. Kendine gel KTOG okuyucusu! Bi kendine gel, tamam?
  • Mustafa üzerinden, bir liberal olarak rahatsız olduğunuz her şeyin hesabını sormak istediniz. Kürtlerin de, alevilerin de, ezilen anadolu insanının da, çilekeş Türk köylüsünün de, her şeyin hesabını sormak istediniz. Sizi bu güne kadar avlamış her konu başlığının hesabını, Mustafa'yı fırsat bilip, benden sormak istediniz. Oysa Mustafa Kürt değildi, alevi değildi, ezilmiş bir anadolu insanı da değildi, köylü de değildi. Mustafa en son köye gittiğinden beri 30 sene geçmişti. Gayet de şehirliydi. Haksızsınız. Sikerim. Manhattan eliti duyarınızı siktirtmeyin bana. Haksızsınız.
  • Bana hakaret edebilmek için bu nadir bulduğunuz fırsatı sonuna kadar istismar edebilmek adına, Mustafa'yı olmadığı bir insana çevirdiniz. Mustafa, gay olmayan, kadınlar konusunda başarısız, ve cinselliği özlemiş bir heteroseksüeldi. Özlediği cinsellik, daha önce sahip olmadığı bir cinsellik değildi. İnsan hiç sahip olmadığı bir şeyi özleyebilir mi? Bir şeyi özlüyorsanız, önceden varmış demektir. E, Mustafa'nın da vardı. Evet, Mustafa'nın 20 sene boyunca karısını aldattığı 3 erkek vardı. Şimdi de, tek derdi sikini ıslatabilmekti. Bana gerçekten aşık olduğunu mu sandınız? Kim Hornet'te tanıştığı birine 2 günde aşık oluyor? Benimle yatabilmek için bana aşık olmuş gibi davranabilecek kadar azmıştı. Daha 1 ay önce bu şehirdeyken birisiyle yatmıştı. Ben ikincisi olacaktım eğer izin verseydim. Kendi şehrindeyken de, 3 adet düzenli görüştüğü fuck buddy'si vardı. Evet. Mustafa, karısıyla ve çocuklarıyla oturduğu evde yaşıyorken, tam 3 adet seks partneri vardı. Mustafa karısını, tam 3 adet erkekle aldatıyordu. Ve 3'ünü de özlüyordu; ama aralarına yollar ve zaman girmişti. Bunların hepsi de, Mustafa'nın bana anlattığı, hem de kendisini eleştirerek değil, bunların hepsinin de hakkı olduğunu düşünerek anlattığı şeylerdi. Bana şöyle demişti Mustafa telefonda: "Ya bak, böyle şeyler insanın içinde varsa, bunu içinde tutmaman gerek, yaşaman gerek. Çünkü kafanı meşgul ediyorsa seni de mutsuz eder." İşte, Mustafa, karısını 20 senedir 3 farklı erkekle düzenli olarak aldatmasını böyle açıklıyordu. "İçinde varsa yaşayaşacaang yani" EVET. ŞİVEYLE. BÖYLE DEDİ. Şive duyarınızı da siktirin Mustafa gibilere, belki oranız da rahatlar. Benim olduğum şehre gelince yıllardır görüştüğü erkeklerin 3 'ünü de kaybetmişti, ve Hornet'i indirmişti. Madem Mustafa gay değil, neden 3 adet kadın değildi görüştükleri? Bilirsiniz, kadınların çenesi çoktur. Mustafa için, hayatta kalabilmek istiyorlarsa "ibne" oldukları ortaya çıkmaması gereken 3 erkek, daha güvenli bir seçenekti. Amaç, her zaman o siki ıslatabilmekti. Biz, o ıslak sik için vardık. Mustafa defalarca kez karısını aldatmıştı. Sonunda dayanamayıp onu boşamıştı. Ve daha özgür olabilmek için, istediği cinselliği tam olarak yaşayabilmek için, çocuklarını bırakıp bir başka şehre taşınmıştı. O kadar acele taşınmıştı ki hem de, orada burada insanların evinde birer gece geçirerek yaşıyordu. Hiç düşündünüz mü? Karısıyla geçinemeyen bir insan boşandıktan sonra neden şehir değiştirir? Bir devlet memurundan bahsediyoruz. Yeni taşındığı şehirde bir ev bile kiralayamayacak kadar para biriktirmemiş, 30 senelik bir memurdan bahsediyoruz. Neden bir insan bilmediği bir şehre tayinini ister? Madem karından boşandın, çocuklarını da sevmiyorsun, neden aynı şehirde başka bir mahalleye gitmedin? Karın ve çocuklarına karşı ne kadar yüz kızartıcı bir suç işlemiş olabilirsin ki, şehir değiştirmek ve yalnız başına sürünmek zorunda kaldın? Ne oldu? Niye karınla aynı şehirde yaşayamıyorsun? 100 km ötedeki diğer şehirde devlet memurlarına 2 kat daha fazla mı para ödüyorlar? Burası birleşik devletler de ben mi bilmiyorum? Hayallerini ve kariyer planlarını gerçekleştirebilmek için mi 50 yaşında başka bir şehre taşındın? Bir şeyden mi kaçıyordun? Karın, ilişkiye girdiğin 3 erkekten birinin mesajını mı görmüştü Mustafa? Ve çocuklarınız? Onlara ne oldu? Babalarının kendileri yaşında 3 erkeği evire çevire siktiğini mi öğrendiler? Ağladılar mı? HIV'in ne olduğunu bilmediği gibi, öğrenmeye de niyeti yoktu Mustafa'nın. Çünkü ona göre, Mustafa Allah inancı olan bir erkekti, ve ahlaksız gaylerin hastalıkları ona bulaşamazdı. Çünkü bugüne kadar erkeklerle de yatmış olsa, bunların hepsi de düzenli partnerlerdi, yani orada burada sürtmemişti. Gençliğinde de, diriliği varken, hep kadınlarla yatmıştı. AIDS ona nasıl bulaşsındı? Sfiliz'in de bir antibiyotik olduğunu sanıyordu. Ve hayatında hiç kondom kullanmamıştı. Karısına kaç hastalık bulaştırmıştı Mustafa? 20 sene boyunca karısını 3 erkekle aldatırken, araya da tek tük Gabile'den, ordan burdan bulduğu twinkleri serpiştirirken, karısına kaç hastalık taşımıştı? Bir de karısı bunlardan habersiz olduğu için, hastalanınca kendini suçlamıştı; ama kaç kere? Hornet'e girip, buluştuğu herkesle yatarken, sahip olabileceğini bile bilmediği hastalıkların riskiyle boşalıyordu buluştuğu twinklerin anüslerine. O yazıda, bu kadar uzun uzun yazmamış olsam da, böyle biriyle karşı karşıya olduğunuzu anlamanıza yetecek kadar da ipucu vardı. Bu ipuçları yokmuş gibi davrandığınız için haksızsınız.
  • Eğer Mustafa size Hornet'te selam yazsaydı, 2 saniye içerisinde onu bloklardınız. Yıllarca burada, sözlüklerde, envai çeşit yerde bu gibi tiplerden nasıl da nefret ettiğinizi anlata anlata tükürük bezleriniz kurudu. Ne oldu? Hornet'te size yazsa 2 saniyede bloklayacağınız adamı niye Gezi gazilerinden birisine çevirdiniz? Hayırdır? Size bir şeyi mı anımsattı? Kendi içinizde saklanan bir şeye ışık mı tuttu? Mustafa'yı olduğu insandan tutup çekiştirip, olmadığı bir meleğe; masum, her şeyden habersiz, bu yaşa kadar saklanmak zorunda kalmış, ve artık mutlu olmak isteyen, iyi kalpli ve orta yaşlı bir eşcinsele çevirirken, nefes nefese kaldınız mı? Gay olmayan birisini, masum bir gay'e çevirirken, kollarınız yoruldu mu tuşlara basmaktan? Parmaklarınız nasırlandı mı?
  • Mustafa'yı neden sevmediğimi anlayamadınız. Bu zamana kadar size nefret ettiğim her şeyi, detaylarıyla, örnekleriyle, yüzlerce argüman kullanarak anlattım. Ama ilk defa karşınıza, size hiçbir şey açıklamadan direk bir şeyden nefret ediyor olduğum temalı bir yazıyla çıktım. Bu açıklamasızlıkla delirdiniz. İlk defa nefretimi, detaylarıyla ve nedenleriyle göremediniz. Boşlukları kendiniz doldurmaya karar verdiniz. "KTOG neden nefret ettiğini açıklamamış, en iyisi ben bulayım nedenini" diye düşündünüz. Ve Mustafa'yı kendimden düşük birisi, ezik birisi olarak gördüğüm için ondan nefret ettiğim sonucuna ulaştınız. Boşlukları, bana sormak yerine, kendiniz doldurmaya çalıştığınız için HAKSIZSINIZ. Boşlukları canınızın istediği gibi doldurup, sonra da duyar kastınız. 
  • Çünkü siz de eskiden, beni o yazıda yapmış olmakla itham ettiğiniz şeyleri yaptınız; birilerini eziklediniz, kıyafetlerini sevmediğiniz için, şişko oldukları için, konuşmaları garip oldukları için dalga geçtiniz. Kendinizi iyi hissetmek için, birilerini kötü hissettirdiniz. Yani kötülük yaptınız, ve belki halen yapıyorsunuz, kendinizi istemeden de olsa kötülük yaparken buluyorsunuz; ya da yapmak istiyorsunuz, ama kendinizi zor tutuyorsunuz. Mustafa'yı, kendi şeytanınıza karşı koymak için, melekleştirdiniz, içinizdeki karanlığa karşı tutabileceğiniz bir Meryem Ana biblosuna çevirdiniz. Kendi hesaplaşmanızı benim üzerimden yürütmek istediniz. Benim yaptığım belli belirsiz yazışma sizi bu kadar rahatsız ettiğine göre, ve bu yazıyı bu kadar kısa olmasına rağmen bu kadar şeytanca görebildiğinize göre, demek ki siz, bu yazıda olduğunu düşündüğünüz şeyi benden daha iyi tanıyorsunuz. Demek ki bu yazıda saklandığını düşündüğünüz şeytanla geçmişte seviştiniz, ve o yazıyı okurken halen içinizde olduğunu fark ettiniz. Bu yazı, içinizde halen kalmış olduğunu bilmediğiniz bir karanlığı harekete geçirdi. Mustafa size geçmişte ne olduğunuzu, şu anda ne olduğunuzu, ve gelecekte de ne olabileceğinizi hatırlattığı için, onun üzerinden duyar kasarken, geçmişinizi, şimdinizi, ve olmamak için kendinizi zor tuttuğunuz insanı aklamaya çalıştınız. Bu yüzden haksızsınız. Kendinizi aklamak için, KTOG'un size güvenerek bıraktığı bir boşluğu istismar ettiniz. Bu boşluğu, ve benim güvenimi de istismar ettiniz. Neden? Kendinizi daha iyi hissedebilmek için. Eğer bir boşluk bıraktıysam, siz doldurun diye değil, ben öyle istediğim için. Çünkü ben sizin doldurmanız gereken bir boşluk olduğunda, bunu bugüne kadar hep net bir biçimde ifade ettim. Her yazıda. Burası sizin düşünmeniz ve yorumlamanız gereken kısım diye açıkladım. Peki o yazıda böyle bir açıklama gördünüz mü? Hayır. Sizden, o boşluğu neden bıraktığımı yorumlamanızı istedim mi? Hayır. Size güvenerek bıraktığım boşluğu, kendi emelleriniz için kullandınız.
  • Mustafa duyarı ne ya? Geçen gün Twitter'da birisi balık duyarı kasıyordu, ve balık sevmediğini söyleyen bir feno'ya sataşıyordu. Hani onu gördükten sonra hayatımda daha saçma bir duyar göremeyeceğime ikna olmuştum, "artık duyar maceramızın sonuna geldik kızlar" diye düşünmüştüm. Düşünmez olaymışım. Daha kötüsü olamaz derken en kötüsü benim başıma geldi. Abi Mustafa duyarı ne? Siz manyak mısınız? Bi silkelenip kendinize gelir misiniz? Bi yazdığınız sözlük girdilerine bakar mısınız? Ayna var mı evinizde yoksa cinler portal olarak kullanmasınlar diye hepsinin üstünü mü örtüyorsunuz? Lan Mustafa duyarı ne?
  • Haksızsınız.
Benim ihmalkarlığım sonucu olan bir yanlış anlaşılma sonucunda, siz bana kırıldınız. Çünkü o yazı sizi güvensiz hissettirdi. Güçlenmek, ve daha güçlü bir eşcinsel olabilmek için okumaya girdiğiniz blog gitmiş, ve yerine tanımadığınız, size yabancı bir şey gelmiş gibi hissettiniz. Yani, size borçluyum. Buranın aynı olduğunu size göstermek borcu bu. Sizi bu zamana kadar kendi omuzlarında yükseltmiş KTOG'un değişmediğini, ve burayı okuduğunuz sürece de düşmeyeceğinizi, yükselmeye devam edeceğinizi ispatlama borcu.

Ama...

Siz de bana borçlusunuz. Madem benden daha tutarlı davranmamı istiyorsunuz, o zaman siz de daha tutarlı davranacaksınız. 4 senedir, burayı okuyarak istediğiniz her şeyi aldınız. Güç? Aldınız. Yalnızlıktan kurtulma? Aldınız. Entelektüellik? Aldınız. Heteroseksüelleri paralayacak, onlara cevap yetiştirmenize olanak sağlayacak argümanlar? Aldınız. Suçlu hissetmemek? Aldınız. Korkularınızın giderilmesi? Aldınız. Endişelerinizin boşa çıkarılması? Aldınız. Yeni filmler, yeni müzikler? Aldınız. Hayatınızın en iyi filmiyle bu blogda tanıştınız. Erotizm? Aldınız. Evet, yeri geldi sikinizi de kaldırdım. O işi de ben yaptım. Eğlence? Aldınız. Kahkaha? Aldınız. Gülümseme? Aldınız. Göz yaşı? Aldınız. Yıllardır ağlamayı bekliyordunuz. Elektrik'i okudunuz, ve ağladınız. Rahatladınız. Sevmediğiniz insanların paralandığını görmek istediniz? Aldınız. Sizin adınıza, bize zarar vermek isteyen insanları sayfalarca argümanla paraladım mı? Aldınız. Neden eşcinsel olduğunuzu merak ediyordunuz. Cevap? Aldınız. Sizin için akademik bir kitabı çevirdim, tam 3 ay zaman harcadım. Siz okuyun, bilgilenin, ve neden eşcinsel olduğunuzu anlayın diye. İstediniz mi? Aldınız. Size keyif verecek, hem tutarlı olacak, hem de kendini tekrar etmeyecek bir üslup? Aldınız. Karşılığında ne ödediniz? Hiçbir şey. Ben sizden ne istedim? Hiçbir şey. Ben sizden hiçbir şey istemediğim halde, neden aldığım geri dönüş asılsız iddialar ve beni hiç tanımıyormuşsunuz gibi girdiğiniz tripler oldu?

Madem siz bana güvenmek istiyorsunuz, neden aynı şeyi sizden talep etme hakkım yok? Tutarlı yazar istiyorsan, tutarlı okuyucu olacaksın. Aynayı bi kendine de çevireceksin. Yıllardır tanıdığınız yazarınızı karşınıza alıp, hiç tanımadığınız 50 yaşında bir adamı ağzınızdan salyalar aka aka savunurken, kuduz aşısı olup olmadığınızı hatırlamayı da denediniz mi?

Ayrıca talep ettiğiniz geri vitesin hesabını da kontrolünü de kimseye verecek değilim.

Burası Twitter değil, hiçbir zaman da olmadı. Burası bir yayın. Burada, size bir düşünce verilecekse, önce bir argüman, sonra kanıtlar, sonra da yorumlar sunulur; ve kanaat size bırakılır. Buradan öğrendiğiniz, kazandığınız hiçbir şeyi, Twitter'ın 140 karakterinden öğrenemediniz. Peki neden bana 140 karakter küskünlükle cevap verdiniz? Okuduğunuz şeyin bir yayın olduğunun farkındaysanız, o zaman bana tweet yazarmış gibi cevap vermeyin. "Tiksiniyorum" diye bir eleştiri olamaz. Bana ne? Senin tiksintinin derdi beni mi gerdi? Madem KTOG okuyucususun, o zaman KTOG okuyucusu gibi belirteceksin düşüncelerini. İşte sizin ödemeniz gereken bedel bu. Düşüncelerinizi, bu yazıların size davrandığı gibi dile getirmek zorundasınız. Sevdiğiniz bir yazarı okumanın bedelini ödemeniz gerekli. Sizin borcunuz da bu: Bir KTOG okuyucusu gibi davranmak.

Yorumlarınızı istediğiniz gibi yapabilirsiniz. İsterseniz kalp koyun, isterseniz bok koyun. Bir kelime sevdim, ya da sevmedim de diyebilirsiniz. Ama "yorum" ve "eleştiri" farklı şeylerdir. Ben size yazılarımı nasıl "zaman, dikkat ve emek" harcayarak getiriyorsam, siz de eleştirilerinizi "zaman, dikkat ve emek" harcayarak yapacaksınız. Mustafa yazımda bu 3 prensibi kullanmadığım için, ilk suçlu benim; bu yüzden size kırgın değilim. Yaptığınız korkunç eleştirilerin ve sözlük girdilerinin hiçbirine de kırılmadım. Gerçekten gönül falan koymadım. Çünkü sizin kalitesiz eleştirilerinizi tetikleyen şey, benim kaliteden ödün vererek yazdığım bir yazıydı. Nötr bir durum.

Bana bu açıklamayı yaptıran bir tek yorum olduğundan bahsetmiştim. Mustafa yazısının altına yapılan şu yorum:



1- Bu yorumdaki hayal kırıklığı, benim bile fiziksel olarak canımı acıtıyor. Mustafa'yı o yazıda o kadar anlatamamışım ki, beni yıllardır tanıyan bu okuyucu, Mustafa için umut olması gerektiğinden bahsediyor; Mustafa'nın, bizim umutsuzluğumuzun nedeni olduğunu unutarak. Bu, bir yazar olarak benim hatam. Çünkü ben Mustafa'dan bahsederken, kimden bahsettiğimi açıklamadım. Anlayacağınızı düşünerek, uzun uzun detaylandırmadım. İpuçları vardı. Bu blogda yüzlerce kez bahsi geçen bir tiplemeydi Mustafa zaten. İpuçlarından yola çıkarak aynı tipten bahsettiğimi anlayacağınızı sandım. Bunu garanti altına almadığım için, bu kafa karışıklığı benim hatam.

2- Hiçbir düşünce içermediği halde, refleks olarak o yazıda nasıl da bir argüman, öğretilen bir şey aramaya kalktığınızın bir kanıtı bu yorum. Benden bir şeyler öğrenmeye o kadar alıştınız ki, o yazıda size öğretmeye çalıştığım şeyin "Sevmediğiniz herkesin ağzına sıçabilirsiniz ve onlarla eğlenebilirsiniz" olduğunu zannettiniz. Arkadaşlar, ben size ne zaman böyle bir şey öğretmeye çalıştım? Salak mısınız? O yazıdan böyle bir ders çıkarabilecek kadar naifseniz, ve etkilenmeye açıksanız o zaman KTOG OKUMAYIN. Çünkü ben bu zamana kadar böyle okuyucular için yazmadım. Burası Türkiye'nin en yüksek IQ ortalamasına sahip okuyucu kitlesinin dolaştığı bir blog. IQ'su yüksek olanlardan da gelmedi o eleştiriler zaten, biliyorum.

Bu nasıl bir ders çıkarmak ya? YGS'de barajı nasıl geçtiniz siz? O yazının neresinden böyle bir ders çıkardınız? Sizden böyle bir şey yapmanızı istediğim sonucuna nereden ulaştınız? Bu dersi çıkardıysanız eğer, BU HATA SİZİN. Ben sizin çıkardığınız derslerden sorumlu değilim.

Mustafa'dan neden nefret ediyordum? Mustafa gibi dediğim insanlar kim?

Mustafa'yı, ezik olduğu için değil, ezik olduğunu düşündüğüm içim değil, KÖTÜ BİR İNSAN, KÖTÜ BİR EŞ, VE KÖTÜ BİR BABA olduğu için sevmedim. Mustafa'yla eğlenmek için dalga geçmedim. 20 sene boyunca KARISINI 3 FARKLI ERKEKLE, düzenli olarak ALDATTIĞI için dalga geçtim. Kurduğu cümlelerin yarısına "Allah"ın adını vererek başlayan, ve Allah'a inanan birisi olduğu için; ama buna rağmen 20 sene boyunca karısını boynuzlamanın kendisine hak olduğunu düşündüğü için Mustafa'dan nefret ettim. Bu da benim duyarımdı. Yani, Mustafa duyarı yaptığınız için size kızdım; ama ilk Mustafa duyarını yapan da bendim. Sizin duyarınızın aksine, benim kastığım duyarın nesnesi Mustafa değildi, karısıydı. 20 sene boyunca onlarca erkekle aldatılmış, ve Mustafa'nın o erkeklerden alıp kendisine taşıdığı saygısızlıktan, hakaretlerden, ve belki de hastalıklardan habersizce bekleyen, bir ev kadını.

Yani aslında benim argümansızca, laf olsun diye yazdığımı sandığım yazıyı, ben aslında, farkında olmadan, bir argüman sunmak için yazmışım.

Burada hatalı olan benim:

1- Mustafa'nın ne bok olduğunu size yeterince açıklamadım. Siz zaten Mustafa gibi insanları iyi tanıyordunuz, ve benim gibi, onlardan nefret ediyordunuz. Ama bu yazıda açıkladığım Mustafa, o yazıda yoktu. Mustafa'yı ezik birisi olarak gördüğüm için değil, kötü niyetli bir abaza olarak, ve döl israfı olarak gördüğüm için trolledim. Mustafa aynı zamanda ezik bir insandı evet; ama Mustafa'dan nefret etme nedenim bu değildi. Fakat o yazıda Mustafa'nın size sadece ezik yönü aktarılmış, geri dönünce bunu gördüm. Burası benim hatam.

Ama... Mustafa'nın kötü niyetini ve diğer bok yanlarını sizin anlayacağınızı sanmıştım ve ANLAMANIZ DA GEREKİYORDU; çünkü blogda daha önce de Mustafa gibi insanların bahsi geçmişti. "Sadece ezik olmasına bakarak bu tipten bahsettiğini nasıl anlayabiliriz KTOG?" diye bağıranı SİKERİM. 50 tane screenshot var o yazıda. Adamın yazışma şeklinden, söylediği şeylerin kalitesizliğinden nasıl bir insan olduğunu anlayamadınız mı? İpucu screenshotlardı. Burası sike sike sizin hatanız. Kafanızı çalıştıran yazılara uzun ara verince atrofiye mi uğradı beyniniz kızlar?

2- Size diyorum ki "laf olsun diye yazdım, manifesto yok." Ama şimdi dönüp bakıyorum, bana o yazıyı yazdıran şey, Mustafa'ya duyduğum öfkeydi. E madem bu kadar öfkeliyim, niye 2 paragrafla yazdım? Yani ilk hatayı yapan bendim. Çünkü laf olsun diye yazdığımı sanıyordum; meğer ki gayet de büyük bir manifesto peşindeymişim. Ama o kadar erinmişim ki yazmaya, gerçek niyetimi görmeye de erinmişim. Siz de diyeceksiniz ki, "Madem erindin KTOG, o zaman yazma, bize yarım yamalak yazılarla gelme." Siz de diyeceksiniz ki, "Sen bütün yazılarına günlerce emek harcamakla kendini savunuyorsun ama, biz de senin yazılarını okumak için saatler harcıyoruz, anlamak için götünüzü yırtıyoruz, o yazılara değer verdiğimiz için yeri geliyor, tekrar ve tekrar okuyoruz, ne iş KTOG? Niye o yazı o kadar yarım KTOG? Madem Mustafa bu kadar bokdu, anlatsaydın KTOG?"

E haklısınız. Ben size bu zamana kadar istediğiniz her şeyi verdim. Güç, eğlence, düşünce, manifesto... Sikinizi de kaldırdım arkadaşlar, hatırlatırım. Şimdi istediğiniz şey hak olsun. Verdim gitti. Sizden mi sakınacağım?

Geri dönecek olursak... Bunları o yazıda daha iyi açıklamadığım için, ve ben demesem de siz onun nasıl biri olduğunu anlayın diye beklediğim için haksızdım.

Sizi seviyorum. Ve gelen saçma eleştirilerin nedenlerini de, nasıl yapıldıklarını da biliyorum. O eleştirilerin kalitesizliğinin, Mustafa yazımdaki kalite yoksunluğuna bir yanıt olarak oluştuğunu da biliyorum. Yani, bir bilim adamı olmak üzere yetiştirildiğim için, matematik olarak rahatım. Ve kırılmadım. Kırılmadığım için de mutluyum. Mustafa'nın inandığı Allah biliyor ya, kırıldığında iyi şeyler yapan bir insan değilim çünkü. Benim neden olduğum bir fırtınadan nasıl sakınacağımı da biliyorum. Bilmiyorum mu sandınız? Burası KTOG. İlk sezonumu bilenler bilir.

Fırtınayla doğan, ve fırtına yaratan yazarlar; fırtınayla eğilmezler. Şimdi, Mustafa yazımı okuyarak benimle tanışan ve hakkımda atıp tutan sözlük kurtlarına sesleniyorum: Esinti için teşekkür ederim, havalar ısınmaya başlamıştı. :wink

Beni omuzlarınızda yükseltirken araya koyduğunuz duvarı da kaldırın artık. Duvara karşı konuşmayı sevseydim, Sibel Kekilli izlerdim. 4 senedir, duvarlarınızı yıkın diye yazıyorum. Her duvarınızı yıktınız da, beni taşımak için ördüğünüz mü kaldı elinizde? Bana küsünce, benimle konuşun, günde 15 lira kazanabilmek için 86 banner yayınlayan sözlüklerle değil. Böyle yetiştirilmediniz çünkü.

Yani, aslında bir sorun falan yok. Küçük bir ihmalkarlık sonucu oluşan bir yanlış anlaşılma bu. Benim ihmalkarlığım. Ama küçük de olsa, problemlere hep böyle uzun, kalın, ve damarlı çözümlerle yaklaştığımı bilirsiniz. Bu yüzden seviyorsunuz beni.

Burası KTOG.
Ödün vererek okuyacaksın,
seve ve değilse, sike sike.

0 comments :

Yorum Gönder