kalbin birinci rengi

Çünkü biz, O'nu gördüğümüzde kalbimiz aşkla ve "gören oldu mu?" korkusuyla çarptı.

kalbin ikinci rengi

Çünkü diğer çocuklar kelebek yakalarken, biz hayatta kalmaya çalışıyorduk.

kalbin üçüncü rengi

Çünkü biz bile sonunda, bir şekilde affetmeyi başarıyoruz. Biz, her rengiz.

1 doktorun sizli defteri

Çünkü doktor olduğu halde doktora en çok ihtiyaç duyan da biz olacağız.

1 aktivistin bizli defteri

Çünkü biz henüz çocukken, mumlara üfledik ve savaşmayı öğrendik.

HIV ve AIDS Rehberi: Nedir, Nasıl Bulaşır, Testler ve Korunma

Acaba? dediğiniz o noktaya geldiniz. Acaba HIV kaptım mı? Bu rehberi baştan sona oku, ve Türkiye'deki akademik olmayan internet kaynaklarının kalanından lütfen uzak dur. Baştan sona, anlayarak oku.

HIV'in ne olduğunu anlamanız için öncelikle mikrobun ve hastalığın ne olduğunu anladığınızdan emin olalım. Eğer fen bilgisi altyapınıza güveniyorsanız, buraya tıklayarak ön bilgi kısmını atlayıp HIV ve AIDS'le ilgili açıklamaların olduğu kısma gidebilirsiniz.

Yeryüzünde insanlar, hayvanlar, bitkiler ve bir de gözle göremediğimiz minicik canlılar yaşar. Ben ayrıca cinlerin de bizimle yaşadığına eminim, odamdaki banyoda 2 cin var ve bunun yeri burası değil. Konumuz gözle göremediğimiz minicik canlılar. Bu minicik canlılara halk dilinde genel olarak mikroplar diyoruz. Mikropların 3 çeşidi vardır: Bakteriler, virüsler ve mantarlar.

Minik canlılar, hastalıklara yol açmalarıyla bilinirler. Örneğin, grip olduğunuzda, grip virüsü gelip vücudunuza girip sizi hasta ettiği için grip hastalığı geçirirsiniz.

Peki bu minik canlıların derdi ne? Sizi sokan bir akrebin, sizi zehirleyen bir bitkinin, ya da size saldıran bir köpek balığının derdi neyse, bu canlıların derdi de o: Hayatta kalmak. Bu canlılar insanlara zarar vermeleri için tasarlanmış yeryüzü trolleri değiller: Basitçe canlılar. Yaşamaya çalışıyorlar: Tıpkı evinizdeki bir çiçek gibi, ve tıpkı o çiçeğin suya, toprağa ihtiyaç duyması gibi, bu minik canlıların da yaşamak için bazı şeylere ihtiyacı var.

Fakat kendileri o kadar minikler ki, ve elleri/ayakları olmadığı için, beslenmeleri gerektiği zaman bir ağacın tepesine tırmanıp elma/armut aramaya gidemezler. Ayrıca gözle görülemeyecek kadar küçük olduklarına göre, onlara acıktıklarında ne yapacaklarını söyleyen, hatta acıkma hissi oluşturabilecek bir beyinleri de yok. Tıpkı komada yatan bir insan gibi, sürekli ve habersizce, otomatik olarak beslenmeleri gerekiyor. Bitkiler de bunu yapar: Bitkilerin kökleri otomatik olarak topraktaki suyu çeker, ve kök, bunu bitki istediği için yapmaz. Bitki hiçbir zaman suya ihtiyacı olduğunu düşünmez, zira biliyorsunuz, bitkilerin de beyinleri ya da beynin düşünme fonksiyonunu sağlayacak alternatif bir organları/parçaları yok. Mikroplara dönersek... Ve yine gözle görülemeyecek kadar küçük olduklarına göre, bu canlılar aslında çok savunmasızlar. Bizim gibi koruyucu/destek verici kemikleri, derileri ve kılları yok. Beslenmek için trafikten geçerek bir restoranın çöplerine gidebilecek kadar yetenekli olmadıkları gibi, bunu yapmayı deneselerdi muhtemelen saniyeler içerisinde de parçalanıp ölürlerdi.

Yani, bu minik canlıların yaşaması gerek, ihtiyaçları var, ve çok savunmasızlar: Yaşayabilmek için "hassas" ihtiyaçları var. Bu hassas ihtiyaçları da doğadan karşılayamıyorlar. Çünkü doğa minik canlılara iyi davranmıyor. Ormanın kralının aslan olmasının bir nedeni var. Çözüm? Kendilerinden daha büyük canlılar. Büyük bedenli canlıların kendileri de bir nevi doğa'dır. Bir ineği ele alın. Tıpkı doğa gibi sıvı (süt), katı yiyecek (et) sağlayabilir. Ya da insan vücudu su bakımından oldukça zengindir. Bizden daha küçük canlılar için, bizim vücudumuz aslında bir nevi göldür. Mikroplar, doğa kendilerine kötü davrandığı için, diğer canlıları kendi doğaları gibi kullanır. Grip virüsü trollük yapmak için ağzınızdan burnunuzdan girip sizi hasta etmez. Kendisine yiyecek ve güvenlik sağlayacak bir ev arıyor; ve o ev de bizim bedenimiz. Problem şu ki, her zaman yaşadığımız mekana iyi davranmıyoruz. Bunu anlamak için 3 adet erkek mühendislik öğrencisi ev arkadaşının yaşadıkları eve gidip mutfaklarına bakabilirsiniz. Mutfağın suçu neydi?

Bu minik canlılar insanlara saldırmaları için tasarlanmış troller değiller. Öyle ki, ismi lazım değil bazı bakteriler gidip kendisinden daha büyük bir bakterinin içine girebilir, yani tıpkı insanları enfekte ettiği gibi bir başka bakteriyi de enfekte edebilir ve onu hasta ederek öldürebilir. Yani bazı bakteriler gidip birbirlerini bile hasta edebilirler. Sonuçta insanlara kastları yok. Görüldüğü gibi, mikrop diyerek aşağıladığımız şeyler, aslında onun alanına girdiniz diye sizin boğazınızı kesen bir pumadan ya da üzerinize işeyen bir kediden daha masumlar. İşin ilginç yanı, mikroplar çoğu zaman içinde yaşadıkları alana, yani bu durumda bizim bedenimize, bilerek zarar vermezler. Grip virüsü insan bedenine girerken "Mmmh, şimdi ağzına sıçtım :))" diyerek girmez. Hatta düşündüğünüz zaman, bu canlıların içindeki yaşadıkları bedene zarar vermeleri kendileri için mantıklı bir hareket olmazdı. Çünkü biz olmazsak nerede yaşayacaklar? Dünya da bizim evimiz ve ona zarar vermek istemiyoruz, çünkü başka bir dünya gezegeni yok, biliyoruz; ama kutupları zevk için kayak yapan kutup ayıları eritmedi, bunu da biliyoruz. Mikroplara dönersek... Ellerinde olsaydı (ve elleri olsaydı), emin olun bizi hiç hasta etmeden yaşamanın bir yolunu bulurlardı. Ama bir şeyler oluyor, ve bize zarar veriyorlar. Tıpkı bizim petrol bağımlılığımız gibi... Tıpkı mühendislik öğrencilerinin mutfakları gibi. Mutfağa karşı bir kastları olmadığını biliyoruz; ama işte god forbid, mutfaklarının halleri ortada...

Mikropların insan kanında dolaşmaya merakını biliyorsunuz. Neden? Neden olmasın? İnsan kanı su ve şekerle doludur. Yediğiniz yemeklerden gelen şeker, yağ, protein; kana geçerek organlarınıza taşınır. Kan, bir şeker fabrikasının ürünlerini taşıyan bir tır gibidir. Kan ve insan vücudundaki organlar, hücreler; mikroplar için bir şekerci dükkanına benzer.

Aşağıdaki paragraflara geçmeden önce bir ön bilgi: Bakteriler ve virüsler insan hücrelerinden daha küçüktürler. Virüsler, bakterilerden de daha küçüktür.

Bakterilerle virüsler arasındaki temel fark şudur: Bakteriler yetenekli mikroplardır. Enerji üretebilirler, hareket edebilirler, birbirleriyle iletişime geçebilirler, ve kazandıkları yetenekleri birbirleriyle paylaşabilirler. Bir bakteri burnunuzdan girip, beslenmeye başlayıp, yiyeceklerin çok olduğu bir yere doğru, örneğin boğazınıza kadar hareket edebilir. Bu anlamda düşününce, bakteriler aslında küçük bir insan gibiler. Tek farkları, tek hücreden ibaret olmaları gibi. Ancak virüslerde bu özelliklerin hiçbirisi yoktur. Virüsler kendi enerjilerini üretemezler, besinlerin nerede olduğunu anlayamazlar, birbirleriyle "kasten" iletişim kuramazlar, ve en önemlisi de hareket edemezler. Zaten hatırlarsanız, virüsler aslında cansızdır diye öğretirlerdi lisede. Virüslere işte bu yüzden cansız diyoruz. Aslında canlılar ama cansızlar, anladınız siz.

İlerlemeden önce küçük bir bilgi verelim. İnsan kanında neler vardır? Kanın içerisinde oksijen, şeker, protein, yağ, çeşitli serum maddeleri ve kan hücreleri vardır. Kan hücrelerine bir örnek: Alyuvarlar; oksijen taşıyan hücrelerdir.

Devam edelim...

Bakteriler ve virüsler arasındaki bir fark da şudur: Bakteriler ya yaşar ya da ölür. Virüsler içinse yaşamanın 2 şekli vardır.
  1. Hücre dışındayken, bekleyerek uzun süre var olabilirler. Bu sırada hiçbir şey yapmazlar. Zira kendi enerjileri üretemezler; bu yüzden çoğalamazlar ya da başka bir fonksiyon göremezler. Ancak ölmezler de. Enerji olmadan, hiçbir şey yapmadan çok uzun süre var olmaya devam edebilirler. Bu, bir koma hali gibidir. Bir bekleme hali. Yok olmazlar, var olmaya devam ederler, ve sadece bekleyebilirler. Buna, pasif yaşam da diyebiliriz.
  2. Hücre içine girdikleri zaman, hücrenin ürettiği hazır enerjiyi kullanarak tam anlamda yaşamaya başlayabilirler; yani bekleme halinden çıkarlar. Çoğalırlar, fonksiyon görebilirler. Buna aktif yaşam diyebiliriz. Hücreden çıktıktan sonra yine "bekleme" haline geri dönerler. Hücreden çıktılar diye ölmezler.
Bakteriler, ve diğer bütün canlılar, enerji olmadan hem yaşayamazlar, hem de var olamazlar. Enerji üretme yeteneğini elinden aldığınız bir bakteri, virüsler gibi hiçbir şey yapmadan bekleyemez, ölür, yok olur. Virüsler ise, enerji olmadan da var olabilirler. Bir vampir gibi, ya da dondurulmuş bir bedenin canlılığını koruyabilmesi gibi. Bu yüzden virüslere aslında cansız denir. Çünkü diğer bütün canlıların aksine, enerji olmadan da var olma yetenekleri vardır. Yaşamadan da var olabilme yeteneği. (Nuri Bilge Ceylan bu rehberi okusa, "tıpkı insanlar gibi" derdi. :P)

Bakterilerle virüsler arasındaki en önemli fark, virüsler zorunlu olarak hücre içinde yaşamak zorundayken, bakteriler istedikleri yerde fink atabilirler. Neden? Çünkü bakterilerin kendi enerjilerini üretme yeteneği var. Kanınızda dolaşan bir bakteri, kan şekerinizi yiyip kendi enerjisini üretebilir, çoğalabilir, sahip olduğu fonksiyonları çalıştırabilir, hastalık yapabilir. Ancak virüsler enerji üretmeyi bilmiyorlar. O zaman bir virüsün kanınızda dolaşarak fonksiyon görme şansı yok. Ölmeden bekleyebilir; ama hiçbir iş yapamaz. İş yapabilmesi için hücre içine girmesi şart. Problem: Virüslerin iş görebilmek için bir eve ihtiyacı var; ancak kendi enerjilerini üretemedikleri için, girdikleri evde hazır enerji olması gerek. İnsan kanında enerji üretmek için gerekli malzemeler var; örneğin şeker. Ancak insan kanında hazır enerji yok. Zaten enerji depolanamaz, enerji üretildiği anda harcanan bir şeydir. Çözüm: O zaman, kendi enerjisini üretebilen bir hücrenin içine gir. İnsan kanında insan hücreleri de dolaşır. Örneğin insan kanında dolaşan kan hücreleri; mesela alyuvarlar, akyuvarlar, ki daha sonra söyleyeceğimiz gibi HIV tam olarak bunu yapar.

Dikkat ederseniz bakteri, kanınızdaki hücrelere girmeden, kanınızın sıvı olan kısmında yüzerek  ve bu kısımdaki şekeri, oksijeni kullanarak yaşayabilir. Aradaki en önemli fark bu. Virüsler bu yüzden daha tehlikelidir. Çünkü bakteri, teorik olarak kanınızdaki hücrelere zarar vermeden kanınızdaki şekeri yiyerek de yaşayabilir. Ancak bir virüs kanınızda fonksiyonel olmak istiyorsa, o zaman kan hücrelerinizin içine girmek zorunda. Ya da ağzınızdaki bir virüs, iş görebilmek için, ağzınızdaki hücrelerden birinin içine girmek zorunda. Maalesef insan hücrelerinin birer kapıları yok. Zile basıp izin isteyerek giremezsiniz. Eğer bir insan hücresine girmek istiyorsanız, onu delip parçalayarak öldürmek ya da ona bir şekilde hasar vermek zorundasınız. Virüsler de çok kaba bir şekilde bunu yapar. Virüs, aktif olarak yaşamak için içine girdiği hücrenin kaynaklarını tüketir, ona hasar verir, ve hücreyi öldürür. Eğer söz konusu virüs kan hücresinin içinde yaşayacaksa, bu arada kan hücresinin ürettiği hazır enerjiyi çıktığı anda kullanarak kendisini kopyalar ve çoğalır, sonra da bir başka hücreye gider. Bu döngüyü vücudumuzun savunma sistemi ya da ilaçlar kıramazsa, bu süreç sonsuza kadar devam edebilir.

Mikropların nasıl hastalık oluşturduklarını, ve hastalık dediğimiz şeyin ne olduğunu anlamak için çok basitçe grip virüsünü örnek vereceğim, ve bir senaryo yazacağım. Bu senaryoyu hayal ederken grip virüsüne kafanızda bir beden verin, onu görsel olarak pofuduk bir yaratık gibi hayal etmeye çalışın. Ve lütfen pembe olsun. Çünkü gaylik.

Grip virüsü kışın soğuk havada rüzgar ile fingir fingir dolaşır iken, bir de bakıyor ki aldığınız nefes ile birlikte burnunuzun içine girmiş. Grip virüsü solunum yollarınızdaki, yani burnunuz, boğazınız, nefes borunuzdaki hücrelerin içine girer. Her virüs insandaki farklı yerlerdeki hücreleri tercih edebilir. Grip virüsü solunum yollarındaki hücrelerin içine girmeyi sever. Diyelim ki grip virüsü boğazınızdaki bir hücreye girdi ve onun kaynaklarını tüketerek kendisini kopyalamaya başladı. Kaynaklarını tükettiği her hücre ölüyor, öldürdükçe bir başka hücreye geçiyor. Bu arada kopyalanan virüslerden bazıları boğazınızdan yemek borunuza doğru düşüyorlar, bu virüsler de buralarda çoğalmaya başlıyor. Bazı durumlarda grip virüsü aşağı ine ine akciğerlerinize bile gidebilir; yani grip oldum derken zatürre olup ölebilirsiniz, o yüzden grip aşılarınızı yaptırmayı ihmal etmeyin. Bugüne kadar grip olup ölmediyseniz, dayanıklı olduğunuz için değil, şanslı olduğunuz için. Kamu spotumuzu da verdikten sonra devam ediyorum. Grip virüsü artık burnunuzda, boğazınızda, nefes borunuzda çoğalıyor. Peki grip hastalığı nasıl oluşur?

Vücudunuzda, hem dokularınızda (yani ağzınızda burnunuzda), hem de kanınızda, asker hücreler vardır. Bunlar savunma hücreleri. Vücudunuza yabancı bir madde ya da canlı girdiğinde bu askerler gelip yabancı şeyi öldürmeye ya da etkisiz hale getirmeye çalışırlar. Grip virüsü boğazınızda çoğalırken kaynaklarını tüketip öldürdüğü hücrelerden bazı maddeler çıkar. Bu maddeler aslında şu anlama gelir: "Ben öldüm, bir problem var". Bu mesaj 1 kere verildiğinde kimsenin sikinde olmaz, ancak grip virüsünün yüzlerce, binlerce hücre öldürdüğünü, ve hücreden bu mesajın çıktığını düşünün. Bu mesaj bu kadar büyüdüğünde ne olur? Boğaz ağrısı. Böylece vücudunuz size yanlış bir şeylerin olduğu alarmını verir. Bu arada asker hücreler virüsleri fark eder, ve diğer hücrelere haber vermek için bazı maddeler salmaya başlarlar. Vücuttaki her hücre birbirleriyle bazı maddeler salgılayarak haberleşir. Fakat bu maddelerin bazı sonuçları vardır. Karşı komşunuzla balkonunuzda ateş yakarak iletişim kurmaya çalıştığınızı düşünün; istemeden evi yakabilirsiniz, ya da çıkan dumanı solurken zehirlenebilirsiniz. Bu durum da buna benzer. Haberleşme için kullanılan maddeler eğer fazla miktarlara ulaşırsa, insanın kendisine zarar vermeye başlar. Bu maddeler nedeniyle boğaz ağrısı olur, ateş olur, burnunuz akar ve daha birçok şey.

Alın size grip hastalığı. Grip olunca doktora "ateşim var, boğazım ağrıyor" diye gidersiniz. Doktor da bunları tedavi eder. Yani aslında doktorun tedavi ettiği şey virüsün verdiği zarar değil, virüse karşı savaşmak isteyen asker hücrelerinizin birbirleriyle haberleşirken size verdikleri zarardır. Bunun dışında virüsün kendi verdiği zarar da vardır. Örneğin grip virüsü akciğerlerinize ulaşırsa ve orada çoğalırsa, solunum yeteneğinize zarar verir. Bu durumda da virüsün açtığı hasar tedavi edilir. Ama kısaca, hastalık dediğiniz şey böyle oluşur: Kısmen mikropların verdiği zarar, kısmen de sizin kendi hücrelerinizin birbirlerinden yardım isterken verdikleri hasar.

Yukarıdaki senaryoda boğaz ağrısı aslında hastalığın bir parçası değildir. Boğazınızdaki ağrı, basitçe vücudunuzun yardım çığlığıdır: "Burada binlerce hücremiz öldü, buna neden olan bir şey yapıyorsan lütfen kes, çünkü bir şeyler yanlış gidiyor. Fazla enerji harcama, dinlen, çünkü bir şeyler yanlış gidiyor. Ve yapabiliyorsan bir şey yap; çünkü hücrelerimiz ölmeye devam ediyor." Elbette bazı durumlarda boğaz ağrısının kendisi de hastalığın bir parçası olabilir. Asker hücrelerin mesajları yüzünden değil, mikropların oluşturduğu tahribattan dolayı da boğaz ağrısı oluşabilir.

Şimdi yıldız misafirimize gelelim:
*
HIV nedir?
HIV = Human Immunodeficiency Virus.
Türkçesi; İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü.
HIV, basitçe grip virüsü gibi bir virüstür.
AIDS nedir?
AIDS: Acquired Immune Deficiency Syndrome.
Türkçesi; Sonradan Edinilen Bağışıklık Sistemi Bozukluğu.
AIDS, HIV'in neden olduğu bir hastalıktır.
Sonradan edinilen... Bu ifade bize AIDS'in genetik yollarla aktarılmadığını anlatmaktadır. AIDS, tıpkı grip gibi bir enfeksiyon hastalığıdır.

Grip virüsü ile enfekte olduğunuz zaman grip hastalığı geçirirsiniz. Daha sonra AIDS'in ne olduğunu netleştireceğiz, ancak şimdilik kaba ifadeyle: HIV ile enfekte olduğunuzda da AIDS hastalığı geçirebilirsiniz. HIV ile enfekte olmak AIDS hastalığına sahip olmak demek değildir. Grip aşısı olan insanların çoğu grip virüsüne karşı güçlendikleri için grip hastalığı geçirmezler. Çünkü aşı sayesinde grip virüsünün hastalık yapacak kadar çoğalması engellenebilir. Grip virüsü grip aşısı olan insanları da enfekte edebilir, yani vücudunuza girip çoğalmaya çalışabilir, bir süre vücudunuzda kalabilir. Fakat bu insanlar virüse karşı daha güçlü oldukları için, enfeksiyon hastalığa çevirmeden virüsü vücutlarından atabilirler. Ya da normalde olacağından çok daha hafif bir şekilde o hastalığı geçirirler; sadece birkaç burunları akar ve sonra iyi olurlar, gibi. Bir virüsün vücudunuzda olması, yani virüsle enfekte olmanız, o virüsün yol açtığı hastalığı geçireceğiniz anlamına gelmez.

HIV ile enfekte olmuş kişilere HIV+ (HIV pozitif) denir. HIV+ bireyler otomatik olarak AIDS hastalığına sahip değildir.

Retrovirüs nedir?
Virüslerin de çeşitleri vardır. HIV, bir tür retrovirüstür. Retrovirüs, en basit haliyle, genetik bilgisini değiştirebilen virüslerin genel adıdır. Yani retrovirüs olan virüsler değişebilirler, kendilerini geliştirebilirler, yeni yetenekler kazanabilirler.

HIV Nasıl Bulaşır?

Biliyorum ki bu konuda herkesin çok sorusu var. Aşağıdaki bilgileri aidsvehiv.com sitesinden aldım. Bakalım neler demişler...

"HIV, temel olarak cinsel ilişki yoluyla bulaşır. Kondom kullanmadan yapılan vajinal seks, anal seks, oral seks bunlara dahildir. Kondom kullanılarak kurulan ilişkilerde risk 0 değildir. Kondom da kullansanız, küçük de olsa HIV virüsünün bulaşma riski vardır. (Sızıntı, kondomdaki minik yırtıklar vs...) HIV, kan yoluyla bulaşır. Kan nakli, iğne batması, açık yaranın HIV ile teması, ve damardan alınan ilaç ve uyuşturucu sırasında iğne paylaşımı. HIV, anneden bebeğe geçebilir. Bebek anne karnındayken, doğum sırasında ya da bebeği emzirme sırasında. Ayrıca sağlık çalışanlarının HIV ile temas etme riskleri oldukça fazla olduğu için mesleksel olarak da HIV geçisi söz konusudur."
Görüldüğü gibi yukarıdaki yazı hiç açıklayıcı değil, ve oldukça boşluk var. At çöpe, at. Türkiye'deki bütün sağlık rehberlerinden nefret etmemin nedeni bu. Çünkü herkes sayısal öğrencisiymiş ya da herkes üniversite mezunuymuş gibi anlatmaya çalışıyorlar. Ve sonuçta kafanızdaki hiçbir soru cevaplanmamış oluyor.

Şimdi KTOG'un bulaşma rehberine gelirsek...

Her virüsün insan vücudunda yaşamayı tercih ettiği bir kısım vardır. Grip virüsünün solunum yollarını tercih ettiğini, zaten bu yüzden zatürre gibi hastalıklara neden olabildiğini söyledik. Ayrıca tam da bu yüzden grip olduğunuzda burnunuz akar, boğazınız ağrır; ve bu organların hepsi de solunum yollarında yer alır. Tıpkı bunun gibi, HIV'in içinde yaşamayı seçtiği hücre tipinden dolayı, özellikle bulunabileceği, barınabileceği yerler vardır:

HIV, nelerin içinde bulunabilir?
  • meni (ejekülat, semen): erkek boşaldığı zaman gelen, saydam olmayan beyaz renkli sıvı. sperm içerir. gebeliğe neden olur.
  • zevk suyu (pre-ejekülat, cowper sıvısı): erkekte genelde boşalmadan önce gelen, saydam, su gibi görünen şeffaf sıvı. mastürbasyon sırasında boşalmadan önce salgılandığı görülebilir. asıl görevi sperm içermek değildir; ancak şans eseri sperm içerebilir. şans eseri gebeliğe neden olabilir.
  • vajinal sıvı: vajinadan spontan olarak salgılanan fizyolojik bir sıvıdır. vajinal sıvının boşalmayla bir ilgisi yoktur; her zaman vardır. bunu ağızdan salgılanan tükürüğe benzetebilirsiniz.
  • rektal sıvı: anüsünüzden içeri girdiğinizde rektum başlar. rektum barsaklarınızın son kısmıdır. rektal sıvı, rektumdan sürekli salgılanan fizyolojik bir sıvıdır. yine, tükürük gibi düşünebilirsiniz.
  • göğüs sütü:
  • kan: hiv kanın içerisinde serbest ve "bekler" halde, ya da kan hücrelerinin içerisinde aktif halde bulunabilir.
HIV'in şans eseri bulunabileceği yerler: Bu yerlerin özel bir listesi yoktur. Bilimsel sınırlar dahilinde tamamen sizin hayal gücünüze kalmış şekillerde HIV'in bulunabileceği durumlar yaratabilirsiniz. Örneğin HIV tükürükte yaşayamaz, bekleyemez de. HIV tükürükle karşılaştığı zaman bir süre sonra ölür. Ancak ağzınızda bir kanama oldu diyelim. Bu sırada kısa da olsa bir süre boyunca, ölene kadar, sizin tükürüğünüzün içinde HIV bulunacaktır. Aynı şekilde, normalde idrarda HIV bulunmaz. Ancak idrar yollarınızda bir problem var ve kanamalar gerçekleşiyor diyelim. Bu durumda idrarınıza karışan kanın içerisindeki HIV, bir süre boyunca idrarınızda olacaktır. Ya da prostatınızla ilgili bir problem yaşıyorsanız; bazen idrarınıza kısmen ejekülat karışabilir. Bu durumda yine idrarınız bir süre boyunca HIV'e ev sahipliği yapacaktır. HIV'in normalde bu listede sayılan yerlerde barınamayacağını, ancak şans eseri durumlarda, kısa süreliğine, ve muhtemelen tehlike teşkil etmeyecek, bulaşma riski minimum olacak şekilde çok az sayılarda bu sıvılarda da barınabileceğini hatırlamanız gerekli.

Bu 6 sıvı, HIV'in aktif olarak (yani çoğalarak) yaşayabildiği, ya da anlık olarak "bekler" halde HIV'in bulunabileceği yerlerdir.

HIV'in kanda bulunabilme halini biraz daha açmak istiyorum. HIV kan içinde serbest halde bulunabilir, ancak kan sıvısında hazır enerji olmadığı için HIV çoğalamayacaktır ve enfeksiyon yapamayacaktır. Yani, kanda dolaşan 1 tane HIV hayal edin. Bir kan hücresinin içerisine girmediği sürece, yapabileceği tek şey kan içerisinde dolaşmaktır. Ölmez, var olmaya devam eder, bekler haldedir. Çoğalamaz, çoğalamadığı için enfeksiyon, haliyle hastalık da yapamaz. Kan içerisinde dolaşan HIV etkisiz halde bekler, ta ki bir hücrenin içerisine girene kadar. Beklediği süre boyunca insana zarar veremez. Sonuçta HIV'in aktif olarak yaşayabilmek için, diğer bütün virüsler gibi bir hücrenin içine girmek zorunda olduğunu biliyoruz. Girmezlerse ne olur? Bulundukları ortama göre değişir. Örneğin HIV havadayken inaktif olur; yani ölür. HIV'in havayla temas etmesi onun sonu demektir. Aynı şekilde mide asidi HIV'i öldürebilir. Ancak HIV kan içerisinde ölmeden bekleyebilir. Hücre içinde olmadığı için yaşayamaz da; ancak var olmaya devam edecektir.

Grip virüsü ise havadan zarar görmez. Hatta soğuk havaları çok sever. Rüzgarla birlikte dolaşır ve ağızlarından burunlarından içeri girebileceği insanlar arar. Havada dolaşırken ölmez, bir hücre bulana kadar pasif halde, komada gibi bekler. Yani her virüs bazı ortamlarda iş göremeden, ve ölmeden bekleyebilir.

Peki HIV kan içerisinde ne zamana kadar bekleyebilir? Bu beklemenin sonu yok mu? İçine girip çoğalabileceği bir hücre bulamazsa kendi kendine ölmez mi? Bunu söylemek zor. Ancak virüsler durduk yere ölmezler. Bir ömür süreleri olduğunu söylemek doğru olmaz. Çünkü diğer canlıların aksine var olmaya devam etmek için enerjiye ihtiyaç duymuyorlar. Bir araba gibi, çalışmak için benzine ihtiyaçları var; ancak motoru kapattığınızda yok olmuyorlar. Doğal olarak virüsler normalde yaşarken de aslında ölü gibidirler; bir nevi koma halindedirler. İçine girebilecekleri bir hücre bulamazlarsa bile kanda teorik olarak sonsuza kadar bekleyebilirler. Teoride böyle olsa da, gerçekte HIV içine girebileceği bir hücre ararken, sonsuza kadar kan içinde bekleyemez. Çünkü en başta bahsettiğimiz asker hücreler kanımızı da sürekli kontrol etmektedirler. Hücre içine girmeyi başaramadan kanda dolaşan HIV, hapisten kaçmış ve bir sığınak ararken ara sokaklarda dolaşan bir suçlu gibidir. Her an bir devriye polisine yakalanabilir. HIV de her an vücudumuzdaki savaşçı hücrelerden birine yakalanabilir. Yani sonsuza kadar kan içerisinde fink atmak pek de mümkün değildir. Bunun dışında doğal nedenlerle de hasar görüp parçalanabilirler.

Bütün bu açıklamaların işaret ettiği şey şu: HIV, kan sıvısı içinde bekler halde de bulunabilir, kandaki kan hücrelerinin içinde yaşar halde de bulunabilir. Ancak kan sıvısı içinde bekleyen bir virüs işe yaramaz bir haldedir. Ölü değildir, işe de yaramaz, bir hücre bulana kadar bekler.

6 sıvı: 
ejekülat, pre-ejekülat, süt, vajinal sıvı, rektal sıvı, kan.

Bu 6 sıvıda HIV aktif olarak yaşıyor, yani çoğalıyor olabilir: Bunun olması için HIV'in bu sıvılarda bulunan hücrelerden birinin içinde olması gerek. Ya da HIV bu sıvıların içinde o anda yüzüyor olabilir. Örneğin içinde yaşadığı hücre parçalanmıştır, HIV ve yeni ürettiği kopyalar dışarı çıkmıştır, ve "bekler" halde bu sıvılardan birinde dolaşıyorlardır. Yine de şunu bilmekte fayda var: HIV, bir tür hücrenin içinde çoğalabilir. Bu hücreden daha sonra bahsedeceğiz. Bu hücrenin doğal ortamı da kan ve mukozalardır. Kalan 5 sıvıda HIV, genelde çoğalır halde değil de, daha çok, "bekler" halde bulunur. Bulaşma açısından ise hepsi aynı derecede risklidir. Çoğalan HIV ve bekler halde bulunan HIV'in bulaşma açısından bir farkı yoktur.

Sonuçta bu 6 sıvıdan size HIV bulaşabilir, ya da siz birisine HIV bulaştırabilirsiniz. HIV, bu 6 sıvının tamamında da aynı anda bulunmak zorunda değildir. Kişinin kanından alınan bir örnekte HIV bulunabilir; fakat ejekülatı incelendiğinde HIV negatif olarak görünüyor olabilir. Daha sonra değineceğimiz üzere, laboratuvarda HIV'in varlığını sadece kanda ararız.

Bulaşma mekanizması nasıldır?

HIV'i bulaştıran şeyin ilk önce onu ihtiva etmesi gerekir. İnsan vücudunda HIV barındırabilecek 6 sıvıyı söyledik. Öncelikle bulaştıracak kişinin bu 6 sıvısından en az 1'inde HIV'in barınıyor olması gerek. Bunun böyle olduğunu kabul edelim.

Peki alıcı? Yani bulaştırılacak kişide hangi şartların olması lazım?

İnsan bedeninin dış kısmının tamamı da deri ile kaplıdır. Normalde insan derisi hiçbir şeyi geçirmez, ve bir bariyer görevi görür. Derinin bütünlüğü bozulduğu zaman, yani bir kesik olduğunda, yara açıldığında, kanama olacak bir hasar aldığınızda, ya da derinizde derin çizikler olduğunda, derinin bütünlüğü bozulmuş olur. Bu bariyer özelliğini yitirmiş kısımlardan HIV dahil her türlü mikroorganizma geçebilir. O zaman şartlardan birisi:
  • Bütünlüğü bozulmuş derinin, 6 sıvıdan birisiyle teması: örneğin elinizde bir kesik, çizik, ya da açık yara var. HIV+ olan birisinin kanıyla bu kısım temas ederse, size HIV bulaşabilir. HIV, bu kesik kısım yoluyla derinizden içeri girecektir. Daha sonra bir hücrenin içine girebilir, ve bu hücreyle birlikte kan akımına karışabilir. Ya da direk HIV'in kendisi devam eden kanamayı kullanarak kana karışabilir. Başka bir örnekte, sıktığınız bir sivilce gözle görülemeyecek bir şekilde kanıyor olabilir. HIV+ birisinin bu 6 sıvısından birisiyle sivilcenizin teması, HIV bulaşmasıyla sonuçlanabilir.
  • Deri kurudur ve geçişe izin vermeyen fiberler ile kaplıdır. HIV bir şekilde derinize ulaşsa bile, bu kuru ortamda hareket etmesi, yer değiştirmesi imkansızdır. HIV hareket edebilmek için sıvıya ihtiyaç duyar. Ayrıca hareketi de tesadüfidir. Kendisi istediği yöne eğilemez. Sıvı nereye giderse o da içinde sürüklenir. HIV'in kuru deri üzerinde sürüklenme ihtimali yoktur. Bu şartlar altında, sağlam derinizin üzerine ulaşmışsa, kısa süre içerisinde HIV yok olacaktır.
  • Sağlam deriden bulaş olması imkansızdır. Zaten deriden bulaş olduysa, bulaş olan kısım sağlam değil demektir; fakat siz bunu gözle görememiş olabilirsiniz. Örneğin farkında olmadan elinizi sivri bir nesneye çarpmış, değdirmiş olabilirsiniz. sonuçta derinizde minicik, gözle göremediğiniz kanayan bir alan açılmıştır. bu kadar küçük bir alan zaten saniyeler içerisinde pıhtılaşma mekanizmalarıyla kapatılacaktır. ancak bu süre içerisinde, siz farkında olmasanız da, derinizde gözle göremediğiniz bir alan HIV kapmaya müsait olacaktır. Bu, oldukça teorik bir bulaşma şeklidir, gerçek hayatta önemli bir risk teşkil etmez.
Dikkat ederseniz, "bulaşır" demiyoruz: BULAŞA-BİLİR. Yani bulaşma ihtimali vardır. Neden? HIV+ bir kişinin kanının her yerinde HIV olmayabilir. Diyelim ki elinizde bir şişe HIV+ olan kan örneği var. Bu şişeyi alıp elinizdeki kesiğin üzerine döktüğünüzde, kanın HIV bulundurmayan bir kısmı elinize denk gelebilir, ve belki de HIV'li olan bütün kısım yere dökülmüştür. Gerçekte insanlar arası temaslarda da bunun gibi düşünmek lazım. HIV+ birisi boşaldığı zaman, ejekülatın her yeri HIV'le dolup taşıyor olmayabilir. Ve siz HIV barındırmayan bir kısmıyla temas etmiş olabilirsiniz. Devam edelim.

İnsan bedeninin dış kısımları deri ile kaplıdır. Fakat, bedenimizin dış kısmında olsalar da, içimizle bağlantısı olan organlar vardır. Örneğin ağız, burun, anüs, ve penis gibi. Bu organların içi mukozayla kaplıdır. Mukoza deriden farklı özelliklere sahiptir: Islaktır, kaygandır, ve deriye "geçirmezlik" özelliğini veren fiber koruyucu tabakadan yoksundur. Yani mukoza, HIV'e karşı deriye göre daha savunmasızdır. Mukoza kaplı organların listesi:
  • ağız (ve devamında boğaz)
  • burun
  • anüs (dışkıladığınız deliğin kendisi, bir çember gibi görünen yapı. bir kısmı da içeridedir)
  • rektum (anüsten parmağınızı sokarsanız rektuma ulaşırsınız.)
  • sünnetsiz penislerdeki ön deri, "foreskin"
  • üretra (penisinizdeki delikten içeri girerseniz, üretradır, idrarı taşıyan yol)
  • vajina (dudakların iç kısımları), ve devamında servix
Sünnetli olduğunuzu varsayarak, ya da kadınsanız, listeyi 6 madde olarak görebiliriz. Bu 6 kısım mukozayla kaplıdır ve HIV geçişine karşı deriye göre çok daha savunmasızdır. Bu listeye ek olarak mukoza kaplı organları kendiniz araştırabilirsiniz. Örneğin gözünüze damla damlattığınız, alt kısmındaki derinin iç kısmı da mukoza kaplıdır. Bu 6 organ ise günlük hatta maruziyete en sık kalan organlardır.

Mukoza, derideki koruyucu tabakadan yoksun olsa da, tamamen savunmasız değildir. Mukozanın üst kısımları hücre sıralarıyla kaplıdır. Bu hücrelere epitel hücreleri diyoruz. Bu hücre tabakalarının sayısı arttıkça, koruma da o kadar artacaktır. Ağzınızdaki mukoza çok katlı epitel hücre tabakasıyla korunur, anüsünüzde ise tek katlı epitel vardır. Yani gözle göremediğiniz hücrelerden dizilmiş sadece bir tabaka. E haliyle bu tabaka çok hassas, hayal edebilirsiniz. Anüsünüze tırnağınızı sürdüğünüzde bile bu hücre sıralarını kaldırıp mukozanın bütün savunmasını alt üst edebilirsiniz. Anal ilişki sırasında HIV kapma ihtimaliniz bu yüzden çok yüksektir. Ayrıca mukozalar çok ince oldukları için, bizim gözle göremeyeceğimiz şekillerde sık sık kanayabilirler. Burnunuzu karıştırırken nasıl olduğunu anlayamadan kaç kez burnunuz kanadı? Mukoza çok ince olduğu için, böyle olması çok normal.

Bu koruyucu hücreler dışında mukoza da aynı zamanda bazı kimyasallar, ve "antikor" dediğimiz mikroplarla savaşan proteinler vardır. Yani HIV'in mukozadan geçip enfeksiyon yapabilmesi için, önce mukozayı koruyan hücre tabakasında bir bozulma olması gerekli; ayrıca koruyucu kimyasallardan ve antikorlardan da kaçmayı başarmış olması gerekli. Mukozayla temas, HIV enfeksiyonu olacağı anlamına gelmiyor.

Problem şurada: Mukozalar oldukça hassas yapılar. Mukoza kendisi hasar almasa bile, ara sıra koruyucu tabaka bozulabilir, bu koruyucu tabakadaki hücre sıralarında eksilmeler, anlık boşluklar olabilir. Bunları kontrol etmek, varlıklarından ya da yokluklarından emin olmak imkansızdır. Yemek yerken bile dişlerinizle temas ettiği için ağzınızdaki mukozanın koruyucu tabakasında defalarca kez boşluklar oluşabilir. Bu boşluklar onarılana kadar da ağız mukozanız HIV geçişine müsait durumdadır. Ayrıca mukozadaki hücreler sık sık yenilendikleri için, hiçbir darbe almasa bile, ağız mukozanızda tamamen doğal sebeplerden dolayı bariyerin bozulduğu zamanlar vardır. Yani hiç hasar almamış bir mukoza bile HIV geçişine izin verebilir. Mukozadan geçiş için, mukozanın hasar almasına gerek yok. Sağlıklı görünen bir mukozada bile HIV'in geçişi için gerekli şartlar yaratılmış olabilir. Bu şu anlama gelir: HIV+ birisine oral seks yaptınız, ve o da ağzınıza boşaldı. Ağzınızda ve mukozanızda hiçbir sağlık problemi/bozulma olmasa bile, HIV kapmış olabilirsiniz.

İkinci problem ise şu: Mukozanın kendisi bazı yerlerde kan ve lenf damarlarıyla direk bağlantılara sahiptir. Mukozada, deride olduğu gibi kanama olmasa bile HIV geçişi mümkündür. Ayrıca, daha sonrada bahsedeceğimiz gibi, mukozada HIV'in içinde yaşamayı tercih ettiği hücre tipi kendiliğinden vardır. Yani HIV mukozadan kanınıza geçmese bile, bu hücrelere girip çoğalabilir. Mukozanın kendisi de HIV'in enfeksiyona neden olacak kadar çoğalabilmesine uygun bir yerdir.

Özetleyecek olursak: Mukozalar HIV geçişine deriye göre daha müsaittir. HIV mukozaya ulaştıktan sonra enfeksiyona neden olabilmek için önce mukozayı koruyan hücre tabakasını geçmek zorunda (ki hasar almamış mukozada bile boşluklar olabileceği için bu çok da zor değildir), sonra da mukozanın içindeki kimyasalları, antikorları ve asker hücreler dediğimiz immün sistemi hücrelerini aşmak zorunda. Bu 2 şartı tamamlayan HIV, mukozadaki kan ve lenf damarları gibi bağlantı yollarını kullanarak vücudun kalanına yayılabilir, yani bir enfeksiyon başlatabilir.

Görsel olarak şu şekilde özetleyelim:


Yukarıdaki resimde gördüğünüz pembe alan mukoza olsun. Örneğin anüsünüz. Ve siz anal seks yapmak üzeresiniz. Mor daire bir HIV virüsünü temsil etsil. Mukozanın en üst kısmındaki mavi hücreler, mukozaları koruyan epitel hücre tabakasını oluşturuyorlar. Ve bu hücreler arasında maviyle çizdiğimiz bağlantılar var. İşte HIV'in mukozanın içerisine girebilmesi için önce bu koruyucu tabakayı geçmesi gerek. Kırmızı okla işaretlediğim yer bir boşluğu gösteriyor. Bir nedenden dolayı, örneğin anal seks sırasında oluşan hasarla birlikte, 2 epitel hücresi arasındaki mavi bağlantı yok olmuş. Burada HIV'in mukozanın içine geçebileceği bir boşluk var. HIV mukozanın içine girdiği zaman, bu sefer de sarı ve yeşil daireler olarak görünen savaşçı immun hücreleri aşmak zorunda. Bu hücreler mikropları ve yabancı maddeleri yakalayıp yok etmek için hazırda bekliyorlar. HIV bu hücrelerden kaçmayı başarırsa, ya da bu hücreler HIV'i tanımazlarsa, sağ alt kısımda mukozaya bağlanmış kan damarına ulaşabilir. Fakat HIV'in mücadelesi burada da sonlanmıyor. Gördüğünüz gibi kan damarının içinde de aynı savaşçı hücrelerden var. HIV kan damarında yol alırken, bu immun sistemi hücrelerinden de kaçmayı başarmak zorunda. Epitel tabakayı ve mukozanın içindeki askerleri aşan bir HIV, kan damarına ulaşsa bile enfeksiyona neden olamayabilir. Kandaki savaşçı hücrelerden birisi tarafından yok edilebilir.

HIV neden mukozanın içine girmeye çalışıyor? Çünkü enfeksiyon yapmak istiyorsa kan damarına ulaşmak ve kana girmek zorunda. Mukozaların da kan damarları ile bağlantıları var. Deriden geçiş için ise, derinin iç kısmında bulunan kan damarlarını da kesecek bir şekilde hasar alınmış olması gerek. Kanın içinde vücudun her yerine yayılabilir. Ayrıca, ağzınızdan giren bir HIV virüsünün mukozalar hariç yol alabileceği başka bir alternatif yok. Ağzınızdan ileri gitmeye kalksa gideceği yer mideniz. Ve mide asidi HIV'i öldüren birkaç şeyden birisi.

Şimdi bulaşma mekanizmalarını şu şekilde özetleyelim:
  • HIV barındırabilen 6 sıvı ile
    • bütünlüğü bozulmuş derinin teması.
    • mukozanın teması (hasarsız bile olsa)
    • kanın teması
      • bu ilk madde, iki insanın cinsel ya da cinsel olmayan yollarla birbirlerine temaslarını içerir. aşağıda detaylı açıklaması vardır.
  • Kan transferi (HIV+ kanın HIV- kişiye transferi)
  • Kan teması (iki kişinin kanlarının bir şekilde birbirine temas etmesi)
    • çok kaba bir örnek: kan kardeşliği ritüeli
    • kan ile temas etmiş enjektörün kısa süre içerisinde paylaşılması
    • komplike örnek: diş eti kanamaları olan iki insanın, kanamaları devam ederken öpüşmeleri. bunun gibi örnekler zaten ilk maddeye dahil edilmektedir.
  • Doğum sırasında anneden bebeğe geçiş
Doğum, kan teması ve kan transferini anladığınızı kabul ediyorum. Bu üçü basit. Önemli olan ilk madde. Yani: HIV'in barınabildiği 6 sıvı ile bütünlüğü bozulmuş derinin, bütünlüğünden bağımsız olarak mukozanın, ve kanın teması. Bu maddeyi anlayabilmeniz ve hayalinizde örnek senaryolar yaratabilmeniz çok önemli. HIV'in bulaşma yollarından birisi cinsel ilişkidir. Ancak HIV barındıran 6 sıvı ile nasıl temas edebileceğinizi biliyorsanız, seksi söylemeye gerek bile kalmıyor. Zaten seks sırasında bu sıvıların neredeyse tamamına da maruz kalıyorsunuz çünkü. Mantıken kendiniz de düşünebilirsiniz. Açıklamalı bir liste veriyorum:

Oral seks:

Birisi ile oral seks yapıyorsunuz. Alıcı ya da verici olmanız önemli değil. İki durumda da risk altındasınız. Kişi sizin ağzınıza boşalsa da boşalmasa da risk altındasınız. Çünkü ağzınıza meni gelmese bile, siz farkında olmadan zevk suyu gelmiş olabilir.

Neler olabilir?
  1. Oral seks yapan sizseniz (yani partnerinizin penisini yalıyorsanız), sizin ağzınıza boşalabilir. HIV, meni içinde barınabilir. Meni ağzınızdayken, HIV, ağız mukozanızdan bir boşluk bulup içeri girebilir. Bu sırada diş eti kanamanız, mukozanızda hasarlar olmasa bile, mukozanızda doğal olarak boşluklar oluşmuş olabilir. Risk altındasınız.
  2. Partneriniz ağzınıza boşalmasa bile, seks sırasında meninin çıkacağı yolu temizlemek için penisten sürekli pre-ejekülat dediğimiz zevk suyu salgılanır. Bu sıvının içerisinde az miktarda da olsa HIV barınabilir. Oral seks yaptınız, ama partneriniz ağzınıza boşalmadı: Yine de risk altındasınız. Ayrıca meni kısmi olarak salgılanmış ve siz bunu fark etmemiş olabilirsiniz. Boşalma olsa da olmasa da risk altındasınız.
  3. Birisi size oral seks yapıyor (yani birisi penisinizi yalıyor). Size oral seks yapan kişi HIV+ ise, bu kişinin tükürüğünde normalde HIV yoktur. Daha önce söylediğimiz gibi, HIV tükürükte yaşayamaz. Ancak tükürükle karşılaşan HIV'in yok olması için belli bir süre geçmesi gerekli. Size oral yapan kişinin diş etinde o sırada bir kanama oldu diyelim. Her kanamayı gözle göremezsiniz. Bazı kanamalar bizim fark edemeyeceğimiz kadar küçüktür. Bu kanama tükürüğe karışacaktır. Fakat bu sırada kişi sizin penisinizi yalamaya devam ediyor. Penisinizdeki delik üretra deliğidir. Üretra mukoza ile kaplıdır. Size oral yapan kişinin ağzındaki kanamadan gelen HIV virüsleri, penisinizdeki delikten içeri girip, üretra mukozasını aşıp enfeksiyona neden olabilir.
Sonuç: İki erkek arasında yapılan oral sekste, iki kişi de birbirine HIV bulaştırabilir. Boşalma olsa da olmasa da, diş eti/ağız kanamaları olsa da olmasa da, oral seksi yapsanız da yaptırsanız da, her durumda da RİSK ALTINDASINIZ. Tekrar ediyorum, size oral seks yapan birisinden, yani penisinizi yalayan birisinden de HIV kapabilirsiniz.

Rimming (partnerinizin anüsünü yaladığınız cinsel aktivite) sırasında da, iki taraf da birbirine HIV bulaştırabilir. Rimming sırasında rektal sıvılar da riske eklenecektir.

Heteroseksüeller?

Yukarıda anlatılan senaryoda iki erkekten birisini kadın yapın. Kalan her şey aynıdır. Vajinal sıvılarda (gün içerisinde vajinaya sürekli salgılanan sıvılarda) HIV barınabilir. Erkeğin penisinden gelen her türlü sıvıda da HIV barınabileceğini söylemiştik. Ayrıca peniste de vajinada da gözle görülmeyen kanamalar olabilir. Sonuçta, birbirlerine oral seks yapan kadın da erkek de risk altındadır, ve birbirlerine HIV bulaştırabilirler. Erkek vajinayı yalayabilir, kadın penisi yalayabilir, ya da lezbiyen ilişkide iki taraf birbirlerinin vajinalarını yalayabilirler. Her durumda da, hem oral seksi yapan, hem de yaptıran kişi HIV kapabilir, HIV bulaştırabilir.

Vajinal seks:

Erkek de kadın da aynı şekilde risk altındadır. Penetrasyon sırasında hiçbir hasar olmasa bile, penisten gelen her türlü sıvı HIV barındırabilir; ve vajinadaki mukozayı aşıp enfeksiyon başlatabilir. Penetrasyon sırasında peniste, ve bilhassa vajinada küçük yırtıklar, kanamalar olabilir. Bu, riski daha da artırır. Kadının vajinal sıvılarından ya da var olan bir kanamasından gelen HIV, erkeğin penisindeki delikten girip üretra mukozasını geçebilir. Erkeğin menisinden ya da zevk suyundan gelen virüs, kadının vajinasındaki mukozayı hiçbir hasar olmasa bile aşabilir.

Sürtünme ile bulaşabilir mi? Evet. Sürtünme sırasında da penis ve vajina sıvı salgılamaya devam eder, birbirlerinin mukozalarına temas etmeye devam eder. Boşalma olmasa bile vajinal sıvılar her zaman vardır, ve HIV barındırabilir; ayrıca penisten de gözle görülmeyecek şekilde boşalma öncesinde sıvı salgılanabilir.

Anal seks:

Penisiniz bir anüsün içinde ise, yani siz penetre eden (aktif) tarafsanız:
  1. Alıcının (pasif tarafın) rektal sıvısı HIV barındırabilir. Rektal sıvıdan gelen HIV penisinizdeki delikten girip üretraya geçebilir, ve üretra mukozasındaki, bir boşluktan girip enfeksiyonu başlatabilir. Aynı zamanda penetrasyon sırasında rektumda da kanamalar olabilir, bu kandan yine HIV geçişi olabilir. Penetrasyondan bağımsız olarak spontan ya da bir hastalık nedeniyle barsak kanamaları da oluyor olabilir.
  2. Anüs, mukoza içeren organlar içinde en korunmasız olanıydı, daha önce söylemiştik. Anal ilişki sırasında anüs mukozası istisnasız HER ZAMAN hasar alır, hasar almama ihtimali YOK. Her anal ilişkide, pasif tarafın anüsündeki mukoza parçalanır. Sık sık gözle görülemeyen kanamalar olur. Bu kanamalar sırasında, aynen bir önceki maddede olduğu gibi HIV, penisinizdeki delikten girebilir.
  3. Penis dünyanın en dayanıklı organı değildir. Anal seks sırasında anüs gibi penis de zarar görebilir, ve penisinizde gözle görülemeyen kanamalar olabilir. Pasif tarafın rektal sıvısından, ya da onun anüsünde ya da rektumunda oluşacak kanamalardan HIV kapabilirsiniz.
Siz pasif tarafsanız:

Anüs, mukoza içeren organlar içinde en korunmasız olanıydı, daha önce söylemiştik. Anal ilişki sırasında anüs mukozası istisnasız HER ZAMAN hasar alır, hasar almama ihtimali YOK. Her anal ilişkide, pasif tarafın anüsündeki mukoza parçalanır. Bu parçalanmalar sonunda, zaten korunmasız olan anüs mukozanız, HIV geçişine daha da müsait hale gelir. Ayrıca bu hasar sırasında anüsünüzde gözle görülen ya da görülmeyen kanamalar olabilir. Bunların hiçbirisi olmasa bile, mukozada her zaman doğal boşluklar olabilir. Dünyanın en sağlam anüsüne sahip olsanız bile, HIV, içeri girebileceği bir boşluk bulabilir.
  1. Aktif taraf içinize boşalırsa, rektumunuzda ya da barsağınızdaki mukozada kanamalar olsa da olmasa da, HIV kapabilirsiniz.
  2. Aktif taraf anüsünüzün üzerine boşalsa bile (içinize değil), anüsünüz anal seks sırasında aldığı darbelerden dolayı HIV bulaşı için en mükemmel yer haline gelmiş durumda. Fazlasıyla risk altındasınız. Ayrıca yine, anüsünüzdeki mukozada hasar almadan da boşluklar var olabilir.
  3. Aktif taraf içinize, dışınıza, hiçbir yerinize boşalmasa bile, seks sırasında penisten salgılanan her türlü sıvının içinde HIV barınabilir. Risk altındasınız. Penisten sıvı çıkan tek durum boşalma değildir. Daha önce de dediğimiz gibi, boşalmaya hazırlık olması için prostat ve diğer bezlerden sürekli olarak seks sırasında bir şeyler salgılanır. Bu salgılarda HIV barınabilir. Bu salgıların içinize ya da dışınıza geldiğini hissetmeyebilirsiniz.
Sonuç: Anal seks yapıyorsanız, aktif de olsanız pasif de olsanız, birbirinizin içine ya da dışına boşalsanız da boşalmasanız da, risk altındasınız. Birbirinize HIV bulaştırabilirsiniz.

Sürtünme ile? Vajinal sekste sürtünmeye itinaden verdiğim cevap burada da geçerlidir. Evet, bulaşabilir.

Karşılıklı mastürbasyon, cinsel organlarla ellerin teması, fisting ile? Elinizde gözle göremediğiniz bir kanama varsa, ve elinizin temas ettiği yerde HIV'i barındırabilecek 6 sıvıdan birisi varsa, evet, teorik olarak bulaş olabilir. Bu durumların hepsinde de 6 sıvıdan biri ya da birkaçı var. Elinizi, temastan hemen önce kanama yaratacak kadar şiddetli bir darbeye maruz bırakmadıysanız, kesmediyseniz, çizdirmediyseniz, bir deri hastalığınız, deri bütünlüğünüzü bozacak ve deri altı dokularınız ya da kan damarlarınızla bağlantılarınızı ortaya çıkartacak kadar tahriş yaratacak kronik bir alerjiniz ya da dermatolojik probleminiz yoksa vs., o zaman endişelenmenize gerek yok. Elimi partnerimin barsağına soktum, partnerim elime boşaldı, hadi elimde görünmeyen bir kanama varsa tanrım diye bağıra bağıra enfeksiyon doktoruna GİTMEYİNİZ. Bu geçiş çok teorik. Pratikte imkansız. Elinizde gözle gördünüz bir kanama olsa bile, sperm bu kanamanın üzerine gelse bile geçiş ihtimali pratikte düşük; kaldı ki gözle görülemeyen, saniyeler içerisinde pıhtılaşan ve damarlarla bağlantısı kesilen bir kanamadan geçiş olması İMKANSIZ. Bir de üstüne spermin bu gözle görülemeyen kanamaya temas eden kısmında HIV olması gerekiyor, bir de üstüne HIV'in havayla temas sırasında ölmeyip, kanama bölgesindeki tüm savunma faktörlerini de aşmış olması gerekiyor. Lütfen çıldırmayın, ve diğer insanları da çıldırtmayın.

Ancak bir nedenden dolayı HIV+ olduğunuzdan şüpheleniyorsanız, ve yaptığınız tek şey birisinin elinize boşalmasıysa (ki gerçekte böyle olmadığını biliyoruz, kanırtıla kanırtıla her boku yediğinizi biliyoruz), e doktora gittiğinizde partnerinizle bunları yaşadığınızı da anlatın. Doktorunuza HER ŞEYİ söyleyin. Bu noktada verilecek tavsiye bu olmalı.

Bir nokta da şu: Kimse, birisine mastürbasyon yapıp onu eline boşaltıp, sonra da hiv mi kaptım diye çıldırmaz. Muhtemelen bununla sınırlı kalmadınız. Aslında siz her türlü ilişkiye girdiniz; ama itiraf etmek istemiyorsunuz demektir. Ve evet, teorik olarak mümkün; ama lütfen biri elime boşaldı hiv kaptım mı diye doktorlara koşmayın. Kapmadınız, biliyorsunuz. Teorik olarak Van Gölü Canavarı da var. Homofobik ve gizli eşcinsel yaşamınıza iç rahatlığıyla devam edebilirsiniz. Biriyle seks yaptım, 2 gün önce de elimi kapıyı çarpmıştım gibi bir hikayeniz varsa, umarım AIDS'ten ölürsünüz.

Deriden (elden, koldan, bacaktan vs.) bulaşma da tıpkı mukozadan bulaşma ile olur. Tek farkı; deriden geçiş daha zordur, çünkü derinin mukozaya göre daha şiddetli bir bariyeri vardır.

Bazı sorularınıza önceden cevap vermek gerekirse:
  • Birine oral yaptım. Ağzıma boşalmadı ama yine de korkuyorum.
    • Ağzına boşalsa da boşalmasa da HIV kapmış olabilirsin.
  • Biri benim ağzıma boşaldı. Ama benim ağzımda hiç yara yok! Çok sağlıklıyım.
    • Geber. Yukarıda yazılanların hangi kısmını anlamadın? Geber.
  • Biri benim yüzüme boşaldı. HIV kaptım mı? İki seçeneğiniz var:
    1. Allah'a sorabilirsiniz.
    2. Yukarıdaki rehberi okuduysanız, şunu düşünebilirsiniz: Yüzümdeki meni ağzıma ya da burnuma girdi mi? Evet? O zaman kapmış olabilirsin. Hayır? Yüzünde açık yara ya da bir kanama var mı? Hayır? Demek ki HIV kapmadın.
Kısaca şunu söylemeye çalışıyorum: Bu rehberi okuduysanız, anladıysanız, kimsenin kafasını sikmeyin. Olayın özeti şu: Korunmasız seks yaptıysanız, anal, oral, vajinal hiç fark etmez; alıcı olan tarafsanız da, verici olan tarafsanız da, boşaldıysanız da boşalmadıysanız da, HIV kapmış da olabilirsiniz, HIV bulaştırmış da olabilirsiniz.

Korunmasız seks yaptıysanız, HIV kapmış da olabilirsiniz, bulaştırmış da olabilirsiniz. Nasıl seks yaptığınızın hiçbir önemi yok. Hangi taraf olduğunuzun hiçbir önemi yok. Aktif, pasif, alıcı, verici, erkek, kadın, hiç fark etmez. Korunmasız seksin her türlüsünde iki taraf da birbirine HIV bulaştırabilir.

Nasıl bulaşmaz? (Başında * işareti olanlar teorik olarak risk temsil eder.)
  • Yanaktan öpme ile
  • El sıkma ile
  • Birlikte uyuma ile
  • *Ortak eşyaların kullanımı ile (çatal, bıçak gibi) BULAŞMAZ.
    • Diş fırçası çok ekstrem bir durum. HIV+ kişinin ağzında kanama varsa, onun diş fırçasını kullanarak HIV kapma ihtimaliniz sadece teorikte var. Zira HIV'in önce tükürüğe geçmesi, ölmemesi, muslukta yıkanmaya rağmen diş fırçasında kalması, bir de üstüne üstlük havayla temas ettiği halde ölmemesi gerekli. Şöyle söyleyeyim: HIV+ kişinin kuru diş fırçasını kullanırsanız, HIV kapma ihtimaliniz sıfırdır. Aynı mantık diğer her türlü eşyada da geçerli. İç çamaşırı? Risk sıfırdır. Teorik olarak olabilir mi? Evet. Ancak bunun için HIV+ kişinin iç çamaşırına kanamış, boşalmış olması; ve bu kan/meni ya da vajinal sıvı kurumadan, ıslak ıslak sizin giymeniz gerekli. E bunu yapıyorsanız zaten bu kişiyle korunmasız seks yapsanız da aynı şey olmuş oluyor. Kuru iç çamaşırı ile bulaş olmaz. Kuru eşya ile bulaş olmaz.
  • *İdrar teması ile
    • HIV normalde idrarda olmaz. Ancak kişinin idrar yollarında fark edilmeyen kanamalar olabilir. İdrarla temasınız bu kanamalardan birisine denk geldiyse, çok çok küçük de olsa, HIV idrarda inaktive olana kadar teorik olarak bir bulaşma riski vardır. İdrar yolları sağlıklı insanlarda bile bazen kanamalar olabilir. Ancak lütfen şunu yapmayın: Birisinin idrarı elime sıçradı, elimde bir kanama var mıydı yok muydu bilmiyorum, HIV miyim? Ben enfeksiyon doktoru olursam ve bana bu şekilde gelirseniz çok ciddi söylüyorum sizi hastaneden güvenlik eşliğinde kovalarım, sonra da elimde latteyle gazetecilerden kaçma keyfi yaparım. Peki gözüme sıçradı? Valla kimsenin idrarı yanlışlıkla birinin gözüne sıçramaz. Bu şekilde saçma sorular soruyorsanız, aslında evli ve gizli bir eşcinselsiniz, ve korunmasız seks yaptığınızı itiraf etmek istemiyorsunuz demektir. Doktora HIV testi yaptırmayı eşcinsel olduğunuzu çaktırmadan nasıl kabul ettirebilirsiniz bunun yollarını arıyorsunuz demektir. Doktora bu şekilde her gittiğinizde siz muayeneden çıktığınız andan itibaren arkanızdan çatır çatır gülüyorlar; hak ediyorsunuz da. Bu saçma sapan hikayelerle ne bana soru sorun, ne de bir doktoru meşgul edin. Lütfen sıçın, ve bokunuzla oynayın. Sonra da bir zahmet boşanın ve o kadının hayatını mahvetmeyin. Cevap vermek gerekirse: Hayır, idrar elinize, yüzünüze sıçradı diye bulaş olmaz. Ağız, burun ve göz, yani mukozalarla temasında, eğer idrar bir şekilde şans eseri HIV içeriyorsa, evet teoride mümkündür, sayısal olarak ihtimali de oktodesilyonda 1'dir; ancak siz, idrar sıçradı diye HIV bulaşan yeryüzündeki ilk şanslı kişi değilsiniz. Bu kadar şanslı olsaydınız, ya da yazdığınız bu uyduruk hikayeye doktorları ikna edecek kadar akıllı olsaydınız, o evliliği de yapmamış olurdunuz.
  • *Sağlık kurumlarında yapılan kan transferleri ile 
    • bulaşma ihtimali oldukça düşüktür. İnsanlardan alınan kanlar birisine transfüze edilmeden önce birçok hastalığa karşı testlerden geçerler. Ancak teoride, küçük de olsa, bu testler HIV'i kaçırabilirler, ve en güvenilir hastanede yapılan transfüzyonda bile size HIV bulaşabilir. Bu noktada önemli olan hikayenizdir. Siz, yıllardır hiçbir şekilde cinsel ilişkiye girmemiş bir insansanız, ya da cinsel ilişkilerinizden bulaş olmayacağına eminseniz, ve buna rağmen bir gün kendinizi HIV+ bulursanız, geçmişte yaptırdığınız bir kan transfüzyonundan şüphelenebilirsiniz.
  • ***Ağız mukozasında, yani diş eti, ve ağzın diğer kısımlarındaki mukozada ve dudakta kanama gibi problemler yoksa dudaktan öpüşme ile bulaş olmaz.
    • Dudaktan öpüşme ile HIV geçişi olabilmesi için, HIV+ kişinin ağzında ya da dudağında kanama olması gerekli. Ayrıca HIV'i birinden diğerine taşıyabilecek kadar tükürük alışverişi de şart. Bulaş için HIV- kişinin ağzında ya da dudağında kanama olması şart değil. Sağlam bir mukozada bile anlık boşluklar olabileceğini söylemiştik. Ayrıca kanamayla gelen virüs tükürük içerisinde hızla ölür, ki bu hızı aşmaya yetecek miktarda kanama ve virüs yükü olmalı; ya da kanama olsa bile kanın virüs barındırmayan kısmı ağza gelmiş olabilir. Dudaktan öpüşme ile geçiş teorikte mümkün olup, pratikte olma ihtimali düşüktür. İhtimal yok değil. O yüzden HIV+ kişilerle öpüşürken bu riski kendiniz hesaplamak zorundasınız. İçinizi rahatlatmak için dudaktan öpüşmeyle HIV bulaşmaz demek, bu zamana kadar saydığımız tüm bilgilere bir saygısızlık olur. Küçük de olsa bir risk olduğunu, ve bulaşma için HIV+ kişinin ağzında en azından o an için aktif bir kanama olması gerektiğini bilin.
Başında * işareti olan durumlardan biriyle karşılaştıysanız, ve burada yapılan açıklamalara rağmen ikna olamadıysanız, bir enfeksiyon doktoru ile görüşmek zorundasınız. Dudaktan öpüşmeye *** koydum. 3 yıldız. Çünkü diğerlerine göre daha karmaşık, ve riski hesaplayabilmek çok zor. Kısaca şöyle söyleyeyim: Bununla ilgili benim kendi tercihim şu: Tanımadığım birisiyle 2 saat öpüştüm diye HIV şüphesiyle asla doktora gitmem. Asla. Bu kendi yorumum. Teorik riski hesaplamak sizin kendi işiniz. Ama ben uğraşmam. Kişisel tercihim bu. Asla ve asla birisiyle öpüştüm diye HIV şüphesiyle bir enfeksiyon doktoruna gitmem. Asla.

Fakat... Öpüştüğünüz kişinin HIV+ olup olmadığını bilmiyorsanız, HIV+ biriyle 2 saat seviştiyseniz, ve çok çok düşük olan, ancak teorik sayılabilecek bulaşma ihtimaline rağmen korkuyorsanız, yapmanız gereken şey bir enfeksiyon doktoruna gitmek. İnternette ya da başka bir yerde kesin bir cevap bulamazsınız. Çünkü bunun kesin bir cevabı yok. Eğer içiniz içinizi yiyorsa, doktora gidin. HIV+ kişinin ağız kanaması olup olmadığını bilemezsiniz. Ağzımızda gün içerisinde defalarca kez gözle göremediğimiz kanamalar oluyor. Mukozalar genel olarak stabil ve güvenilir yapılar değiller, bunu akılda tutmak en iyisi.

Bu başında yıldız olan teorik ve şüpheli geçiş durumlarıyla ilgili yorum şu olmalı: HIV+ olduğunuz konusunda güçlü şüpheleriniz varsa, ve aklınıza bu *'lı durumlar dışında bir şey gelmiyorsa, bunlardan başka aktiviteleriniz olmadıysa, o zaman ever, doktora gidip bunları sayabilirsiniz. Ancak oral seks yaptıysanız, doktora gitme nedeniniz "öpüşme" olmamalı, oral seks olmalı.

Isırmayla bulaşır mı? Birbirinizi kanatıyorsanız evet. Kanama olmuyorsa hayır.

Tırmalamayla? Hayır. Rapor edilmiş vaka yok.

Tükürme sonucu? Hayır. Tükürüğün içerisinde durduk yere HIV bulunabilme ihtimali sıfıra yakın. Tükürük HIV barındırıyorsa, kişinin ağzında farkında olmadığı kronik bir kanama var demektir. Tükürüğün geldiği yer önemli: Ağız, burun ve göze denk geldiyse, risk sadece teoride vardır. Ayrıca HIV'in tükürükle karşılaşınca öldüğünü; ve geçişin olabilmesi için HIV'in tükürükte inaktive olma hızını aşacak kadar kanama ve viral yük geçişi olma şartı olduğunu, bunun da pratiğe dökülme ihtimalinin sıfır seviyelerinde olduğunu biliyoruz. Buradaki risk öpüşmedeki riskten farklı değil. Aynı açıklamalar burada da geçerli. Birisi benim gözüme tükürdü diye ben doktora gitmem. Tükürüğe kan karışma ihtimalini hesaplamak da size kalmış bir şey. Ancak tarihte bununla ilgili rapor edilmiş bir vaka YOK. Şunu söyleyebiliriz: Birisi mukozalarınıza denk gelecek şekilde, ağız dolu kanla karışık tükürdüyse, ya da gelen tükürüğün içerisinde kırmızı rengi fark edeceğiniz kadar kan varsa, o zaman evet, HIV'den şüphelenebilirsiniz. Birisi size bunu yaptıysa zaten size kastı var demektir.

Bir de göze bir şeylerin sıçraması konusu var: Göze kan ve meni gelmesiyle HIV bulaşı mümkündür. Göze idrar sıçraması (nasıl oluyor bilmiyorum ama bu soruyu da soran oldu) bulaş ihtimali sıfıra yakındır; ancak teorik olarak mümkün olabilir. İdrarın içinde kanama olması lazım. Göze tükürük bulaşında ise öpüşmedeki kural geçerli. Tükürüğün sahibinin HIV+ olması ve tükürüğü salgıladığı sırada ağzında bir kanama olması teorikte yeterliyken, pratikte bir değeri olabilmesi için ise gözle görebileceğiniz kırmızılıkta bir kanama olması gerekli. Bu şartlar sağlanırsa bulaş mümkündür.

HIV+ birisi gözünüzü öptü diye doktora giderseniz, lütfen gittiğiniz doktor psikiyatrist olsun.

Sinek ya da kan emici böceklerden HIV kapar mıyım? Hayır. Kesinlikle hayır. AIDS salgınlarının en yoğun olduğu bölgelerde bile insektlerden HIV bulaşması rapor edilmedi. Üstelik şu şekilde düşünebilirsiniz: Bir sinek HIV pozitif bir kişiyi ısırsa bile, bir sinek HIV ile birlikte bir miktar kanı ağzına bulaştırmış olsa bile bu miktar kayda değer olmayacak kadar az olacak, üstelik yapılan araştırmalara göre sinekler bu kanı aldıktan sonra direk bir başkasını ısırmaya gitmiyorlar, bunun yerine bir süre dinlenip aldıkları kanı sindiriyorlar. Yani virüs etkisiz hale geliyor. Risk 0 mı peki derseniz; şu bilgi risk olmadığını gösteriyor: Sinek bir insanı ısırdığında, bir önceki kişiden ya da hayvandan aldığı kanı o insana enjekte etmiyor. Daha rahat kan ememilmek için sadece salyasını (kayganlaştırıcı olması amacıyla) enjekte ediyor. Ayrıca HIV virüsü insektlerin vücudunda çok kısa bir süre canlı kalabiliyor, ve kesinlikle çoğalamıyor. HIV bir insektin vücuduna girdiğinde insekt bu virüsle enfekte olmuyor. Sonuç olarak insektler HIV'i transfer edemiyor.

HIV'in hava yoluyla yayılabilen mutasyona uğramış bir türüyle ilgili söylentiler var? Hepsi uydurma.

Sağlık hizmeti alırken HIV kapabilir misiniz? Bununla ilgili önlemler artırılmakta ve risk oldukça düşük. Dişçiler? 1990'da Florida'da bir dişçinin hastalarını tedavi ederken bazı hastalarına HIV bulaştırdığı bilgisi var. Tarihteki tek vaka bu. Ve adamın bunu nasıl becerdiği halen anlaşılabilmiş değil. Kısaca, siz korkmayın. Sağlık hizmetleri en son endişeniz olmalı.

HIV'in dezenfeksiyonu yapılabilir mi?
  • Vücut sıvılarındaki HIV, bu sıvılar dış ortama geçtiğinde birkaç saatte ölür.
  • Kuru ortamda HIV barınamaz, yaklaşık yarım saatte ölür.
  • Kurumuş kandaki HIV kısa zamanda ölür.
  • HIV bulaştığı düşünülen eşyalar 60 derecede kaynatılabilir.
  • Klorlu çamaşır suyu ile eşyaların dezenfeksiyonu da koruyucu olmaktadır.
Elime HIV'li bir sıvı bulaşırsa ne yapmalıyım?
  • Su ve sabunla iyice yıka.
  • Alkolle temizle.
  • Eğer yaraya temas etme varsa, yara yerini sabun ve suyla iyice yıka, sonra da tentürdiyot/betadin gibi bir antiseptikle temizle, ve açık yara temaslarında mutlaka test yaptır.
Nasıl korunurum?
  • Kondom: Kondom kullanmak sizi %100 korumaz. Ancak duruma göre sizi %100'e kadar koruyabilir. Bu yüzden kondom kullanmaktan daha etkili bir yöntem en azından Türkiye'de YOK. 
    • kKndomda da gözle göremediğiniz yırtıklar oluşmuş olabilir. Ancak yine de kondomla ilişkiye girdiğiniz halde koştur koştur enfeksiyon doktoruna gitmenize gerek yok. %100 korumasalar bile, ilişkiden sonra basitçe gözle görülebilecek şeyler için kondomu kontrol ederek içinizi biraz olsun rahatlatabilirsiniz. Birisiyle kondomla ilişkiye girdim, HIV kapmış olabilir miyim? Muhtemelen hayır, ama evet olabilirsiniz. Güvenliğinizi artırabilmek için şunları yapın:
      • Doğru kondomun seçildiğinden emin olun. Penisi XL olan birisine, ona uygun kondom giymesini söyleyin, siz bundan emin olun. Penise göre küçük boyutta kalan kondomlar yırtılmalara karşı daha hassastır.
      • Kondom olsa bile, partnerinize içinizdeyken boşalmamasını söyleyin. Kondomda bir yırtık oluştuysa, çok az bir ejekülat geçişiyle bile, sanki kondom kullanmamışsınız gibi risk almış olursunuz. Kondom varsa bile, partneriniz boşalmadan önce sizin içinizden çıksın.
    • LÜTFEN KONDOM KULLANIN.
    • KONDOM KULLANIN.
    • KONDOM KULLANIN.
  • Kayganlaştırıcı: Özellikle anal sekste kayganlaştırıcı kullanmak, anüsün aldığı hasarı azaltabilir. Ancak şunu da söylemem gerekli, bazı araştırmalar, bazı kayganlaştırıcıların içindeki kimyasalların anüs mukozasındaki koruyucu epitel hücrelerini öldürebildiklerini, böylece yarardan çok zarar da verebildiklerini söylüyorlar. Bu konuda kesin konuşmak doğru olmaz, bu araştırmaların denek gruplarında da sıkıntılar olabilir. Ancak anal seks öncesi kayganlaştırıcı kullanılmasını, ben kendi adıma tavsiye ediyorum.
  • HIV geçişinizi azaltacak ilaçlar (prep gibi) Türkiye'de satılmamaktadır. Paranız varsa bir ecza deposu ile iletişime geçip seksten önce/sonra kullanılan HIV engelleyici haplardan sipariş edebilirsiniz. Yine, %100 korumazlar.
  • Ayrıca: HIV+ kişilerin, ilişkiye girecekleri herkese HIV+ olduklarını söyleme zorunlulukları vardır. Eğer daha önce ilişkiye girdiğiniz kişinin sizle ilişkiye girdiği sırada HIV+ olduğunu (olabileceğini değil, kesin olarak olduğunu) öğrendiyseniz, ve bundan eminseniz, savcılığa gidip şikayet edebilirsiniz. 
Korunmanın en kesin yolu: Tanımadığınız insanlarla seks yapmamak. Mümkünse tek partnerli olmak. Partnerinizin de sizi aldatmadığından, yani amcık beyinli bir şerefsiz olmadığından emin olmak.

  • Artık öğrenin: Evet, oral seks sırasında kondom kullanmak zorundasınız. Kullanmazsanız, HIV kapabilirsiniz. Boşalma olsa da olmasa, HIV kapabilirsiniz.
Sonuç: Ne kadar korunsanız da, tanımadığınız biriyle seks yaptığınızda, risk altındasınız demektir. Tek fark şu: Kondom ile yapılan vajinal seksten sonra, erkek ve kadının çığlık çığlığa enfeksiyon doktoruna gitmelerine gerek yok. Aynı şekilde kondom ile anal seks yapan iki erkeğin, eğer birbirlerinin sağlıklı olduklarına güveniyorlarsa, birbirlerini kendilerine göre yeterince tanıyorlarsa, delirmiş gibi hastaneye koşmalarına gerek yok. Biraz "common sense" dediğimiz, aklınızı fikrinizi kullanma haline sığınmak gerekli. Otobüste görüp anlaştığınız ve kuytu bir yerde seks yaptığınız bir insana güvenebilir misiniz? Hele bir de kondom kullanmadıysanız? E bu durumda haliyle doktora gitmenizi gerektirecek kadar risk altındasınız demektir. 6 senelik sevgiliniz ya da seks partnerinizle ilişkilerinizin sizin için ne kadar risk temsil edebileceğini ise sadece siz bilebilirsiniz.

HIV bulaştıktan sonra ne olur?
Hastalık nasıl oluşur?


Yine bu meşhur grafiğimizi getirdim ekrana. Daha önce bahsetmiştik. Sarı ve yeşil hücreler immun sistemine ait hücreler: İmmun = Bağışıklık sistemi, yani vücudumuzu mikroplara karşı koruyan, mikroplarla savaşan sistem demek. Bağışıklık sistemiyle ilgili daha fazla bilgi almak için buraya tıklayarak Wikipedia makalesini okuyabilirsiniz. (Wikipedia engelli olsa da benim verdiğim linkten ulaşabilirsiniz, merak etmeyin.) Ama bu yazıda daha önce de dediğim gibi, immun sistemin asıl amacı kısaca, mikropları ve yabancı maddeleri öldürmek, ve vücudumuza girmiş iseler, bu mikropların hastalık yapmalarını engellemek.,

HIV deriden de, direk kan teması ile de vücudunuza girebilir, ancak ben yine mukozadan geçişi örnek vereceğim.

Diyelim ki yukarıdaki mor daire, nam-ı diğer HIV, mukozadan içeri girdi. Şimdi önünde bir engel daha var. Bağışıklık sisteminin savaşçı hücrelerinden kaçması ve kan damarına ulaşması gerekiyor. Virüsün neden ısrarla kan damarına ulaşması gerektiğini birazdan daha iyi anlayacaksınız. Mukozadaki sarı ve yeşil daireler, immun hücreleri gösteriyor. Savaşçı hücreler. Bunların birkaç tipi var. Ve değişik isimleri var. Bu savaşçı hücrelerden birisi "makrofaj"dır. Makrofaj dışında başka savaşçı hücreler olsa da ben burada makrofaja odaklanacağım. Makrofajın birkaç tipi vardır. CD4, CD8 makrofajlar gibi. Bunlar bilimsel isimleri. Sarı olanlar CD4, mavi olanlar da başka bir şey olsun. Bunların mikroplarla savaşmak için farklı yöntemleri var. Ama en nihayetinde yapmaya çalıştıkları şey, mukozaya giren mikrobu yok etmek.

Bu makrofajlar sadece mukozalarda değil, kanda da dolaşırlar. Devriye gibi gezerek, kanın içerisinde denk geldikleri mikropları yok etmeye çalışırlar. Bu makrofajların CD4 tipi, tıpkı diğer virüsleri yok etmeye çalıştığı gibi, HIV'i de yok etmeye çalışır. Fakat HIV'i diğer virüslerden ayıran çok ilginç bir durum söz konusu; onu bu kadar özel yapan şey de bu. HIV, CD4 makrofajların içinde yaşar. Zurna burada zırt diyor.

Bütün virüslerin çoğalabilmek için bir hücre içine girmeleri gerektiğini söylemiştik. Örneğin grip virüsü solunum yollarındaki hücrelerin içine girer. HIV ise oldukça anormal bir virüs. Vücudunuzdaki herhangi bir hücreye değil, gidip asker hücrelerin içine giriyor. Kendisini öldürmek için bekleyen makrofajın içine giriyor. Bu, bir hırsızın, sadece polislerin evini soymalarına benziyor. Bu hırsızın hikayesi de oldukça ilginç olurdu; tıpkı HIV gibi. Yani, CD4 makrofajlar, hem HIV'i öldürmesi gereken hücre, hem de HIV'in hastalık yapmak için içine girip yaşadığı hücre. İşte HIV'i bu kadar özel yapan şey bu. Vücudunuzdaki herhangi bir hücreyi değil, çok önemli bir hücreyi, bir savaşçı hücreyi işgal ediyor, onun üzerinden besleniyor, içinde çoğalıyor, ve sonra da o savaşçı hücreyi öldürüyor.

Şimdi devam edelim. HIV, mukozadaki savaşçı hücrelerle karşılaştı. Normalde virüsün kaçmasını beklersiniz. Ama HIV bunu yapmıyor. Kaçmak yerine, CD4 makrofajın içine giriyor, ve makrofajın enerji kaynaklarını kullanarak çoğalmaya başlıyor. Bu sırada diğer savaşçı hücreler de HIV'in orada olduğundan haberdar, ve onu öldürmeye çalışıyorlar. Bu durumda iki senaryo oluşabilir:
  1. Savaşçı hücreler HIV'i kan damarına ulaşmasına yetecek kadar çoğalmadan, kopyalarıyla birlikte mukozanın içinde yok edebilirler. Ortada virüs kalmaz.
  2. HIV o kadar hızlı çoğalır ki, (örneğin mukozadan içeri giren HIV sayısı fazladır), savaşçı hücreler, CD4'ün içinde çoğalmaya devam eden HIV'i ve kopyalarını kan damarına ulaşmadan önce yok etmeyi başaramazlar. HIV'in çoğalma hızı, savaşçı hücrelerin onu öldürme hızından daha fazladır. Her saniyede 1 virüs öldürülüyordur; ancak 2 tane de kopya çıkıyordur, bu kopyalar da başka CD4'lerin içine girip çoğalmaya devam ediyorlardır. Bu durumda HIV temizlenemez, ve bir kan damarına ulaşmayı başarabilir.
HIV kan damarına ulaşırsa, yine yukarıdaki 2 senaryodan biri gerçekleşir. Tek fark, artık mukozada değil kan damarının içindeyiz. İşin kötü yanı şu: Kan içerisinde CD4 makrofajlar bolca vardır. Yani HIV kan akımına geçmeyi başarırsa, içine girip çoğalmaya devam edeceği birçok hücre bulacaktır.

HIV kandayken de savaşçı hücreler onu öldürmeye çalışır. Ancak kana yeterli sayıda HIV geçtiyse, çoğalma hızı öldürülme hızından yüksek kalacaktır. İşte bu durumda enfeksiyon oluşur. Çünkü bu noktadan sonra vücudun HIV'i durdurma ihtimali yoktur. Yapılan her yeni kopya gidip başka bir hücrenin içine girecek ve çoğalmaya devam edecektir.

HIV enfeksiyon yapınca ne olur?

Olabilecek en kötü senaryo:

Ülkedeki bütün polislerin işi bıraktığını düşünün. Polis ya da asker olmayan bir ülke ne hale gelirse, vücudunuz da o hale gelir. Mikroplarla savaşan CD4 hücrelerin yok olduğunu düşünün. Savaşçı hücrelerden birisinin neslinin tükendiğini düşünün. Ya da o kadar azalıyorlar ki, ve HIV tarafından sürekle o kadar işgal ediliyorlar ki, artık hiçbir işe yaramıyorlar.

Böyle bir senaryoda, bağışıklık sisteminiz çökmüş oluyor. Artık mikroplarla savaşmak konusunda oldukça güçsüzsünüz. HIV enfeksiyonun ilerlediği bir sırada grip olduğunuzu düşünün. Griple savaşması gereken hücreleriniz HIV işgali altında. HIV, bağışıklık hücrelerinizi ele geçirmiş, içlerinde çoğalıyor, işi bitince parçalıyor, öldürüyor, ve bu hücreler sadece HIV ile meşgul oluyorlar. Böyle bir durumda grip virüsü oldukça şanslı olur. Bu ülkedeki bütün karakolların işgal altında olduğunu düşünün, ya da bütün karakolların bir suçlunun peşine düştüklerini hayal edin. Bu durumda diğer suçlular oldukça şanslı olur; çünkü artık kaçmaları gereken bir emniyet kuvveti kalmaz, ve istedikleri gibi suç işleyebilirler. İşte HIV+ kişiler, eğer HIV enfeksiyonları ilerlemiş durumda ise, başka mikroplarla enfekte olduklarında, bu mikroplara karşı HIV- insanlara göre daha güçsüz kalacaklardır. HIV+ ileri safhada olan insanlar, grip kaptıkları zaman ölebilirler. Grip yüzünden öldüğünüzü düşünebiliyor musunuz? Çünkü vücudunuzda griple savaşacak hücrelerin tamamını da HIV içlerinde yaşamak için kullanıyor.

Bağışıklık sistemi çökmüş bir insanın mikroplarla dolu sokağa çıkmasının bile ne kadar tehlikeli olduğunu anlayabilirsiniz. Bunu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Ancak bir başka örnek daha vermem gerekirse... İnsan vücudunda onunla birlikte ona zarar vermeden yaşayan mikroplar da vardır. Örneğin barsaklarımızda sindirime yardımcı bakteriler yaşar. İki taraf da bu ilişkiden fayda görür. Bu bakterilerin bize ihanet etmediklerinden emin olan şey savaşçı hücrelerimizdir. Fakat HIV enfeksiyonundan sonra, artık bu yararlı bakteriler bile isterlerse vücudun her yanına gidebilecek ve hastalık yapacak özgürlüğe kavuşurlar. Yıllardır sizinle birlikte barsağınızda yaşayan bakterilerin, bağışıklık sisteminiz meşgul olduğu için barsağınızdan çıktığını ve sizi hasta ettiğini düşünün. Bu bir kabusa benziyor.

Elinizi kesmekten bile korkarak yaşadığınızı düşünün. Çünkü o kesikten içeri girecek mikropları durduracak savaşçı hücreleriniz yok.

Enfeksiyon ve hastalık

HIV'in vücudunuzda çoğalır halde olmasına, ve bu çoğalmanın durdurabilecek aşamayı geçmesine enfeksiyon diyoruz. Bu sırada çeşitli hastalık tabloları da oluşabilir. HIV'in yaptığı en uç hastalığa, ulaşabileceği en kötü noktaya da AIDS diyoruz. HIV vücudunuzda çoğalmaya devam ederken otomatik olarak AIDS olmuyorsunuz. Bu çoğalmanın belli bir aşamayı geçmesi ve bağışıklık sisteminizin çok fazla hasar görmesi gerekiyor. Bağışıklık sisteminizin kısmen hasar görmesi de AIDS olduğunuz anlamına gelmez. AIDS diyebilmek için çok ağır bazı şartların tamamlanması gerekli; buna ancak enfeksiyon doktorları karar verebilirler.

Bu durum HIV kapmış her insanda farklı zamanlarda ve farklı şiddetlerde oluşabilir. Dahası HIV, insan vücudunda yakalanacak duruma gelmeden, yani kendini belli edecek kadar çoğalmadan, ancak sürekli kopyalanmaya devam ederek, kendisini belli bir seviyede tutarak uzun yıllar yaşayabilir. Çoğalacaktır, bir kısmı da savaşçı hücreler tarafından öldürülecektir; hiçbir zaman bağışıklık sistemini AIDS yaratacak kadar tahrip etmeyecektir; ancak hep var olacaktır, gibi bir durumda söz konusu olabilir.

Örneğin, 1 senedir HIV+ olabilirsiniz, ve vücudunuzda hiçbir şey değişmeyebilir. Sonra bir anda HIV atak yapar, her zamankinden daha çok çoğalmaya başlar, ve enfeksiyon belirtileri ortaya çıkabilir. Siz aslında 3 senedir HIV+ olabilirsiniz, ancak enfeksiyon belirtileriniz son 1 aydır başlamış olabilir. Enfeksiyon belirtileri dediğimiz şey:

  1. Vücudunuzun HIV ile savaş verirken ortaya çıkardığı belirtiler. Bu savaşın sonuçları. Örneğin boğaz ağrısı, ya da ateş.
  2. HIV'in bağışıklık sisteminize çoğalırken verdiği hasarın sonuçları. Örneğin, bağışıklık sistemi hücreleriniz azaldığı için, çok kolay grip olmak, kendinizi güçsüz, yorgun hissetmek gibi.
Ne zaman enfeksiyon belirtilerinden, ve ne zaman AIDS hastalığından bahsedebileceğimizi burada açıklamanın bir faydası yok. AIDS durumuna gelmişseniz, bunu zaten biliyorsunuzdur; çünkü hastaneye kaldırıldınız demektir. AIDS olmuşken 3 sene boyunca bunu hissetmeden işe gitmenizin imkanı yok. AIDS, HIV enfeksiyonun ulaşabileceği en ağır ve şiddetli noktadır. Hadi hem HIV+ hem de AIDS olduysam? gibi bir soruyu soramazsınız. Sizin şüphelenmeniz gereken şey HIV+ olup olmadığınız. AIDS kısmını doktorunuza bırakın.

HIV+ olduğumdan şüphelenmem için
gerekli belirtiler
nelerdir?
  1. Buna uygun bir hikayeniz olmalı. Yukarıdaki geçiş mekanizmalarından birisini yaşamış olmalısınız. Bunun bir zaman aşımı yok. Seneler önce yaşadığınız bir ilişki bile sizin için risk faktörüdür. Her türlü cinsel aktivite bu hikayede olabilir. Öpüşme için endişelenmenize gerek yok. Oral, anal, vajinal seks ve cinsel organların sürtünmesini içeren her türlü cinsel aktiviteye öncelik verin. Ancak bir şekilde HIV+ olduğunuzdan korkuyorsanız, ve yaşadığınız tek şey tanımadığınız biriyle sevişmekse (öpüşme ve yüzeyel davranışlar), o zaman haliyle doktora hikayenizin bu kadarlık kısmıyla gitmek durumundasınız. Yine de, son 2 senede yaptığınız tek şey öpüşmekse, fakat bundan 6 sene önce bir cinsel ilişkiye girdiyseniz, doktora gittiğinizde son zamanlarda sadece biriyle öpüştüğünüzü, başka bir şey yapmadığınızı söyleyemezseniz. 6 sene önceki ilişkinizden de bahsetmek zorundasınız.
  2. HIV enfeksiyonu geçirebilmeniz için, HIV'in vücudunuzda durduralamayacak bir şekilde çoğalmaya başlaması gerekli. Bunun olduğunu, ve HIV enfeksiyonu geçirdiğinizi varsayalım:
Aşama 1: 

HIV ile enfekte olduktan sonra 1-4 hafta içerisinde grip hastalığına benzer semptomlar oluşabilir (Oluşmak zorunda değil, bu aşamada hiçbir şey hissetmeyebilirsiniz de.) Bu aşama 1-2 hafta  ya da birkaç ay sürebilir, ve bazı grip semptomlarını görebilirsiniz, ya da hiçbir semptom olmayabilir. Yaşadığınız şüpheli cinsel ilişkiden sonraki 1 aylık sürede, eğer risk altında olduğunuzu düşünüyorsanız, bu semptomları görseniz de görmeseniz de bir enfeksiyon doktoruna başvurun. Bu semptomları görmeniz doktora gitmeniz için ek birer neden olacaklardır:

  • ateş
  • kızarıklıklar
  • boğaz ağrısı
  • şişkin  lenf bezleri (koltuk altı gibi yerlerde)
  • bağ ağrısı
  • mide bulantısı
  • eklem ve kas ağrıları

Bu semptomlar HIV'e özel değildir. Bunlar oldu diye HIV+ tanısı konulamaz. Bunlar sadece anlamlı bir cinsel ilişkinin üzerine oluştuklarında şüphe uyandırır.

Aşama 1, vücudunuzun HIV ile yoğun olarak savaştığı, ve HIV'e karşı antikor üretmeye çalıştığı aktif bir süreçtir. Bu belirtilerin çoğu da bu savaşın yan etkileridir.

Aşama 2

İlk savaştan sonra, aşama 1'de kötü hisseden birçok insan daha iyi hissetmeye başlar. Örneğin grip oldunuz ve sonra iyileştiniz gibi düşünebilirsiniz. Vücudunuz aşama 1'de HIV'le savaşmak konusunda biraz yetenek kazandığı için bu süreci sessizce, ancak hiç galip çıkamayarak götürecek duruma gelebilir. Aşama 2, 10-15 sene sürebilir. Bu süre içerisinde hiçbir semptom ortaya çıkmayabilir. Virüs yine de aktiftir, çoğalmaya ve CD4 hücrelerinizi öldürmeye devam ediyordur, ancak HIV'e karşı verilen savaş sayesinde, ya da nedeniyle, bağışıklık sisteminiz, sizin fark edemeyeceğiniz bir hızda hasar almaktadır; ama hasar almaktadır. Bu süreç bittiğinde, bağışıklık sisteminiz geri döndürülemeyecek kadar çok hasar almış olabilir; ve bütün semptomlar bir anda ortaya çıkabilir. Ya da, siz yıllarca virüsle enfekte kalırsınız, ancak virüs sayısı hiçbir zaman bağışıklık sisteminizde bir belirti ortaya çıkartacak kadar hasar verecek noktaya ulaşmaz. Hep belli bir aralıkta kalabilir.

Bu dönemde aldığınız hasarın hızına ve boyutuna göre, bağışıklık sisteminizde bir problem olduğunu fark etmeniz mümkün olabilir. Örneğin grip olduğunuzda, haftalar boyunca iyileşemiyorsanız, ya da bir senede defalarca kez gribe yakalanıyorsanız, bağışıklık sisteminizde bir problem olduğundan şüphelenebilirsiniz. Ancak dediğimiz gibi, virüsün sayısının sizde hiçbir şüphe uyandırmayacak noktada kalması da mümkün.

Hayat boyu bu şekilde kalabilir misiniz? Yani virüsle enfektesiniz, virüs her zaman kanınızda var, ve belli bir miktarda çoğalmaya devam ediyor, ancak vücudunuz da virüsü belli miktarda öldürmeye devam ediyor; ve bağışıklık sisteminiz hiçbir zaman sizi güçsüz kılacak, hastanelik edecek noktaya gelmiyor. Ve ta ki ecelinizle ölene kadar böyle devam ediyorsunuz. Bu mümkün mü? Kısa cevap: Bilemeyiz. Eğer bu şekilde yaşayıp ölen insanlar varsa, bunu bilmenin bir yolu yok. Çünkü ölenlerin HIV+ olarak öldüklerini bilmenin bir yolu yok. Ancak burada sorulması gereken şu: Bir insanın eceliyle ölüp ölmediğini nasıl bilebilirsiniz? Görünürde kalp kriziyle ölen bir insanın, HIV nedeniyle aldığı hasardan dolayı vaktinden erken ölmediğinden nasıl emin olabilirsiniz? Bu şekilde düşünmenin kimseye faydası yok. Evet, teorikte HIV+ olup, ölümünüzde HIV'den aldığınız hasarın hiçbir katkısının olmaması mümkün. Pratikte ise, geçirdiğiniz grip hastalığının HIV yüzünden olup olmadığını söyleyemezsiniz, ya da sizi öldüren başka bir enfeksiyonun, HIV'in bağışıklık sisteminize verdiği bir hasardan dolayı sizi öldürüp öldürmediğini bilemezsiniz.

Aşama 2, genel olarak 10-15 sene sürebilir; ancak 1 senede tamamlanıp aşama 3'e de geçebilirsiniz. Aşama 2 sadece birkaç ay da sürebilir. HIV enfeksiyonu geçiriyorsanız, ve tedavi almıyorsanız, aylar içerisinde AIDS de olabilirsiniz. 

Aşama 3

Bu aşamaya gelindiğinde virüs bağışıklık sisteminize oldukça hasar vermiş olacaktır. İşte bu aşamada, daha önce verdiğimiz bir örnekteki gibi, grip oldunuz diye ölebilirsiniz. Vücudunuzda sizle birlikte yaşayan bakteriler de artık sizi hasta edebilecek noktaya geleceklerdir. Az önceki paragrafta, ecelle ölmekten bahsederken, aslında şunu soruyorduk: Hayatı boyunca HIV+ olduğunu bilmeyen, Aşama 3'e geçmeyen, ve virüsle inişli çıkışlı savaşsa da sonuçta virüs yüzünden ölmeyen insanlar var mıdır? Belki vardır; ancak amaç hiçbir zaman bunu hedeflemek olamaz. Tedavi almadığınız sürece, eninde sonunda Aşama 3'e geçeceksiniz. Belirtiler:
  • kilo kaybı
  • uzun süren ishal
  • gece terlemeleri
  • ateş
  • uzun süreli, iyileşmeyen öksürük
  • ağız içinde ve deride dermatolojik problemler
  • sürekli enfeksiyon geçirmek (örneğin sürekli grip olmak)
  • hastalanınca geç iyileşmek (bir türlü geçmeyen grip gibi)
  • nadir görülen, ciddi hastalıklara yakalanmak
Aşama 3'te HIV'in verdiği hasardan dolayı hastaneye kaldırılmak zorunda kalabilirsiniz. AIDS, Aşama 3'ün son safhalarında oluşan bir sendromdur.

Sonuçta, anlamlı bir cinsel hikayeniz varsa, HIV+ olduğunuzdan bu aşamalardan herhangi birinde şüphelenmeye başlayabilirsiniz. Bu cinsel ilişkiden 1 hafta sonra da, 1 yıl sonra da bu şüpheyi yaşamanız mümkün. Aşama 2'de belirgin şeyler olması beklenmediğine, ve aşama 1'de hiçbir semptom olmama ihtimali olduğuna göre, HIV+ olduğunuzdan şüphelenmek için elinizdeki tek şey yaşadığınız şüpheli cinsel ilişki olabilir.

Doktora gitmek için yukarıdaki aşamaların herhangi birini geçirmeyi, ya da semptomların bazılarının ortaya çıkmasını BEKLEMEYİN. Şüpheli bir cinsel ilişkinizin olması, bir enfeksiyon doktoruna gitmeniz için beklenen tek şarttır.

HIV olduğum nasıl kanıtlanır?
  1. Hikayeniz: Bir enfeksiyon doktoru hikayenizi dinler. Yaşadığınız cinsel ilişkileri, ve bu ilişkiler sırasında yaptıklarınızı detaylı bir şekilde anlatmalısınız. Doktorunuz sonrasında sizi muayene eder ve HIV enfeksiyonuna dair belirtiler olup olmadığına bakar.
  2. Laboratuvar testleri: HIV+ olduğunuz kesin olarak laboratuvar testleriyle kanıtlanır. Doktorunuz sizden kan örneği alır ve bu kan örneğinde HIV ya da HIV'in varlığına işaret edecek şeyler aranır.
HIV+ olduğunuzu kanıtlayabilmek için 2 şey yapılır: Ya HIV'in kendisini ararsınız, ya da vücudunuzda HIV'e karşı verilen savaşın kalıntılarını ararsınız. Bu kalıntılara antikor diyoruz. Antikorlar bir mikroba karşı özel olarak geliştirilen mayın tarlası ya da el bombası, ya da bir tür tuzak olarak düşünülebilir. Vücudunuzdaki savaşçı hücreler bir mikropla karşılaştıkları zaman hem onu öldürmeye çalışırlar, hem de o mikrobu hafızaya alırlar, ve gelecekte yeniden bu mikrobun vücudunuza girme ihtimaline karşın, antikor adı verilen tuzaklar geliştirirler. Bu antikorlar her mikrop için özeldir. Antikorlar, mikrop yeniden vücudunuza girdiğinde eğer denk gelirse mikroba yapışır ve onu işe yaramaz hale getirir. Böylece savaşçı hücrelerin iş yükleri hafiflemiş olur.

İşte bazı testler, HIV'in kendisini aramak yerine bu antikorları arar. Çünkü HIV'in antikorları HIV'e özeldir. Antikoru varsa, demek ki ya HIV de var, ya da geçmişte bu adamın vücudunda HIV varmış diyebiliriz. Antikor arayan testler hem çok ucuz, hem de çok pratiktirler ve hızlı sonuç verirler. Bu yüzden HIV+ olduğundan şüphelenen ya da şüphelenilen birisine ilk önce bu antikor testleri yapılır. Antikor testlerinden en meşhuru ELISA'dır. ELISA, testin özel adıdır. Antikor arayan başka testler de olabilir. Doktora gittiğiniz zaman illa ELISA istiyorum diye tutturmayın. ELISA'nın yaptığı işi yapan, ve ELISA'ya göre çok daha güvenilir olan başka antikor testleri piyasada mevcut olabilir. Doktorunuz ELISA yerine bu testleri isteyebilir; doktorunuzla tartışmayın. Sonuçta bu testlerin yaptıkları iş aynı: Antikor aramak. Eğer antikor testleri negatif gelirse, hastayı takibe alırız, başka bir şey yapmaya gerek kalmaz. Ancak bazı durumlarda hastanın geçişe çok müsait bir hikayesi varsa, antikor testleriyle birlikte HIV'in kendisini arayan testler de istenebilir. Buna siz değil, doktorunuz karar verecektir.

Eğer antikor testleri pozitif gelirse, o zaman HIV'in kendisini arayan testler yapılır. Bunun nedeni, antikor testleri bazen yanlış pozitif sonuç verebilirler. Bazen iki farklı mikroba karşı üretilen antikorlar birbirlerine çok benziyor olabilir. Örneğin grip virüsü ve HIV'e karşı üretilen antikorlar benzer olabilir. Bu testler de aradaki küçük farkları bulamayabilir; ve aslında siz sadece gripsinizdir, ancak antikor testi sonucu yanlışlıkla HIV pozitif görünebilirsiniz. Bunu engellemek için antikor testleri pozitif çıktığı zaman, sonuçtan emin olmak adına, HIV'in kendisini arayan testler yapılır. Bu testlerden en meşhuru mRNA testidir, oldukça pahalıdır ancak çok güvenilirdir. Antikor testiniz negatif olduğu halde bu mRNA testini de isterseniz, ücreti kendi cebinizden ödemek zorunda kalırsınız. Birçok durumda da doktorunuz antikor negatifliği ile yetinir, daha fazla teste gerek kalmaz. Ancak antikor testiniz pozitif ise, mRNA testi istenir, ve ücreti de sigorta karşılar.

mRNA ya da bu ayardaki bir test pozitif gelirse, sonraki aşamaları size doktorunuz anlatacaktır. Artık vücudunuzdaki HIV yükü araştırılır, takibe alırsınız, ilaç kullanıp kullanmayacağınıza karar verilir, gibi. Bunların tamamı da bir enfeksiyon doktoru ile görüşmeniz gereken konulardır. Şu andaki sistemde ise, HIV+ herkese ilaç tedavisi başlanıyor. Virüsün sayısı falan önemli değil, ya da hastalığa ilerliyor olmanız gerekmiyor. HIV+ iseniz, ilaç tedavisi başlanması gerekiyor. HIV+ olmanız, enfeksiyonun ilerlediği anlamına gelmez, hasta olacağınız, ya da AIDS olacağınız anlamına gelmez. Sadece HIV+ olarak, ve virüsün çoğalmasını engelleyecek ilaçlar kullanarak yıllarca yaşayabilirsiniz. Bunların hepsini de sadece enfeksiyon doktorunuzla konuşabilirsiniz.

Ne zaman doktora gitmeliyim?

HEMEN. Aklınızda şüphe yaratan bir cinsel ilişkiden sonra, HEMEN, bir enfeksiyon doktoruna gitmeniz gerek. Evet, antikor testlerinin çalışabilmesi için belli bir süre geçmesi gerekli. Ama güncel antikor testlerinden bazıları (p24 eklenmiş olanlar gibi), ilk hafta, hatta ilk günler içerisinde %99 kesinlikle sonuç verebiliyor. Ayrıca yaşadığınız cinsel ilişkiye göre, doktorunuz antikor testiyle uğraşmadan direk HIV'in kendisini aramak isteyebilir. Ya da, oldukça riskli bir ilişkiniz olduysa, örneğin partnerinizin HIV+ olduğunu biliyorsanız ya da bunu bir şekilde öğrendiyseniz, doktorunuz sonuçlar gelmeden de ilaç tedavisine başlayıp virüsün çoğalmasını engellemeyi denemek isteyebilir. HIV+ olduğunuzdan şüpheleniyorsanız, beklemeniz gereken bir süre yok. HEMEN, bir enfeksiyon doktoruna gideceksiniz. Beklediğiniz her gün, kendinizi daha çok riske atmış olacaksınız.

Birisiyle seks yaptım. 
Korkuyorum. 
Ne yapmalıyım?

Sizin bir sivil olarak HIV'le ilgili anlamanız gereken şey şu: HIV bulaşmış olma ihtimaliniz var mı yok mu? HIV kapmış olma riskiniz var mı? Bu rehberi okuyarak buna karar vermeniz gerekli. Ve bu rehberi tam olarak anladıysanız, şunu da artık kavramış olmalısınız: Eğer yaşadığınız ilişki ya da temas, yukarıdaki bulaşma şekillerinden birisine uyuyorsa, "Evet, risk altındayım" diyebilirsiniz.

Tekrar ediyorum: Birisi hiçbir zaman "sadece elinize" boşalmaz, boşalsa bile biri elinize boşaldı diye HIV kapmazsınız, ya da hiçbir zaman birisinin idrarı "yanlışlıkla" size sıçramaz. :)

Genel olarak, yukarıda sayılan durumlardan birini yaşayıp, "Hayır, risk altında değilim" demenin bir yolu var mı? Yok. Evet, risk var demenin çok yolu var; ama hayır demenin bir yolu yok. Burada önemli olan "hayır" diyebilmek değil zaten. Telaşa kapılıp enerjinizi ve paranızı harcamanızı gerektirmeyecek bir durumda olabilirsiniz. Bunu anlamanız önemli. Örneğin, HIV+ olan birisinin spermi kolunuza denk gelmiş olabilir. Bu örnek beni deli ediyor, ama yine de açıklayacağım. Kolunuzda bir kanama var mıydı? Yok. Dermatolojik olarak sağlıklı bir insan mısınız? Bildiğiniz kadarıyla evet. HIV sağlam deriden bulaşabilir mi? Hayır. O zaman içinizi rahatlatabilirsiniz. Koştur koştur en yakınınızdaki özel hastaneye gidip en pahalı testlerden istediğinizi haykırarak paranızı çar çur etmenize değecek bir senaryo değil bu. Kaldı ki kimsenin sperminin "yanlışlıkla" kolunuza gelmeyeceğini biliyoruz. Belki kolunuzda gözle göremediğiniz bir kanama vardı, belki de "benim derim sağlam değildi", olamaz mı? Olabilir. Belki de dünyanın en şanssız insanı sizdiniz. HIV+ birisinin spermi sizin kolunuza sıçradı, ve o sırada da kolunuzda bir derin bir çizik vardı, siz farkında olmadan oluşmuştu, mesela kolunuzu masaya çarpmıştınız, ve çizilmişti. Spermin kolunuza denk geldiği sırada da o çizik kanama yapacak şekilde halen açıktı, sizin gözle göremediğiniz bir şekilde kanamaya devam ediyordu. Bu kanamanın devam ettiği 3 saniye içerisinde sperm kolunuza geldi.  O kadar zaman içerisinden, kolunuzun gözle görülmeyecek şekilde kanadığı 3 saniyeye denk geldi. Allah'ın işine bak! Ve spermin içindeki HIV kanınıza bulaştı. Spermin de HIV'li kısmı denk gelmiş. Olaya gel... Bu kadar endişeli misiniz? Bu kadar şanssız olabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Yoksa sadece HIV-fobik misiniz? Ya da kısaca homofobik misiniz? Buna karar verin. HIV'in bu şekilde bulaşması İMKANSIZdır. Kimseye koluna sıçrayan spermden HIV bulaşmaz. Ve imkansız bir bulaşma şekli için hiçbir doktor size mRNA önermez. Öneriyorsa, işini kötü yapan ve komisyonla çalışan bir doktorla karşı karşıyasınız, ve bir özel hastanedesiniz demektir.

Siz risk altında mısınız? Bunun cevabı evet ise, yapmanız gereken şey bir enfeksiyon doktoruna gitmek. 

BAŞKA HİÇBİR ŞEY YAPMAYIN! 
  • İNTERNETTE ARAŞTIRMA YAPMAYIN.
  • HIV KONUSUNDA BİLGİLİ OLDUĞUNU İDDİA EDEN ARKADAŞLARINIZLA GÖRÜŞMEYİN.
  • İNSANLARIN FİKİRLERİNİ DİNLEMEYİN.
  • HIV bir fikir değildir, üzerinde fikir sahibi olunabilecek bir sohbet malzemesi de değildir. HIV, en iyi olarak enfeksiyon doktorlarının anlayabildiği bir gerçektir.
Risk altındaki insanlara hangi testlerin yapılacağı, hangi laboratuvarda hangi testlerin olduğu ya da bunların ücretleri konusunda araştırma yapmak size hiçbir şey kazandırmayacak. Özellikle Türkiye'de sosyal bilinçlendirme amacıyla yapılmış projelerin sayısı çok az. Ve Türkiye'nin internet ekosisteminin bir çöplük olduğunu siz herkesten daha iyi biliyorsunuz. İnternette HIV testleri ile ilgili okuduğunuz yazıların çoğu 10 lira ücret karşılığında lise mezunu editörlere yazdırılmış yazılar. Bu insanlar bu yazıları yazarken de kaynak olarak önlerine ne gelirse onu kullanıyorlar. Bu yazıların hiçbirisi de doktorlar tarafından yazılmış değil. Çünkü hiçbir doktor tıp fakültesinde öğrendiği şeyleri internete yazmakla uğraşmaz. Tıp fakültesinde öğretilen şeylerin kullanım yeri muayenehanedir. Bu yüzden internette HIV'i araştırarak geçirdiğiniz süre sadece zaman kaybı, korku ve paranoya olarak size geri dönecek. Ayrıca, HIV ile ilgili testlerde bir endüstri standardı bulunmamaktadır. Her ülkedeki doktorlar sırasıyla hangi testlerin yapılması gerektiği konusunda farklı fikirlere (ekol) sahip olabilirler. Her testin yanlış ya da eksik sonuç verme riski vardır. Birkaç sene boyunca tüm doktorlar arasında en popüler ve ilk tercih olan testler, bir zaman sonra en son çare haline gelebilmektedir. Siz internetten saatlerce araştırma yapıp hangi testten olacağınızı biliyor olduğunuzu sanarak doktora gidip, öğrendiğiniz testin artık tercih edilmediğini, hatta üretilmediğini bile duyabilirsiniz. Doktora gitme zamanınıza bağlı olarak doktorunuzun imkanları dahilinde yepyeni ve sizin hakkında hiçbir şey duymadığınız çok ucuz ve güvenilir bir test olabilir. Doktorunuz sizi zaman ve para kaybından kurtarır.

HIV testleri ile ilgili kendi kendinize araştırma yapmanız size kendinizi iyi hissettiriyor olabilir. Ancak doktorunuza güvenmek zorundasınız. Hiçbir enfeksiyon doktoru HIV+ olduğundan şüphe duyduğu bir hastayı, hem kendi hem de hastanın şüphesini gidermeden bırakmaz. Sizi gerek olduğu sürece kontrollere çağırır, ve en az para ve endişe ile negatif olduğunuzu ispatlamanın yollarını arar. HIV, her enfeksiyon doktorunun kariyerinde önemli bir yere sahiptir, ve doktorunuz da konunun hassasiyetinin ve tehlikesinin farkındadır. Hiçbir doktor, HIV+ olma riski olan bir hastayı, negatif olduğunu ispatlamadan gönül rahatlığı içerisinde kendi yaşamına göndermez. Doktor, bu hastanın da toplumun da güvenliğinden sorumludur. Ve sizin negatif ya da pozitif olduğunuzu ispatlamak için elinden geleni yapacaktır.

Risk altında olduğunuza karar verdikten sonra yapmanız gereken tek bir şey var: 
  • Bir enfeksiyon doktoruna gitmek.
  • Ona, yaşadığınız ilişkiyi en detaylı şekliyle anlatmak.
Dünya üzerindeki hiçbir yazı/makale, sizi, doktorunuz kadar güvende tutamaz. HIV+ olup olmadığınızı anlamak için, bir enfeksiyon doktoruna muhtaçsınız.

Sık yapılan bir hata:
  • Doktora danışmadan, bu işi kendi kendime hemen halledeyim diyerek, bireysel olarak müşteri (hasta) kabul eden laboratuvarlara gidip kan vermek ve HIV testlerinden birini yaptırmak.
  • Hiçbir laboratuvar sizi doktorunuz gibi önemsemez. Laboratuvar bir ticarethanedir, ona, ancak ödediğiniz para kadar güvenebilirsiniz.
  • Doktorunuzun muayenehanesi bir kariyer merkezidir. Size faydalı olamadığı zaman, ya da size zarar verdiği zaman, doktorunuz sadece para değil, kariyerini de kaybeder. Bir laboratuvar yerine bir doktora güvenmek için çok daha fazla sebebiniz var.
  • Bazı testler, enfeksiyonun sadece bazı dönemlerinde sonuç verebilir. Laboratuvarlarda bu bilgileri size vermek zorunda değildir.
Bu rehberin size öğretmeye çalıştığı şeyler şunlardı:
  • HIV nedir?
  • Nasıl bulaşır? Nasıl bulaşmaz?
  • Risk altında mısınız? Bu soruya bir sivil olarak siz cevap verebilirsiniz.
  • Risk altında olup olmadığınızı anlamaktan başka sizin yapabileceğiniz hiçbir şey yok.
  • İnternette saatlerce testleri ve bulaşma yollarını araştırmak size hiçbir şey kazandırmayacağı gibi, gerçekte HIV+ olup olmadığınız gerçeğini de değiştirmeyecek.
  • Risk altında iseniz, yapmanız gereken ilk ve tek şey: Enfeksiyon hastalıkları doktoruna gitmek.
Bunlar dışında öğrenmeye çalıştığınız her şey size bir zaman kaybı olarak geri dönecek, ve öğrenebileceğiniz yanlış bilgiler sonucu belki de kendi hayatınıza zarar vereceksiniz.

HIV'i anlayın, risk altında olup olmadığınızı bilin, ve bir doktora gidin. Sizi, bir enfeksiyon doktorundan başka hiç kimse rahatlatamaz. HIV, herhangi bir sivilin birkaç saatlik araştırma ile kendi kendine tanı koyabileceği bir konu değildir. HIV, birçok enfeksiyon doktoru için başlı başına bir kariyerdir. Telefonunuz bozulduğunda kendi kendinize tamir etmeye çalışmadığınız gibi, vücudunuz bozulduğunda da internet size yardımcı olmayacaktır.

Eğer HIV bulaşması açısından risk altında olup olmadığınızı söyleyebiliyorsanız, bu rehber amacına ulaşmış demektir. Bir sonraki aşama ve beklediğiniz cevaplar enfeksiyon doktorunuzun muayenehanesinde ve onun ağzından gelecektir.

Belki de kazandığınız en önemli şey şu liste olmalı:
  • HIV içeren 6 sıvı. Mukoza içeren 6 organ. Bunların temasını içerebilecek çeşitli senaryolar. Bu senaryolara ilk örneğin her türlü seks olması.
  • Boşalma olsa da olmasa da, kanama olsa da olmasa da, aktif de olsanız pasif de olsanız, iki erkek de olsanız iki kadın da, bir kadın bir erkek de, fark etmez: Her türlü oral, anal, vajinal seks  ve rimming sırasında, ve sürtünme ile, HIV bulaştırabilirsiniz ve HIV kapabilirsiniz.
  • Biriyle dudaktan öpüşmekle HIV geçişi mümkündür; ancak risk sizin inisiyatifinize kalmış durumda. Ben, kişisel olarak, bu sebeple doktora gitmem, korkmam. Bu benim kişisel fikrimdir.
  • Hayır, kimsenin bir şeyi size yanlışlıkla sıçramaz. Yaşadığınız ilişkiyi itiraf edin.
  • Elinize, kolunuza sperm geldiğinde, HIV kapmazsınız.
  • Yüzünüze sperm geldiyse, ancak ağzınıza ve burnunuza girmediyse, hayır HIV kapmadınız.
  • Gözünüze kan, meni sıçraması risk demektir. 
  • Kimsenin gözüne idrar sıçramaz. Sıçradıysa da yanlışlıkla olmadığını biliyorsunuz. Konuyla ilgili açıklamayı ilgili yerde uzun uzun yaptım.
  • Kondomlar %100 koruma sağlamaz; ancak %100 değil diye 99'u çöpe atıyorsanız, ve inadınıza kondomsuz ilişkiye giriyorsanız, belki de HIV size müstahaktır.
  • Kondom kullanın.
  • Kondom kullanın.
  • Kondom kullanın.
  • Kondom kullanın.
  • Kondom kullanın.
  • ORAL SEKSTE GÜVENLİ OLMAK İSTİYORSANIZ, KONDOM KULLANMAK ZORUNDASINIZ.
  • ORAL SEKS, ANAL SEKSTEN DAHA BASİT YA DA RİSKSİZ BİR SEKS DEĞİLDİR. (Hele ki Türkiye gibi ağız sağlığının kontrolünün 5 senede bir zorunda kalınınca diş doktoruna gidilmesinden ibaret olduğu bir ülkede, oral seks en az anal seks kadar risklidir.)
  • HIV harici cinsel yolla bulaşan hastalık vakaların yarısından çoğu oral seksle bulaşır.
  • HIV kapabileceğiniz en kötü şey değildir. Öpüşmeyle kaptığınız sfiliz sizi öldürebilir, ya da kasıkların temasıyla bile kapılabilen HPV sizi kanser edebilir.
HIV'in tarihini, ve neden eşcinsellerle ilişkilendirildiğini öğrenmek için, politik yorumlar da içerebilecek HIV deyince neden akla eşcinseller geliyor? başlıklı yazıyı okuyabilirsin.

Bu rehberin linkini paylaşın, yaşatın. Öğrendiklerinizi çevrenizdekilere de anlatın. Bunu yazarken karpal tünel oldum. Kollarıma bengay sürmeye gidiyorum.

Bu sayfa, KTOG tarafından hazırlanmış bir derlemedir. Salt bilgilerin telif hakkı KTOG'a ait olmasa da, bilgilerin derleniş tarzı, sunumu ve anlatımı KTOG'a aittir. Bu sayfayı izinsiz olarak dijital ya da print formunda paylaşmak ve yayınlamak hakkı saklanmıştır (yasaktır). Sayfadan kaynak göstererek minik alıntılar yapmakta serbestsin. Bu blog, bu sayfa ve içerdiği derleme Creative Commons Lisansı altında korunmakta olup, kişisel/ticari amaçlarla paylaşıma kapalı tutulmaktadır. KTOG, izinsiz yapılan paylaşımlar için yasal süreç başlatma hakkına sahiptir.

Faydalanılan kaynaklar: Catie.ca

0 comments :

Yorum Gönder